Arama:
TRAFİK KAZALARI SONUCUNDA KİMLER DAVA AÇABİLİR?

Trafik kazaları artık hayatımızın acı bir gerçeği haline gelmiş durumdadır. Her insan günlük yaşamı içerisinde yaya trafiğine veya araç trafiğine çıkmaktadır. Trafikte bulunduğumuz her an olası bir kazaya sebebiyet vermemiz veya olası bir kazanın mağduru haline gelmemiz muhtemel bir durumdur. Her ne kadar trafik sigortası sebebiyet vermiş olduğumuz kazalarda mağduriyet yaşattığımız kişilere karşı zararlarını karşılasada, kanunen belirlenmiş miktarları aşan kısımları bizim ödememiz gerekebilir. Başka bir olası durum ise bizim ağır kusurumuzun bulunduğu durumlarda çok daha büyük miktarlarda tazminat ödemek durumunda kalabiliriz. Kusurlu taraf olmasak bile mağdur durumunda kaldığımız trafik kazalarında, kazanın oluşması veya kazanın sebebi ile ortaya çıkan zararın artmasında kusurumuz olduğu belirlendiği takdirde normal şartlarda almamız gereken tazminatın altında bir tazminat bedeli alabiliriz. İşte bu türden farklı kombinasyonlar içeren durumlarda farklı sonuçlar meydana gelmektedir. Her trafik kazasında kazanın meydana gelmesine sebep olan kişiler, kusurlu sorumluluk sahipleri veya kusursuz sorumluluk sahipleri değişkenlik gösterebilmektedir. Öncelikle bir trafik kazası meydana geldiğinde oluşan zararlara göre maddi ve manevi tazminat hakkımızın bulunduğunu bilmemiz gerekmektedir. Bu meydana gelen zararlar zorunlu olarak yaptırılan trafik sigortası ile güvence altına alınmıştır. Buradaki güvenceden kastımız kendimizi yani bir kazada kusurlu olduğumuz tespit edilmiş ise mağdur tarafın kayıplarını telefi etmek adına kullanılan bir güvencedir. Kusurumuzun bulunduğu trafik kazalarında trafik sigortamız sayesinde mağdur tarafın kayıplarını sizin adınıza sigorta şirketleri, önceden kanunen belirlenmiş miktarını karşılamaktadır. Trafik kazalarının mağdurunun ve yakınlarının tazminat talebinde bulunma hakkı kanunen tanınmış bir haktır. Trafik kazasının yaralanma veya ölüm haliyle gerçekleşmesi bakımından değişiklik göstermekle beraber mağdur veya yakınları tazminat taleplerinde bulunabilir. Öncelikle trafik kazası halinde aracımız zarar görmüş ise bu maddi zararımızı karşı tarafın sigorta şirketi tarafından tazmin edebiliriz. Daha sonrasında eğer trafik kazası sonucunda bir yaralanma durumu söz konusu ise bu yaralanma nedeniyle çalışamadığımız sürede mahrum kaldığımız gelirlerimizi, yaralanma nedeniyle tedavi masraflarımızı isteyebilmekteyiz. Ayrıca kaza nedeni ile yaşadığımız elem ve ızdırabı manevi olarak tazmin etmemiz mümkündür, Yaralanmalı trafik kazalarında tazmin isteminde sadece mağdur bulunabilir. Mağdurun yakınları tazminat talebinde bulunamaz. Ancak bu her durum için geçerli değildir. Ağır bir bedensel yaralanma veya organ kaybının gerçekleştiği kazalarda mağdur tarafin yakınları duydukları elem ve üzüntüden dolayı tazminat talebinde bulunabilir. Aynı şekilde ağır bedensel zarar veya organ kaybının gerçekleştiği kazalarda bizzat mağdur kişi sakatlık oranına ve tüm ömrünün geri kalanına göre meydana gelecek iş gücü kaybına yönelik zararını, tedavi masraflarını maddi tazminat olarak talep edebilecek ve duyulan acı ve ızdırap nedeniyle manevi tazminat talebinde bulunabilecektir. Trafik kazası neticesiyle ölüm meydana gelmiş ise bu durumda farklı kişiler farklı tazminat taleplerinde bulunabilirler. Ölümlü trafik kazalarında vefat eden kişinin tazminat talebinde bulunması mümkün olamayacağından ölen kişinin yakınları maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunabilirler. Bu tazminat haklarından bahsetmeden önce yukarıda belirtmiş olduğumuz “yakınlık” kavramını açıklamamız doğru olacaktır. Ölen kişinin yakınları dediğimizde aklımıza sadece kan bağı bulunan kişilerin gelmemesi gerekmektedir. Çünkü bu tazminat taleplerinde sadece ölen kişinin kan bağı bulunduğu yakınları değil, kişi ile duygusal anlamda bir yakınlığı mevcut olan kişilerde bulunabilmektedir. Vefat eden kişinin anne, baba, eş, çocukları, kardeşlerinin tazminat talebinde bulunabileceği gibi nişanlısı, sözlüsü, arkadaşları da ölen kişinin ölümünde dolayı duyduğu acı ve üzüntüsünü manevi olarak tazmin etmesi mümkündür. Ayrıca ölümlü trafik kazalarında ölen kişinin yakınları maddi tazminat talebinde de bulunabilmektedir. Ölen kişinin yakınları cenaze masrafları ve eğer ölüm aniden değilde hastanede tedavinin ardından gerçekleşmiş ise hastane masraflarını talep etme hakkına sahiptir. Trafik kazalarında mağdurun ve yakınlarının ne kadar tazminat alabileceği konusunda kesin bir şey söylemek yanlış olacaktır. Çünkü bu hesaplamalar alanında uzman kişiler tarafından yapılmaktadır. Hesaplamalar yapılırken hayatını kaybeden kişinin yaşı, aile ekonomisine katkısı, geride kalan kişilerin sayısı göz önünde bulundurularak hesaplanmaktadır. Tazminat hesaplanmasında ölen kişinin ve kazazedenin ekonomik durumu ve uğramış olduğu zararın tam olarak tespiti çok önemlidir. Eğer bu tür hususlar dikkate alınmadan yapılacak bir hesaplamada olması gerekenden çok daha düşük tazminatlar alınması muhtemeldir. Ayrıca tazminatın belirlenmesinde kazanın meydana geliş şekli ve tarafların kusur oranları da dikkate alınması gereken önemli konulardandır.

