Search for:
Trafik Kazası Sonrası Tedavi Giderleri

Türk Borçlar Kanunu m.53 ve 54’e göre haksız fiillerden doğan iki tip zarar vardır: Ölümden doğan zararlar ve bedensel zararlar. Kaza sonucu yaralanma durumunda, yaralanan kişi, “tedavi giderleri” olarak adlandırılan tıbbi giderlerinin ve “iyileşme giderleri” olarak adlandırılan günlük yaşamına dönmek için yaptıkları harcamaların geri ödenmesini talep etme hakkına sahiptir. Ölüm olaydan hemen sonra gerçekleşmemişse gerçekleşene kadar ortaya çıkan tedavi giderleri ve bedensel zararlar için ortaya çıkan tedavi giderleri konumuzun kapsamındadır.

Karayolları Trafik Kanunu’nda da konuyla ilgili düzenlemeler bulunmaktadır. Madde 98’e göre ‘‘Trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır.’’

Bahsi geçen madde ve devamına bakılacak olursa kaza geçiren kişinin sosyal güvencesi olsa da olmasa da sosyal güvencesi varmış gibi resmi veya özel tüm sağlık kuruluşlarından aldığı sağlık hizmetleri Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenecektir.

Sağlık hizmetlerine (tedavi giderleri) örnek verecek olursak; ilkyardım, tahliller, ameliyat, yoğun bakım, ilaç, protez, pansuman, diyaliz, fizik tedavi, doktor raporuyla alınan ve SGK kapsamındaki diğer tıbbi materyallerin giderleri bu kapsamdadır. Bunlar çoğaltılabilir.

İyileşme giderlerine örnek verecek olursak; bakıcı, evde özel bakım giderleri, tedavi için oluşan yol, barınma, beslenme giderleri, henüz olunmamış zorunlu ameliyatın giderleri, protez yenileme giderleri, tekerlekli sandalye, havalı yatak vb. giderleri bu kapsamdadır. Bunlar çoğaltılabilir.

Trafik kazası sonucu basit bir yaralanma ortaya çıkmış fakat bu basit yaralanma başka bir hastalığın ortaya çıkmasına ya da artmasına neden olduysa, bu durumda da ortaya çıkan tedavi masraflarının tazmin edilmesi beklenilmektedir. Önemli olan hastalık ile kazanın arasında bağ kurulabilmesidir.

Bu giderlerin tazminini kimin ya da hangi kurumun yapacağı konusunun detaylarına bakıldığında harcamaların belgelendirilmesi noktasında bir ayrıma gidilmektedir. Buna göre, belgelendirilmiş olan tüm harcamalar Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmaktadır.

Ancak hayatın olağan akışına göre bir trafik kazası sonrasında, yaşanan olaydan kaynaklı olarak içinde bulunan psikolojik durum veya tedavi süreci sebebiyle, ne kazadan dolayı zarar gören ne de onun yakınlarının her harcamayı belgelendirmesi mümkün olmayabilir. Belgelendirilmemiş olan harcamalar ise araç işleteni, araç sürücüsü ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısı (trafik sigortası) olan sigorta şirketi tarafından karşılamaktadır. Hakim, uzman kişileri harcamaların tespit edilip hesaplanması için görevlendirebilir.

Özetle, SGK’nın karşılamakla yükümlü olduğu harcamalar belgelendirilmelidir. SGK’nın sorumluluğu dışında kalan diğer harcamalar araç işleteni, sürücüsü veya zorunlu mali sorumluluk sigortasının yapıldığı sigorta şirketine aittir.

  • ‘‘Bununla birlikte tedavi giderlerinden 2918 sayılı Yasanın 98. maddesi kapsamında kalanlar Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğuna dahil ise de Yasa kapsamı dışında kalan tedavi gideri, bakıcı veya tedaviye bağlı sair giderlerden ise davalı …Ş.’nin sorumluluğu devam etmektedir.’’ (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi,11.09.2014, 2014/8243 E, 2014/11575 K.)

Ek olarak özel hastanelerde görülen tedavilerin giderlerinin sınırlandırılması resmi tarifelere göre yapılamaz.

Belgelendirilmiş bile olsa, harcamaların kazayla ilgili olan bir zarardan dolayı yapılıp yapılmadığıyla ilgili bir şüphe olduğu durumlarda da hakim bilirkişiye başvurabilir.