FURKAN YILDIRIM

İşleten ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğu
nedir?

Bu kısımı 2 ye ayırarak inlememiz gerekmektedir. İlk incelememiz: işletilme
halinde olan araçlar için sebep olunan zararlar,diğeri ise işletilme halinde
olmayan araçlar için sebep olunan zararlardır.

1- İşletme halinde olan bir aracın sebep olduğu zararlardan sorumluluk
KTK m 85 uyarınca; bir motorlu araç işletilme halinde iken bir kimsenin ölümüne,
yaralanmasına veya bir kimseye zarar verici nitelikte olduğu hallerde motorlu aracı
işleten kişi veya kişiler ile araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi arasında
müteselsilen ve müştereken sorumluluk ilişkisi meydana gelmektedir.
Şartları ayrıntılı inceleyecek olursak;
a- Bir motorlu taşıt olmalıdır

  • KTK da motorlu taşıtın tanımı verilmiştir. Aracın kendisi içinde bulunan
    makinen ürettiği güç sayesinde, yani kendi dışında herhangi bir güce
    ihtiyacı olmadan toprak üzerinde kendi kendine hareket eden motorlu
    araçlara denir. Yani otobüs, minibüs, kamyon vb araçlar bu gruba dahildir.
    Ek olarak hem havada hem karar işletilen araçlarda bu kapsamdadır. Ancak
    sadece havada ve suda işletilen araçlar bu kapsamda değillerdir.
    b- Araç işletilme halinde olmalıdır
  • Motorlu araçlar işletilirken büyük tehlike arz ederler ve bu yüzden KTK
    tehlike sorumluluğunu esas olarak araç işletenin kusursuz sorumluluğu
    çerçevesinde değerlendirme yapmaktadır. Ancak araç işletme halinde değil
    iken verdiği zarar ile meydana gelen zarar arasındaki sorumluluk kusursuz
    sorumluluktur
    c- Aracın işletildiği yer karayolu olmalıdır
    d- Aracın işletilmesi nedeni ile bir zarar meydana gelmiş olmalıdır
  • Aracı işleten kişinin sorumlu olabilmesi için bir zarar meydana gelmiş
    olması aranmaktadır. KTK m 85 den anlaşılacağı üzere motorlu taşıtı
    işleten kişinin ölüm, yaralanma veya zarardan sorumlu tutulabilmesi için
    motorlu taşıt hareket halinde olmalıdır.
    e- Zarar ile fiil arasında uygun illiyet bağı olmalıdır.
  • Uygun illiyet bağından anlamamız gereken; hayatın olağan akışına göre
    meydana gelen zarar ile fiil arasında bir nedensellik bağı bulunmalıdır.
    f- İşleten kuruluş beyyinesi getirememiş olmalıdır
  • Burada üstünde durmamız gereken diğer bir nokta ise; motorlu taşıt
    işletilme halinde iken aracı işletenin kusuru olmasa dahi sorumlu
    olmaktadır. Aracı işleten kişinin zarardan doğan sorumluluktan
    kurtulabilmesi için KTK m86 da sözü geçen kurtuluş beyyinelerinden
    birini ispat etmiş olması aranmaktadır. Kurtuluş beyyineleri: mücbir sebep
    veya zararın bir 3. Kişinin ağır kusurudur. Araç işleten zarardan doğan
    sorumluluktan ancak bunları ispat ettiği ölçüde kurtulmaktadır.
    2- İşletilme halinde olmayan bir aracın sebep olduğu zararlardan sorumluluk
  • KTK m 85/3 uyarınca; araç işletilme halinde bulunmayıp bir kaza meydana
    gelmiş ise aracı işletenin sorumlu tutulabilmesi için ancak zarar gören kişi
    aracı işleten kişinin eylemlerinin bu zararın oluşmasında kusuru

bulunduğunu veya araçta oluşan veya bulunan herhangi bir bozukluğun bu
zararı meydana getirdiğini ispatlamakla yükümlüdür.
Şartlarını ayrıntılı inceleyecek olursak;
a- Zarar işletilme halinde olmayan bir motorlu aracın sebep olduğu trafik
kazasından doğmalıdır.

  • Trafik kazası: bir veya birden fazla motorlu taşıtın karayolu üzerinde
    karıştığı ölüm, yaralanma veya sonucunda zarar meydana gelen olaylardır.
    b- Zarar gören kişi, aracı işletenin kusurunu ispat etmelidir.
  • Burada kusuru sorumluluğundan bahsedildiği için araç işletenin temyiz
    kuvveti aranır. Temyiz kuvveti olmayan kişiler için kusur karinesinden
    bahsedilemez.
    c- Zarar gören , kazanın araca ilişkin bir bozukluktan veya aksaklıktan
    meydana geldiğini ispat etmelidir.
    • Bu kısımda aracı işletenin bu sorumluluktan kurutulabilmesi için aracın
      bozulmasının nedeninin bir 3 . kişi tarafından meydana geldiğini veya zarar
      gören tarafından meydana geldiğini ispat etmesine bağlıdır.

ECE DİZDAROĞLU

      TRAFİK KAZALARI ve MANEVİ TAZMİNAT

Teknolojinin her geçen gün gelişmesi ile birlikte pekçoğumuz  hayatının büyük bölümünde motorlu araçları kullanma durumunda kalıyoruz. Üstelik bu kullanımı belirli yaş aralıklarına sığdırmak mümkün değildir. 10 yaşındaki bir ilkokul öğrencisi evden okula giderken bu motorlu araçları kullanıyorken orta yaşlardaki bir bireyde en basit haliyle evinden iş yerine giderken motorlu araçları kullanmak durumunda kalabiliyor. Motorlu araç kullanımının bu kadar yoğun olduğu bir dönemde karar mekanizmasının bir insan yani hata yapabilen bir varlık olması sebebiyetiyle trafik kazalarının yaşanması da kaçınılmaz olacaktır. Trafik kazalarında gerek şehir içinde gerekse de şehirlerarası yolda olsun oluşabilecek mağduriyetleri önleyebilmek açısından hem kusurlu tarafı hem de mağdur kişiyi koruyabilmek adına trafik sigortası dediğimiz yapılması zorunlu kılınmış bir sigorta türü bulunmaktadır. Pekçok insan bahsettiğimiz bu korumanın nasıl gerçekleştiği, haklarının neler olduğu, bunları nasıl talep edebileceği konusunda bilgi eksikliğine sahiptir. Biz burada bu sorulara yanıt vermeye çalışacağız. Bir trafik kazasına karıştığımızda ve mağdur durumda olduğumuz taktirde karşı taraftan maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunabiliriz. Bu tazminat davaları araç sürücüsü, aracın sahibi ve sigorta şirketine karşı açılabilmektedir. Yasal sınırlar içerisinde tazminat davasını bu kişilerin hepsine birlikte açtığımız taktirde tazminat hakkı kazanmamız daha da muhtemeldir. Örneğin kullandığınız toplu taşıma aracı bir trafik kazasına karıştı ve sonucunda sizin bir mağduriyetiniz meydana geldi. Bu mağduriyet bedensel, ruhen veya maddi olabilir. Mağduriyetinizi gidermek adına maddi ve manevi tazminat istem hakkınız mevcuttur, üstelik bu türden bir kazada toplu taşıma hizmeti belediyenin sorumluluğunda olduğundan, belediye de bir idari kuruluş olduğu için sorumluluk sadece sürücüye veya sigorta şirketine yüklenemez. Söz konusu olayda araç sürücüsü, sigorta şirketi ve belediye müteselsil olarak sorumlu tutulmaktadır. Ancak bu sorumluluk kusurları oranında dağıtılarak mağdurların mağduriyetlerini bu oranda gidermekle yükümle hale getirilirler. Trafik kazalarında maddi ve manevi tazminat talep etme hakkımızdan ve bunları hangi durumda kimlere karşı ileri sürebileceğimizden bahsettik. Şimdi de en basit haliyle tazminat talep haklarımızdan biri olan “manevi tazminat” kaleminden bahsedeceğiz.