  • ‘‘… yapılan değişiklik ile trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmi ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacak, hastanelerce sunulan sağlık hizmet bedelleri yönünden sigorta şirketlerinin ve Güvence Hesabının yükümlülükleri sona erecektir. Kazazedelerin, bunun dışında kalan bakıcı veya tedaviye bağlı sair harcamaları, sigorta şirketlerinin ve Güvence Hesabının tedavi teminatları kapsamında, yine sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı tarafından karşılanmaya devam edecektir.’’ (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 14.02.2018,2015/7503 E, 2015/7503 K.)
Kasko Sigortası

Kasko sigortası (Motorlu Kara Taşıtları Kasko Sigortası), araç sahiplerinin ödeyeceği prim karşılığında araçlarına gelebilecek çeşitli rizikolar için koruma sağlayan bir tür sigortadır. Bu rizikolar kaza, hırsızlık, yangın, sel, üçüncü kişilerin kötü niyet veya muziplikle yaptıkları hareketler ile fiil ehliyetine sahip olmayan kişilerin yaptıkları kazalar gibi durumlarla ortaya çıkmış olabilir.

Kaskonun kapsamına aldığı rizikolar poliçeye göre belirlenecektir. Poliçede genel ve özel şartlar (kloz) düzenlenir. Üstte sayılan kaza, hırsızlık vb. rizikolar dışında cam kırılması, anahtar kaybolması gibi durumlarda oluşan hasarları karşılayıp karşılamadığını anlamak için sigorta poliçesinde bulunan özel şartlara bakılır. Kasko sözleşmesinde; hasarsızlık indirimi klozu, eskisi yerine yenisi klozu, muafiyet klozu, kullanım-gelir kaybı klozu, yurt dışı teminat klozu, araçta bulunan özel eşyalar klozu, LPG kullanan araç klozu gibi çeşitli klozlar sıklıkla kullanılmaktadır.

KASKO SÖZLEŞMESİNİN UNSURLARI

Teminata Konu Olabilecek Bir Araç

 Sigorta Menfaati

 Teminat Kapsamına Alınan Riziko

 Sigorta Primi

 Sigorta Bedeli

1.Teminata Konu Olabilecek Araç:

Hem motorlu hem de motorsuz kara araçları, römork veya karavanlar, iş makineleri, lastik tekerlekli traktörler, diğer zirai tarım makineleri kasko sigortası ile teminata konu olabilecektir. Bu araçların teminat altına alınabilmeleri için aynı zamanda karayolunda kullanma izinlerinin de bulunması gerekir.

2.Sigorta Menfaati:

Kasko sözleşmesine konu olabilmesi için menfaatin, parayla ölçülebilen bir değerinin olması ve hukuken korunabilir olması gerekmektedir.

Menfaat sahibi değişirse, aksi kararlaştırılmadıkça, sigorta sözleşmesi sona ermektedir.

3.Teminat Kapsamına Alınan Riziko:

Riziko, zarara uğrama tehlikesi/risk demektir.

Hukuka aykırı, kamu düzenine ve kişilik haklarına zarar veren veya ahlaka aykırı fiillerden doğan zararlar sigorta ile teminat altına alınmamaktadır. Ayrıca, Türk Ticaret Kanunundaki ifadeye göre sigortalayan, rizikonun gerçekleşmesine kasten sebep olduğu takdirde, sigortacı tazminat borcundan kurtulur ve aldığı primleri geri vermez.

4.Sigorta Primi:

Prim miktarının belirlenmesinde sigorta kapsamına alınan rizikolar, gerçekleşme olasılığı, menfaatin değeri, sigorta bedeli, sigorta ettirenin özellikleri gibi hususlar göz önünde bulundurulur.

5.Sigorta Bedeli:

Sigorta bedeli, sigortacının poliçede belirtildiği şekliyle ödemeyi kabul ettiği tazminat miktarıdır.

KASKO VE TRAFİK SİGORTASI FARKI

Kasko sigortası trafik sigortasından (zorunlu mali sorumluluk sigortası) farklıdır. Diğerinin aksine kasko yaptırmak zorunlu değildir. Bunun yanında kasko sadece aracın kendisini korur, trafik sigortası ise diğer araçları veya kişileri korur. Kasko, kast ve ağır ihmal dışındaki kusurlarda ortaya çıkan rizikoları karşılarken trafik sigortası hiçbir kusurun ortaya çıkardığı zararı karşılamaz.

HASAR ORTAYA ÇIKTIKTAN SONRA NE YAPILMALIDIR?

Hasar ortaya çıktı ve gerekli işlemler yapıldıktan sonra hasar sigorta şirketine bildirilmelidir. Şirket, hasarın tespiti için sigorta eksperi görevlendirecektir. Bu kişiler hem sigorta yaptıranı hem de sigortacıyı bilgilendirmek zorundadır. Eksper raporuna göre sigorta şirketi, zararı karşılama oranını sigorta yaptırana bildirir. Eğer karşılama oranında uyuşmazlık olursa Sigorta Tahkim Komisyonu veya mahkemelere başvurulabilir.