Trafik Kazalarında Manevi Tazminat: Manevi tazminat, para ile ölçülemeyen ancak kişinin gerçekleşen eylem nedeniyle yaşadığı üzüntünün ve psikolojik olarak yıpranmasının karşılığını ifade eder. Manevi tazminatı talep etme hakkı kural olarak sadece söz konusu mağduriyetten doğrudan zarar gören kişinin isteme hakkı mevcuttur.Trafik kazalarında manevi tazminat hakkı kazanın, yaralanma veya ölüm haliyle sonuçlanmasına göre değişmektedir. Bir diğer istisna ise yaralanma hali için geçerlidir. Manevi tazminatın kural olarak sadece eylemden doğrudan zarar gören kişinin talep edebileceğini belirtmiştik. Ancak kaza sonucunda bir yaralanma var ise bu yaralanmanın derecesine göre talep hakkı elde edecek kişiler değişmektedir. Basit yaralamalı bir trafik kazası söz konusu ise bu durumda manevi tazminat talep hakkına sadece zarar gören kişinin kendisi sahiptir. Ancak ağır bir bedensel yaralanma söz konusu ise bu durumda zarar gören kişinin yakınları da manevi tazminat talep edebilirler. Ölüm ile sonuçlanan trafik kazalarında ise kazazede yani ölen kişi bir tazminat talebinde bulunamayacağı için bu talep hakkı bu kişinin yakınları tarafından yapılabilmektedir. Ölen kişinin anne ve babası, evli ise eşi ve çocukları vb. kişiler tarafından manevi tazminat talep edilebilir. Ayrıca belirtmek istediğimiz önemli bir nokta, ağır yaralanma veya ölüm halinde kişinin yakınlarının manevi tazminat talebinde bulunabileceğini belirtmiştik. Sürekli tartışılan ve Yargıtay’a göre açıkça belirtilen konu ise “kişinin yakınları” ifadesi ile ne anlamamız gerektiğidir. Kişinin yakınlarından kast sadece aralarındaki kan bağı değildir. Dikkat edilmesi gereken nokta “duygusal yakınlıktır”. Yani aranızda herhangi bir aile ilişkisi veya kan bağı bulunmasa bile, ölen kişinin ölümünden duyduğunuz acı ve üzüntüden dolayı manevi tazminat talep etme hakkınız bulunmaktadır.

Trafik Kazalarında Manevi Tazminatın Berlirlenmesi: Manevi tazminatın tanımını yaparken para ile ölçülemeyecek olduğunu belirtmiştik. Para ile ölçülemeyen bir zararın belirlenmesi hangi kıstaslar göz önünde bulundurularak ve kim tarafından yapıldığını kısaca açıklamaya çalışacağız. Öncelikle manevi zararı belirleme yetkisi hakime aittir. Bu zarar belirlenirken uygun görüldüğü takdirde bilirkişi yardımına başvurulabilir ancak yinede son kararı verme yetkisi hakime aittir. Hakimin takdir yetkisinin olması onun keyfine göre karar vereceği anlamına gelmez. Hakim belirlediği zararın gerekçesini de kararında ortaya koyması gerekmektedir. Trafik kazalarında manevi tazminat miktarı belirlenirken ise tek bir kıstasa bağlı kalınmamıştır. Tarafların kusurlu olup olmadığı, kusurlu olan tarafın kusur oranı, tarafların sosyo-ekonomik durumu, trafik kazasının meydana geliş şekli dikkate alınarak hakkaniyete uygun şekilde karar verilir.

FURKAN YILDIRIM

TRAFİK GÜVENLİĞİNİ TEHLİKEYE

                            SOKMA SUÇU

İnsanlar bulunduğu noktadan başka bir noktaya gidebilmek için bir ulaşım aracı kullanmak durumunda kalmaktadır. Ulaşım araçlarının kullanılması insanların varmak istedikleri  konuma daha hızlı bir şekilde ulaşabilmeleri adına önem kazanmaktadır. Özellikle hem maliyet açısından hem de çevresel faktörleri düşündüğümüzde son yıllarda toplu taşıma araçlarının kullanımında ciddi bir artış söz konusudur. Ülkemizde resmi verilere göre 25 milyon civarında motorlu taşıtların bulunduğu bilinmektedir. Ülkemizin nüfusu ve kayıtlı motorlu taşıt sayısını da göz önünde bulundurduğumuzda özellikle de İstanbul gibi yüz ölçümü nüfusuna oranla küçük kalmış şehirlerimizde trafikte problemlerin ortaya çıkması kaçınılmaz bir hal almaktadır. Bu problemlerin büyük bir kısmını trafik güvenliğini tehlikeye sokmak ve trafik kazalarının oluşturduğunu söylersek haksız sayılmayız. Aslında trafik güvenliğini tehlikeye sokmanın bir sonucu olarak trafik kazalarının gerçekleştiğini söylemek daha doğru olabilir. Çünkü trafiği tehlikeye sokan kişi, alkollü araç kullanarak, seyir halindeyken tehlikeli sollamalar yaparak, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hallerde bulunarak vb. durumlarla bazı davranışlar sergileyerek sonucunun ölümcül boyutlara ulaşabileceği kazalara sebebiyet verebilmektedir. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu kasten veya taksirle işlenebilmektedir. Biz burada bu suç tipinin taksirle işenme boyutunu ele alacağız. Ancak ana konumuza geçmeden önce bu suç tipinin ortaya çıkışını ve nasıl önlenebileceği konusunda bazı açıklamalarda bulunacağız. Çünkü ceza yaptırımlarının öncelikli amacı bireyi cezalandırmak, bireyi toplumdan uzaklaştırmak değil aksine bireyin toplumla tekrardan uyum içinde yaşamasını sağlamaktır.

Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçunun Ortaya Çıkışı: İnsanlar doğumları itibariyle çeşitli faktörlerin etkisiyle bir şekilde belirli bir kişilik yapısına ulaşmaktadır. Bu ulaşılan kişilik her insanda aynı olmaz. Çünkü insanlara göre doğrular ve yanlışlar farklılık gösterebilir. Ancak öyle durumlar vardır ki herkese göre doğru kabul edilen, öyle yanlışlar vardır ki herkese göre yanlış kabul gören. İşte bu yanlışlardan birisi de trafikte insan hayatını tehlikeye sokmaktır. Bu konu yasa koyucu tarafından kesin olarak yasaklanmıştır ve aksi taktirde bazı yaptırımlarla karşılaşmamız kaçınılmaz olmaktadır. Bir insanın bilerek ve isteyerek bu tip davranışları işlemesinin temelinde yatan nedenleri tek bir şekilde açıklamak sağlıklı olmaz. Bireyin doğumundan itibaren yetiştiği çevresel faktörler, anne ve babasından aldığı eğitim, kişinin psikolojik durumu vb. bunlardan birisi olabilir veya hepsi birlikte de olması mümkündür. Bunun önüne geçebilmek adına bireyin, doğum anından itibaren ebebeyinlerine çok büyük görev düşmektedir. Çünkü bireyin doğduğu andan yetişkinlik dönemine kadar ki en önemli rol modeli anne ve babasıdır. Birey, söz konusu bu suç tipini elinde olmayan sebeplerden dolayı da işleyebilir yani bilmeden ve istemeden. Bizler bu suç tipinin bilmeden ve istemeden yani taksirli bir şekilde işlenmesi halini ele alacağız.

Trafik Güvenliğini Taksirle Tehlikeye Sokma Suçu: Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun kasten veya taksirle işlenebilen bir suç olduğunu belirtmiştik. Bu suç tipinin kast ile işlenmesi TCK madde 179’un birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında açıkça düzenlenmiştir. Trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma suçu ise TCK madde 180’de “Deniz, hava veya demiryolu ulaşımında, kişinin hayatı, sağlığı veya malvarlığı açısından bir tehlikeye taksirle neden olan kimseye üç aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.” denilerek söz konusu suç tipi kanunda açıkça düzenlenmiş ve yaptırıma bağlanmıştır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, her ne kadar söz konusu bu suç tipinin kast veya taksirle işlenebileceğini belirtmiş olmamıza rağmen TCK madde 180’da suçun taksirle işlenmesi boyutunda karayolu araçları dahil edilmemiştir. Özetle karayolu araçlarında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu kasten işlenebilirken, taksirle işlenmesine dair kanunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu suç tipinin taksirle işlenmesi söz konusu olamaz. Yargıtay’ da vermiş olduğu kararlar neticesinde yaptığımız açıklamaları destekler nitelikte bozma kararları vermektedir. Aşağıda konumuz ile alakalı Yargıtay’ın vermiş olduğu bir kararı örneklendirmemiz mümkündür.

Yargıtay Kararı İncelemesi

YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/16725 Karar: 2014/8809 Tarih: 10.04.2014

  • TCK 180. Madde
  • Trafik Güvenliğini Taksirle Tehlikeye Sokma Suçu

Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Oluş ve dosya kapsamına göre, sanığın gündüz vakti, sevk ve idaresindeki otomobil ile meskun mahalde seyir ederken, önündeki aracı sollamak için karşı şeride geçtiği esnada karşı şeritten gelen araç ile çarpışması sonucu meydana gelen olayda, sanığın sadece karşı yoldan gelen trafiğin kullandığı şerit ya da yol bölümüne girilmesinin, 5237 sayılı TCK’nın 179/2. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu oluşturmayacağı, zira 5237 Sayılı TCK’nın 179. maddesinde trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu, bu maddenin 2. fıkrasında, “kara, deniz, hava ve demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık ve malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare etmek…” şeklinde tanımlandığı, aynı Kanunun 180. maddesinde ise, trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma suçunun düzenlendiği ve bu maddede karayolu ulaşım araçlarına yer verilmediği, dolayısıyla 5237 sayılı TCK’nın 179. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun ancak kasten işlenebilen suçlardan olduğu ve bu suçun oluşabilmesi için aracın kasıt ya da olası kasıtla kişilerin hayat, sağlık ve malvarlığı açısından tehlike yaratacak bir şekilde sevk ve idare edilmesi gerektiği, suçun taksirle işlenen biçimine 5237 sayılı yer verilmediği gibi, koşulları bulunduğu takdirde eylemin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında değerlendirilebileceği anlaşılmakla, yapılan yargılama sonucunda, olayda sanığın kastının bulunmaması nedeniyle atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı gerekçesi ile beraat hükmü verilmesi gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde mahkumiyet hükmü tesis edilmesi,

Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanununun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak bozulmasına, 10.04.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.