Kasko sigortasında esas hak sahibi sigorta ettirendir. Farklı durumlarda, araç üzerinde intifa hakkı sahibi olanlar, rehin veya hapis hakkı olan, haciz koyduran alacaklılar ve bunlara benzer ayrıcalıklı kişiler de menfaatlerini sigorta ettirebilirler.

Kasko sigortası poliçesi, bir yıl süreyle geçerlidir ve poliçe yenileme seçeneği sunar. Poliçe yenileme süresi, poliçenin süresinin dolmasından önce belirli bir süre önce başlar ve poliçenin yenilenmesi için prim ödenmesi gereklidir.

Exemption from Liability for the Operator of a Motor Vehicle

Under Article 86 of the Highway Traffic Law, the vehicle operator or the owner of the business to which the vehicle operator is affiliated is liable for damages resulting from their own negligence or a defect in the vehicle.

To be exempt from liability, the operator must prove that the damage was not caused by their own negligence or a defect in the vehicle, but rather by force majeure, the negligence of a third party, or the gross negligence of the person who suffered the damage. If they cannot prove this, the law presumes that the operator was at fault.

Let’s explain the details of the conditions under which a vehicle operator can be exempt from liability:

1. PERFECTION

The term "violation" here refers to a failure to comply with traffic rules. However, the vehicle operator is not required to prove compliance with all traffic rules. It is sufficient for the operator to prove compliance with the specific rules that the injured party alleges were violated.

2. The Vehicle Malfunction Did Not Contribute to the Accident

Similarly, the operator is not required to prove that all parts of the vehicle were in good working order. The operator is only required to prove that the defects alleged to have caused the damage did not exist. For example, in an accident that occurred on a dry day, the operator is not required to prove that the windshield wipers were working.

If there is a defect in the vehicle, regardless of the cause, the operator cannot be relieved of liability. Even if the operator or the person held liable for the operator’s actions and conduct is entirely free of fault, the defect in the vehicle still renders them liable.

A vehicle malfunction is not a force majeure event but rather an unforeseen circumstance. The operator is also liable for unforeseen circumstances. Furthermore, this situation does not result in a reduction in the amount of compensation. Technical malfunctions can generally be prevented. Therefore, technical malfunctions do not absolve the vehicle owner of liability.

If the defect in the vehicle stems from the gross negligence of the injured party or a third party, the operator is not liable for the damage. The manufacturer is not a third party. Therefore, the operator is liable for the manufacturer’s gross negligence. Regarding the mechanic’s negligence, we can distinguish between two different scenarios. If the mechanic’s negligence stems from a failure to exercise due care during maintenance and repair, the operator is liable.However, if the mechanic intentionally damaged the vehicle, the operator’s liability is eliminated. The vehicle owner, who is held liable due to the manufacturer’s or mechanic’s negligence, may seek recourse against these parties and claim reimbursement for payments made. If the injured party’s slight negligence contributed to the defect in the vehicle, the operator’s liability continues, but a reduction is applied to the compensation claimed.

Even if the operator can prove that the vehicle underwent a roadworthiness inspection and maintenance and repairs at a service center shortly before the accident, their liability remains.

3. THE FACT THAT HE HAS PRESENTED EVIDENCE OF HIS INNOCENCE

In addition to proving that the damage was not caused by the operator’s own negligence or a defect in the vehicle, the operator must also prove that the damage resulted from force majeure, the victim’s gross negligence, or the gross negligence of a third party.

Force majeure refers to extraordinary events that occur outside the scope of the motor vehicle’s operational risks and that cannot reasonably be foreseen or avoided. Events such as earthquakes, floods, and lightning strikes are classified as force majeure. However, events such as heavy snowfall, freezing conditions, or the driver falling asleep or dying at the wheel are considered unforeseeable circumstances. These represent situations inherent to the operation of the vehicle that are foreseeable and preventable. Unlike force majeure, the operator is liable for such situations.

While the amount of compensation is reduced if the injured party is also slightly at fault, the operator is released from liability if the injured party is grossly at fault. In cases where the operator cannot prove their lack of fault or that a defect in the vehicle did not contribute to the accident, the operator is not the sole party liable. Liability arising from the injured party’s gross negligence continues. For example, in cases where a pedestrian crosses against a red light and is struck by a drunk driver or a vehicle with faulty brakes, both the driver and the pedestrian are liable for their respective faults.

In cases involving the negligence of a third party, the operator’s liability ceases if the third party is grossly negligent, but continues if the third party is only slightly negligent. However, in such cases, the operator cannot claim a reduction in compensation by citing the third party’s slight negligence; instead, the operator and the third party are jointly and severally liable.

Compensation for Loss of Support

Destekten yoksun kalma tazminatı, ölenin yaşarken destek verdiği kişilerin ölüme sebep olan taraftan talep edebileceği maddi tazminattır.

Buradaki amaç destekten mahrum kalan kişilerin hayatlarına aynen devam etmeleridir, zenginleşmeleri değil. Yardımın düzenli olması ve bunun da bakılan kimsenin normal yaşama imkânlarını sağlama amacıyla yapılması gerekir. Bunun dışında bir amaçla verilen destekler sürekli de olsa destekten yoksun kalma tazminatı ile talep edilemez. Yapılmış olan yardımın nedeni önemli değildir. Merhamet veya dinî nedenlerle, itibar kazanmak amacıyla yapılmış olabilir. Fakat neden, ahlaka aykırı olmamalıdır. Desteğin sürekli olmasıyla kastedilen her gün, ay yapılması değildir. Yılda bir kez yapılan fakat her yıl tekrarlanan bir yardım da bu kapsama alınır. Verilen destek illaki parasal bir destek olmak zorunda değildir.

Davacı mevcut hayat seviyesini idame ettirecek bir imkâna sahip ise talebi reddedilir.

Ayrıca destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için ölüm neticesi gerçekleşmeseydi desteğin verilmeye devam edileceği ile ilgili bir inanç olması gerekir.

Bu tazminatı talep etmeleri için ölümden önce destek alıyor olmaları şarttır. Normalde destek almayan kişi öldükten sonra destekten yoksun kalma tazminatı talep edemez. Destekten yoksun kalma tazminatı davasını destek alan herkes açabilir. Ancak eşi, çocukları, anne ve babası gibi kanunen destek verdiği yönünde bir karine bulunan kişiler dışındaki amcası, halası, erkek/kız arkadaşı gibi kişiler destek aldığını ispatlamak zorundadır. Buna ek olarak anne, baba eş vb. gibi destek verdiği karine olarak kabul edilen kişilerin hayatın olağan akışına aykırı şekilde aslında destek vermediği ispat edilirse destekten yoksun kalma tazminatı talep edilemez. Örneğin yıllardır görüşmeyen eşler için destekten yoksun kalma tazminatı talep edemez.

Bir sözleşme ile ölünceye kadar bakma borcu altında olan kişi ölürse bakılan kişiye destekten yoksun kalma tazminatı ödenmez.

İş kazaları veya meslek hastalıkları sonucu ölüm dolayısıyla ölenin yakınlarına Sosyal Sigortalar Kurumunca ödenen yoksun kalma tazminatlarından ötürü SGK, kusurlu işverene karşı rücu hakkına sahiptir.

Ölenin gelirinden pay alabilme hakkına sahip kişilerden birinin dava açmamış olması, onun payının başkalarına dağıtılabileceği anlamına gelmez.

Bekar olduğu dönemde alabileceği destek ile evlendikten, çocuğu olduktan sonra alacağı destek farklı hesaplanmalıdır.

Destekten yoksun kalma tazminatı talebinin zamanaşımı süresi, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren 2 yıldır. Ölüm olay nedeniyle fakat tedaviyle süren yıllardan sonra gerçekleştiyse ölümün gerçekleştiği yıldan itibaren süre işlemeye başlar. Her koşulda 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar.