FURKAN YILDIRIM

OTONOM ARAÇ TEKNOLOJİSİ
ve
HUKUKİ BOYUTU

Teknolojinin çok hızlı gelişimi ile ilgili artık geldiğimiz boyut herkesin dikkatini çekmektedir. Özellikle internet ve bilgisayarın hayatımızdaki yeri ve hızlı ilerleyişini takip etmek oldukça zorlaşmış durumda. En basit ifade ile anlatmak isteyecek olursak, son model bir telefon düşünün ilk çıktığı anda sizleri şaşırtacak pekçok donanıma sahip olduğunu görüyorsunuz ancak aradan bir sene bile geçmeden aynı marka bir üst model diye nitelendirerek çok daha donanımlı bir telefon piyasaya sürdüğünü görüyorsunuz. Eskiden insanların alışık olduğu teknolojik gelişmeler 20-30 senelik süreçlere yayılıyordu ancak günümüzde bu süreç daha da kısalmış durumdadır. Hal böyleyken günlük yaşantımızın vazgeçilmezi olan otomobil sektörü de bundan nasibini almış durumdadır. Otomobil sektörü çok büyük bir pazar olduğundan dolayı gerek yatırımcılar gerekse de teknoloji devleri bu alana yatırım yapmaktan çekinmiyorlar. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuz zaman da karşımıza “otonom araç” kavramı çıkıyor. Otonom araç, yapay zeka ve derin öğrenme algoritmaları ile desteklenen, çevresel algılama yetenekleri sayesinde sürücü olmadan kendi kendine çalışabilen araçlara denir. Otonom araç teknolojisi gelişmiş donanım ve yazılımlardan elde edilen gerçek zamanlı duyusal verilerin işlenmesi ile çalışmaktadır. Otonom araçlarda radar, LİDAR, kameralar, destekleyici sensörler ve bilgisayar kullanılmaktadır. Tüm bu teknolojik sistemlerden gelen verilerin belirli bir algoritma üzerinde işlenmesiyle otonom araç teknolojisi ortaya çıkmaktadır.

Otonom Araçlarda Sorumluluk: Otonom araç teknolojisi, herhangi bir sürücü müdahalesi olmadan tamamen yapay zeka ile kendi aksiyonlarına karar veren, kendi kendini idare eden bir teknoloji olduğundan bahsetmiştik. Bir sürücüsü olmayan bu yapay zeka ürününün trafikte herhangi bir hatası halinde sorumluluk kimlere yükleneceği tartışma konusudur. Normal şartlar altında bir sürücüsü bulunan motorlu bir aracın trafikte bir kazaya karışması durumunda sorumluluğun araç sürücüsü veya aracı işletene yükleyebiliriz. Otonom araçlarda ise işletici, sürücü ve üreticinin sorumluluğunu ele alacağız. Otonom araçların amacından ötürü bu sorumlulukları düşündüğümüzde sürücünün sorumluluğunun azalacağına; işleten ve üreticinin sorumluluğunun artacağını rahatlıkla belirtebiliriz.

  1. Sürücünün Sorumluluğu: Sürücünün sorumluluğu, otonom araç teknolojisinde ciddi farklar meydana getirecektir. Otonom araç teknolojisi dediğimiz zaman sürücünün sorumluluğu tamamen ortadan kalkmayacaktır ama normal araçlara oranla daha da hafifleyeceğini söyleyebiliriz. Otonom araç sürücüsü, araç sistemlerinin çalışıp çalışmadığını ve sistemin sınırları hakkında gerekli bilgiyi edinmek, gerektiği yerde sisteme müdahale etmek gibi yükümlülükleri bulunmaktadır. Saydığımız bu yükümlülükleri yerine getiren bir sürücüyü, otonom teknolojiye sahip olan bir aracın karıştığı bir kazadan sorumlu tutmak hakkaniyete uygun düşmeyecektir.
  2. İşletenin Sorumluluğu: İşleten kavramını, motorlu aracı amacına uygun kullanan, gelir elde eden, yararları olan, giderlerine katlanan kişi olarak tanımlayabiliriz. İşleten kavramı Karayolları Trafik Kanunun 3. maddesinde ise şu şekilde açıklanmıştır: “Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydı ile satışta alıcı sıfatı ile sicilde kayıtlı görülen veya aracı uzun süreli kiralama, ariyet veya rehini gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir.”. İşletenin de sürücü ve üreticide olduğu gibi belli başlı sorumlulukları mevcuttur. İşletenin sorumluluğunu ele aldığımızda ise ister sürücü hakimiyetinde bir araç olsun ister otonom teknolojiye sahip bir araç olsun, işletenin sorumluluğunda bir değişikliğe neden olmayacağı düşüncesindeyiz. Araç işletenin sorumluluğu bir kusursuz sorumluluk halidir. Hal böyle iken işleten, mağdur tarafın veya üçüncü bir kişinin ağır kusuru olduğunu ispatlayamadığı sürece sorumluluğu devam edecektir.
  3. Üreticinin Sorumluluğu: Otonom sistemle donatılmış araçlar trafikte bir kazaya sebebiyet verme oranı elbetteki muhtemeldir. Bu başlık altında üreticinin sorumluluk alanlarının değerlendirmesini yapacağız. Otonom sistemle donatılmış araçlarda sürücü ve işletenin sorumlulukları olduğu gibi araç üreticisinin sorumlulukları da mevcuttur. Hatta üreticinin sorumluluğu sürücü ve işletene oranla daha kapsamlı bir sorumluluk halidir. Üretici, üretmiş olduğu otonom özelliklere sahip bir araçta kullandığı teknolojik özelliklerin kapsamından, kullandığı ürünlerin kalitesinden, ürünün üreticeye detaylı bir şekilde bilgilendirilmesi gibi pekçok aşamada sorumlulukları bulunmaktadır. Üreticinin sorumluluktan kurtulabilmesi için, meydana gelen kazanın üretici kaynaklı değil tamamen sürücü veya üçüncü kişilerden dolayı gerçekleştiğini kanıtlaması gerekmektedir. Üreticiye bu boyutta sorumluluklar yükleyen otonom araç teknolojisinin günümüzde neden hala tam anlamıyla hayata geçmediğini de bir yandan düşünmek gerekiyor. Günümüzde tam anlamıyla sürücü müdahalesi olmadan yol alabilen araçlar mevcuttur ancak bu araçlar hala seri üretime geçmemektedir. Bunun nedenlerinden birinin markaların kendilerine bu boyutta büyük sorumluluklar yükleyecek olan teknolojinin olası bir hatası durumunda maruz kalabilecekleri suçlamaları ve marka değer kayıplarını göze alma konusunda ciddi endişeleri olabilir.