18 Yaşından Küçükler İçin Geçici İş Göremezlik Tazminatına Hükmedilebilir mi?

18 Yaşından Küçükler İçin Geçici İş Göremezlik Tazminatına Hükmedilebilir mi?

  •   4. Hukuk Dairesi         2021/11579 E.  ,  2022/5030 K.
  • ‘18 yaşından küçük olup aktif çalışması bulunmayan çocuk yararına geçici iş göremezlik tazminatı hükmedilemez. Davacı kaza tarihinde 14 yaşında olup kaza tarihindeki yaşı itibariyle kazanç getiren herhangi bir işte çalışmamaktadır. Bu yönden mahrum kalınan bir kazançtan bahsedilemeyeceğinden bu zararın oluştuğunun kabulü doğru değildir.’
  • 4. Hukuk Dairesi         2021/18338 E.  ,  2021/9298 K.
  • ‘18 yaşından küçük olup aktif çalışması bulunmayan çocuk yararına geçici iş göremezlik tazminatı hükmedilemez. Davacı kaza tarihinde 17 yaşında olup kaza tarihindeki yaşı itibariyle kazanç getiren herhangi bir işte çalıştığına dair dosyaya sunulmuş bir delil bulunmamaktadır. Bu yönden mahrum kalınan bir kazançtan bahsedilemeyeceğinden geçici iş göremezlik zararının oluştuğunun kabulü doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekir.’
  •  4. Hukuk Dairesi         2021/2728 E.  ,  2021/2749 K.
  • ‘Uyuşmazlık Hakem Heyetince davacının kaza tarihinde 6 yaşında olduğu, başvuru sahibinin kaza sonucu yaralanması sebebiyle öğrenimine devam edememesi, öğrenim hayatında sene kaybetmesi veya akranlarına göre hayata geç atılması gibi somut durumların varlığının kanıtlanamaması gerekçesiyle geçici iş göremezlik tazminatı talebinin reddine, sürekli iş göremezlik tazminatı talebinin ıslah doğrultusunda kabulüne ve geçici bakıcı gideri tazminatı talebinin kısmen kabulüne karar verilmiş, davacı vekilinin geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin itirazı üzerine İtiraz Hakem Heyetince geçici iş göremezlik tazminatının efor kaybı olarak yaşla bağlantılı olmadan bu tazminatın ZMSS kapsamında talep edilebileceği gerekçesiyle davacının bu hususa ilişkin itirazı kabul edilerek davacı için 2.356,67 TL geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmiştir.

 Oysa, davacı yaşı itibariyle gelir getiren bir işte çalışamayacağına göre geçici iş göremezlik zararı ile ilgili talebin reddine karar vermek de gerekebilir. Geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin itirazı kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.’

  • 4. Hukuk Dairesi         2021/10518 E.  ,  2022/3275 K.
  • ‘Dairemiz uygulamaları gereği cismani zarar nedeniyle geçici iş göremezlik zararı talep edenlerin kaza tarihinde 18 yaşından küçük olanların geçici iş göremezlik tazminatı talep edemeyecekleri yönündedir.
    Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında; davaya konu edilen geçici iş göremezlik zararının, davacının kaza tarihi itibariyle 18 yaşından büyük olduğu dikkate alınmak suretiyle karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı biçimde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.’
  • 4. Hukuk Dairesi         2021/4222 E.  ,  2021/8157 K.
  • ‘18 yaşından küçük olup aktif çalışması bulunmayan çocuk yararına geçici iş göremezlik tazminatı hükmedilemez. Davacı kaza tarihinde 16 yaşında olup kaza tarihindeki yaşı itibariyle kazanç getiren herhangi bir işte çalıştığına dair dosya kapsamında bir bilgi ya da belge bulunmamaktadır. Bu yönden mahrum kalınan bir kazançtan bahsedilemeyeceğinden bu zararın oluştuğunun kabulü doğru değildir.’
Geçici İş Göremezlik Tazminatı

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda geçici iş göremezlik zararı doğrudan sayılmamış ve tanımı yapılmamıştır. Ancak, kanunun genel hükümleri çerçevesinde, geçici iş göremezlik zararı kavramı bazı yargı kararları ve öğreti görüşleri tarafından yorumlanmıştır. Geçici iş göremezlik durumları, TBK sistematiğinde kazanç kaybı kapsamında değerlendirilir. Geçici iş göremezlik, kaza geçiren kişinin kalıcı bir sakatlık durumu olmaksızın, tedavi sürecinde çalışamaması ve bu nedenle bir süre iş ve kazanç kaybına uğraması durumunu ifade eder. Bu durumda, kazazedeye iş göremezlik süresince geçici iş göremezlik ödeneği verilir. Yargıtay, geçici iş göremezlik zararını, bir kişinin haksız fiil sonucu tedavi görmesi gerektiğinde, iyileşinceye kadar çalışamaması ve bu nedenle iş ve kazanç kaybına uğraması olarak tanımlamaktadır. Bu nedenle, geçici iş göremezlik zararı, kazazede veya hastanın, iyileşene kadar geçen sürede geçici olarak iş yapamamasından kaynaklanan ekonomik kayıpları ifade eder. Yargıtay, bu kayıpların, tedavi süreci boyunca gerçekleşen tıbbi giderlerin yanı sıra, kişinin kazancına ve işine zarar veren iş kaybı, kaybedilen iş fırsatları, yarım kalan işlerin tamamlanması için ek masraflar gibi diğer ekonomik kayıpların tazmini için talep edilebileceğini de belirtmektedir. Yargıtay, geçici iş göremezlik döneminde kişinin %100 iş gücü kaybına uğradığının kabulü ile hesaplama yapılması gerektiğine ilişkin bir karar vermiştir. Bu karar, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle geçici iş göremezlik sürecinde olan kişilerin maddi haklarının belirlenmesinde önemli bir etkiye sahiptir.