Teknoloji ne kadar hızlı gelişirse gelişsin eğer devletler ve uluslararası hukuk çerçevesinde ortaya çıkan yeniliklerin hukuki altyapısı adalete, hakkaniyete uygun bir şekilde oluşturulmadığı sürece birçok teknolojik gelişmeler hayatımıza faydalar sağlamak yerine çok ciddi oranlarda problemlere yol açabilirler. Otonom araç teknolojisine geçme konusunda üreticilerin teknolojik anlamda bir eksikliği olduğunu düşünmüyorum. Asıl beni düşündüren insanlar bu yönde bir teknolojik gelişmeye hazır mı ve bu yönde bir teknolojik gelişmenin hangi boyutlarda hukuki sorunlara neden olacağıdır. Bu hukuki sorunları yukarıda sürücü, işleten ve üretici boyutunda değerlendirmeye çalıştık.

FURKAN YILDIRIM

ARAÇ İŞLETEN ve SORUMLULUKLARI

İnsanlar hayatının büyük bir bölümünde günlük yaşamındaki sorumluluklarını yerine getirebilmek adına ulaşım araçlarına ihtiyaç duyarlar. Kimilerinin her gün gitmek zorunda olduğu bir işi, kimilerinin okulu, kimileri de seyahat amaçlı olarak ulaşım araçlarına ihtiyaç duyarlar. Son zamanlarda özellikle de ülkemizde toplu taşıma araçlarında ki kullanımında bir artış söz konusudur. Hal böyleyken toplu taşıma araçlarını kullandığımız sırada bu araçların karışabileceği olası bir kaza halinde bizim bu mağduriyetimizden kimlerin sorumlu olacağı bilinmesi gereken önemli bir konu haline gelmiştir. Olası bir trafik kazası halinde maddi ve manevi olarak bazı mağduriyetler yaşamamız oldukça muhtemel bir şeydir. İşte bizim bu yaşayacağımız mağduriyetlerin giderilmesi hususunda haklarımız kanunen koruma altına alınmıştır. Toplu taşıma araçlarını kullandığımız sırada bir kaza gerçekleşti ve bu kaza neticesinde maddi ve manevi boyutları olan kayıplarımız olduğunu farzedelim. Bu kayıplarımızdan araç sürücüsü, aracın işleteni ve sigorta şirketini sorumlu tutabiliriz. Bu yazımızda mağdurlara karşı sorumluluk altında olan araç işletenin sorumluluğundan bahsedeceğiz.

Araç İşleten Kimdir: Trafik kazalarından kaynaklanan tazminat davaları, tazminat ve sorumluluk hukukumuzda önemli bir yere sahiptir. Bu davalarda kusurlu olanların yanında, araç işleteninde kusursuz sorumluluğu mevcuttur. Bir başka deyişle, araç işleteni kazanın meydana gelmesinde bir kusuru olmasa bile kusursuz olarak sorumlu tutulmaktadır. İşleten kavramını, motorlu aracı amacına uygun kullanan, gelir elde eden, yararları olan, giderlerine katlanan kişi olarak tanımlayabiliriz.İşleten kavramı Karayolları Trafik Kanunun 3. maddesinde ise şu şekilde açıklanmıştır: “Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydı ile satışta alıcı sıfatı ile sicilde kayıtlı görülen veya aracı uzun süreli kiralama, ariyet veya rehini gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır.” bu açıklama doğrultusunda mülkiyeti muhafaza kaydı ile satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen kişi veya arıcın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişi aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu kanıtlanan kişi işleten sayılmaktadır. İşleten kavramını gerçek işleten ve farazi işleten olarak ikili bir gruplandırma yaparak incelemek mümkündür.