Yargıtay’ın bu kararı, geçici iş göremezlik sürecindeki kişilerin iş gücü kaybının yüzdesi ve süresi gibi faktörlere göre maddi tazminatlarının belirlenmesi konusunda bir referans noktası olarak kabul edilebilir. Ancak her vakada, kişinin iş gücü kaybı ve süresi gibi faktörler dikkate alınarak ayrıntılı bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Esasında tekrar edecek olursak; geçici iş göremezlik zararı, bir kişinin iş göremezliği nedeniyle, çalışamadığı süre boyunca maddi zarara uğramasıdır. Bu süre içinde kişi normal olarak gelir elde edememekte ve bu nedenle maddi kayıplar yaşayabilmektedir. Örneğin, bir işçinin hastalık nedeniyle işe gelememesi durumunda, çalışamadığı süre boyunca maaşını kaybetmesi geçici iş göremezlik zararına örnek olarak gösterilebilir. Öğretide görüş birliği olmamasına rağmen, yargı kararları geçici iş göremezlik zararının tazmini konusunda önemli bir yol gösterici olabilir.

Geçici iş göremezlik tazminatı, bir kişinin haksız bir fiilden zarar görmesi durumunda, tedavi ve iyileşme sürecindeki iş göremezlik nedeniyle uğradığı maddi kaybın tazmini için ödenen bir tür tazminattır. Bu tazminat, kişinin çalışamama süresi boyunca elde edeceği ücret kaybını karşılamak için ödenir ve genellikle sigorta şirketleri tarafından ödenir. Geçici iş göremezlik tazminatı, özellikle iş kazaları, trafik kazaları ve meslek hastalıkları gibi durumlarda ortaya çıkar. Bu tazminat, kişinin tedavi ve iyileşme sürecinde geçici olarak iş göremez hale gelmesi nedeniyle, işverenin ya da sigorta şirketinin ödemesi gereken bir tür tazminattır. Bu tazminatın miktarı, kişinin kazadan sonra kaç gün iş göremez olduğuna ve kişinin işindeki ücretine bağlı olarak değişebilir. Bu tazminatın hesaplanmasında kullanılan yöntemlerden biri de “fark teorisi” olarak adlandırılan yöntemdir.

Fark teorisi, çalışanın iş kazası veya meslek hastalığı öncesindeki çalışma gücü ile kazaya veya hastalığa bağlı olarak kaybettiği çalışma gücü arasındaki farkın tazmin edilmesini esas alır. Bu fark, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle çalışanın geçici olarak iş yapamaması süresince ödenmesi gereken tazminatı belirler.

Ancak, “fark teorisi” uyarınca geçici iş göremezlik tazminatının hesaplanması için, malvarlığı zarar görenin rızası dışında azalması gerektiği yönündeki ifade yanlıştır. Bu ifade hukuki açıdan doğru değildir.

Geçici iş göremezlik tazminatının hesaplanmasında, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu çalışanın geçici olarak iş yapamaması nedeniyle gelir kaybı yaşadığı kabul edilir. Dolayısıyla, zarar görenin rızası dışında bir gelir kaybının meydana gelmesi yeterlidir. Malvarlığı zarar görenin rızası dışında azalmak zorunda değildir.

Geçici iş göremezlik zararı her durumda farklılık gösterebilir. Geçici iş göremezlik zararı, bir kişinin geçici olarak iş yapamamasından dolayı kaybettiği geliri ifade eder. Ancak bu kayıp, kişinin mesleği, çalıştığı işyeri, işe geri dönüş süresi gibi faktörlere bağlı olarak değişebilir. Örneğin, bir ofis çalışanı ile bir inşaat işçisinin iş göremezlik zararı farklı olabilir çünkü bir ofis çalışanı genellikle masa başında çalışırken, bir inşaat işçisi ağır fiziksel iş yapar. Aynı şekilde, bir kişinin işe geri dönüş süresi de tedaviye ve iyileşme sürecine bağlı olarak değişebilir. Dolayısıyla, her durumda geçici iş göremezlik zararı farklı olabilir ve somut olaya göre değerlendirilmelidir. Geçici iş göremezlik zararının içeriği, her somut olaya göre farklılık gösterir ve üç farklı değerlendirme yapılabilir:

  1. Kazanç Kaybı: Geçici iş göremezlik nedeniyle, kişi normalde kazanacağı ücreti kaybedebilir. Bu durumda, geçici iş göremezlik zararı, kaybedilen ücretin miktarına eşit olacaktır.
  2. Ek Masraflar: Geçici iş göremezlik tedavisi, tıbbi tedavi, ilaçlar ve diğer tıbbi masraflar gibi ek masraflara neden olabilir. Bu masrafların toplamı da geçici iş göremezlik zararının bir parçası olacaktır.
  3. Kaybedilen Olası Kazanç Fırsatları: Geçici iş göremezlik nedeniyle, kişi potansiyel kazanç fırsatlarını da kaybedebilir. Örneğin, bir işe başvuruda bulunmayı planlamış olabilir veya yeni bir iş teklifi almış olabilir. Bu kaybedilen fırsatların kaybı da geçici iş göremezlik zararının bir parçası olacaktır.

Bu üç faktör, geçici iş göremezlik zararının içeriğini oluşturur ve somut olaya göre farklılık gösterir. Uygun değerlendirme, kişinin geçici iş göremezlik zararını doğru bir şekilde hesaplamasına yardımcı olacaktır.

-Geçici İş Göremezlik Tazminatından Sorumluluğun Şartları

Türk Borçlar Kanunu’nda geçici iş göremezlik tazminatının şartları doğrudan düzenlenmemiştir. Bu konuyla ilgili düzenlemeler Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yayınladığı yönetmeliklerde yer almaktadır.

1- İş yerlerinde zarar gören çalışanların geçici iş göremezlik hali bulunmalıdır.

2- Maddi bir zarar bulunmalıdır.

3- Uygun nedensellik bağı bulunmalıdır.

4- Davalının Sorumlu Olmasını Gerektiren Kusuru veya Bir Kusursuz Sorumluluk Hali Bulunmalıdır.

–  Bu tazminatın hesaplanması, işçinin çalışması karşılığı elde ettiği gelir ve varsa kusuru dikkate alınarak yapılır. Hesaplama yapılırken, geliri olanların elde ettikleri gelirler esas alınır. Bu gelirler, asgari ücretten az olmamak kaydıyla hesaplanır. Asgari ücret, her yıl belirlenen bir tutardır ve herhangi bir çalışanın en az bu kadar bir gelir elde etmesi gerekmektedir. Tazminatın hesaplanması için, çalışanın geliri, iş göremezlik süresi, tedavi süresi ve maluliyet oranı gibi faktörler de dikkate alınır.

Bu nedenle, davacının geliri yanı sıra, tedavi süresi ve iyileşme süresi de dikkate alınarak maluliyet oranının kesin olarak tespit edilmesi gerekmektedir. Bu faktörlerin doğru bir şekilde belirlenmesi, tazminatın adil ve doğru bir şekilde hesaplanmasını sağlayacaktır.

Dolayısıyla, geçici iş göremezlik tazminatı davalarında, davacının gelirinin yanı sıra, iyileşme süresi, tedavi süresi ve maluliyet oranı da dikkate alınarak tazminatın adil bir şekilde hesaplanması gerekmektedir. Son olarak; Yargıtay’ın uygulamasına göre, dava devam ederken davacının vefat etmesi halinde, davacının hakları mirasçılarına geçer ve davaya devam edilir. Geçici iş göremezlik zararı ve bakıcı gideri zararı, kaza tarihinden ölüm tarihine kadar belirlenerek, davacı murisin mirasçılarının miras payları oranında tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.

Sürekli iş göremezlik zararı ise, davacının vefatıyla birlikte sona erer ve bu zarar için tazminat talep edilemez. Ancak, ölüm nedeniyle meydana gelen diğer zararlar, örneğin maddi ve manevi zararlar için tazminat talep edilebilir.

Özetle, davacının vefatı durumunda, geçici iş göremezlik zararı ve bakıcı gideri zararı için tazminat talep edilebilir ve bu tazminat davacı murisin mirasçılarının miras payları oranında belirlenerek ödenir. Sürekli iş göremezlik zararı için ise tazminat talep edilemez.

Hasar Farkı Tazminatı

Motorlu bir aracın maddi hasarlı trafik kazasına maruz kalması halinde aracın eski haline getirilmesi için belirli bir onarım aşamasına girmektedir. Bu onarım sırasında araç üzerinde yapılan birtakım tamirat ve parça değişimi giderleri mevcut olmaktadır. Bu tamirat ve parça değişimi kapsamında araç üzerinde hasara uğrayan parçanın ya eşdeğer parçayla ya da eşdeğer parçanın bulunmaması halinde orijinal parça ile değiştirilmesi gerekmektedir. Ancak araçta yapılan tamir ve onarım işlemleri sırasında eşdeğer veya orijinal parçanın piyasa değerinin daha pahalı olması vb. sebeplerden ötürü çoğu zaman hukuka aykırı şekilde yan sanayi adı verilen daha ucuz parçalar kullanılabilmektedir. Bunun sonucunda her ne kadar araç tamir edilmiş gibi gözüküyor olsa da değiştirilen parçanın orijinal ya da eşdeğer parça değil de yan sanayi ürünü olmasından ötürü kazadan önceki durumuna nazaran aracın donanımsal yapısında fiyat düşmesi yaşanacaktır. İşte böyle bir durumda araç üzerinde hasar farkı oluşacak ve sigorta şirketlerinden Hasar Farkı Bedeli adı altında tazminat talep edebilme hakkı doğacaktır.

Trafik Kazası Kaynaklı Manevi Tazminat

Manevi tazminat, bir kişinin duygusal veya psikolojik zararlarından dolayı talep edilebilen bir tazminat türüdür.

Trafik kazası mağdurları, kazanın neden olduğu acı, ıstırap, korku, depresyon, üzüntü ve benzeri duygusal etkiler nedeniyle manevi tazminat talep edebilirler. Bunun yanında kaza sonucu bir organ kaybı ya da hayati fonksiyonlarını yerine getirememesi gibi durumlarda mağdurun yakınları da dava açabilmektedir. Mağdurun yakınlarına anne, baba, çocuklar, nişanlı, eş gibi yakın çevre dahildir.

Dava sürücü, araç sahibi, araç işleteni veya sigorta şirketine karşı açılabilir.

Zarar görenin faili ve zararı öğrendikten sonra 2 yıl içinde tazminat davası açması gerekir. Olaydan sonra en çok 10 yıl geçmesi halinde bu dava söz konusu olabilir. Eğer kaza sonucu ölüm gerçekleştiyse ölen kişinin yakınları ölüm tarihinden itibaren 2 yıl içinde dava açmalıdır. Kaza sonucu adam öldürme, yaralama gibi bir suç işlendiyse o suçun kanundaki zamanaşımı neyse o süreye göre dava açılmalıdır.

Trafik kazalarında manevi tazminat talep etmek için, kazanın neden olduğu manevi zararın belgelenmesi gerekmektedir. Bu belgeleme, tanıkların ifadeleri, doktor raporları, psikolojik danışmanlık raporları ve diğer deliller ile yapılabilir.

Bu davalarda Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Eğer tazminat sigorta şirketinden talep edilecekse Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir.

Para dışında başka bir yaptırım tazminat olarak belirlenemez. Bu para bir ceza değildir.

Talep edilen manevi tazminatın zenginleşme aracı olarak kullanılmaması gerekir. Zararın büyüklüğü, tarafların kusurluluk durumu vb.ye göre karar verilir

Trafik Kazası Nedeniyle Taksirle Yaralama

Taksirle yaralama, gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi sonucu zarar verme amacı olmadığı halde mağdurun vücudunda bir zarara sebep olunması şeklinde özetlenebilir. Herkesin trafikte uyması gereken kurallara uygun davranılmadığı ve böylece trafik güvenliğinin tehlikeye atıldığı durumlarda söz konusu olur.

Suçun basit şeklinde 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası uygulanır. Ancak mağdurun uğradığı zararın büyüklüğü, kalıcılık durumu, sonraki hayatını etkileme seviyesi gibi durumlar söz konusu cezanın artmasına sebep olabilir. Örneğin mağdurun yüzünde kalıcı bir ize ya da hamile bir kadının çocuğunu vaktinden önce doğurmasına veya çocuğunu düşürmesine sebep olması gibi durumlar böyledir. Bunun yanında bilinçli taksir söz konusuysa, yani meydana gelen sonucu öngördüğü halde sanık davranışını sürdürdüyse ceza yine artırılır.

Mağdurun maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı vardır.

Vehicle Depreciation

Kaza yapan veya onarılmış araçların değerinde düşüş yaşanır. Bu zarardan, zarara sebep olan kişi ve aracın bağlı olduğu teşebbüsün sahibi sorumludur.

Araç değer kaybı başvurusu yapmak için yaşanan kazada

  • %100 kusurlu taraf olmamak
  • Aracın pert olmaması

 gereklidir.

Hesaplama yapılırken aracın üretim yılı, kilometresi, trafiğe çıkış tarihi, hasar geçmişi, aracın markası, modeli ve pazar değeri gibi özellikleri göz önünde tutulur. Her yaş ve kilometredeki araç için değer kaybı tazminatı istenebilir.

Trafik Sigortası (Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası) kapsamında sigortacı, kusurlu olan tarafın sebep olduğu değer kaybını telafi etmek zorundadır. Kazaya sebep olan tarafın güvencesi ise kaskodur.

Araç değer kaybı tazminatı için ya dava yoluna ya da Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurulur.

Araç değer kaybı için hukuki destek almak isterseniz bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Call Now