1. Gerçek İşleten: Bir kişiyi, aşağıdaki durumlarda gerçek işleten olarak nitelendirebiliriz.

– Araç maliki olan kişi

– Mülkiyeti saklı tutarak satıl alan alıcı

– Uzun süreli araç kiralayan kiracı

– Uzun süreli ödünç alan kişi

– Motorlu aracı rehin alan kişi

– Motorlu aracın işletilmesine katılan girişimciler

2. Farazi İşleten: Bir kişiyi, aşağıdaki durumlarda farazi işleten olarak nitelendirebiliriz.

– Araçların bakımı, onarımı, korunması ve satışı gibi alanlarda profesyonel şekilde mesleki çalışmada bulunanlar

– Yarış düzenleyicileri

– Hırsızlar ve gaspçılar

Araç İşletenin Sorumluluğu: Trafik kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında sorumluluk kavramının öneminden bahsetmiştik. Araç işleten kişinin de ortaya çıkan bu kazalarda kusursuz bir sorumluluğunun olduğunu biliyoruz. KTK’nin 85. maddesinde de “ Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne, yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, işleten sayılan kişi bu zarardan sorumlu olacaktır.” denilerek işletenin sorumluluğunu açıkça belirtmiştir. İşletenin sorumlu tutulabilmesi için bazı şartların oluşması gerekmektedir. Bu şartlar;

– Ortada bir zarar olmalıdır

– Zarar motorlu araç tarafından verilmelidir

– Zararın motorlu aracın kullanılması sırasında meydana gelmesi gerekmektedir

– Zararın meydana gelmesi ile aracın işletilmesi arasında bir illiyet bağı bulunması gerekmektedir

– İşletenin kurtuluş kanıtı getirmemiş olması gerekir

Araç İşleteninin Sorumluluktan Kurtulması: İşleten sıfatına sahip olan kişinin ortaya çıkan kazalarda sorumlu tutulacağını biliyoruz. Ancak her kaza halinde işleten kesin olarak sorumludur demek yanlış olacaktır. Belli şartlar halinde işletenin bu sorumluluklardan kurtulabilme ihtimali vardır. İşletilen halde olan araçlardan sorumluluğunun ortadan kalkabilmesi için en başta kazanın meydana gelmesinde kendisine veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilere yüklenebilecek bir kusur bulunmamalıdır ve araçtaki bozukluk kazanın oluşumunda rol oynamamalıdır. Ayrıca bu koşullarla beraber, zararla motorlu aracın işletilmesi arasındaki uygun illiyet bağının, mücbir sebep veya mağdurun veya üçüncü kişinin ağır kusuru ile kesildiğini ispatlaması gerekmektedir. Yani işletenin sorumluluğunun ortadan kalkması için sadece illiyet bağını kesen nedenlerden birini ispatlaması yeterli değildir. Ayrıca kusursuzluğunu ve araçtaki bozukluğun kazanın oluşumunda etkili olmadığını ispatlaması gerekmektedir. Burada ispat yükü zarar görenin omuzlarına yüklenmemiştir. Kanunda işletenin kusuru ile araçtaki bozukluk, karine olarak kabul edildiğinden; işleten kusursuzluğunu ve araçtaki bozukluğun kazaya sebebiyet vermediğini ispatlamak ile yükümlüdür. İşleten bu karineyi çürütemez ise, uygun illiyet bağını kesen nedenlerden birini ispatlamış olsa dahi motorlu aracın işletilmesinden doğan zarardan kurtulamaz.

FURKAN YILDIRIM

AÇILAN KAPIYA ÇARPMA SURETİYLE OLUŞAN TRAFİK KAZASINDA KUSUR ORANI TESPİTİNİN ÖRNEK BİLİRKİŞİ RAPORU IŞIĞINDA İNCELENEMESİ

İstanbul veya başka büyük şehirlerde dar sokak yapıları sebebiyle çoğu zaman yol kenarında duraklamalar anında kapının açılması anında arkadan gelen başka bir araç, motor, bisiklet, scooter vb. taşıtların fark edilmemesi sebebiyle bir takım bedensel veya maddi hasarlı trafik kazalar meydana gelmektedir. Bu durumlarda oluşan kazalar sonucu oluşan zararlar sonucu oluşan zararlar için ceza mahkemelerinde ceza tayini için dava açıldığı zaman bilirkişi raporlarının önemi büyüktür. Bu sebeple olay sonrası bilirkişi raporlarının nasıl hazırlandığı hangi hususların önem arz ettiği konusunda sizleri elimizden geldiğince bilgilendirmeye çalışacağız.

Örnek olayımızda tarafların da olayı teyit ettiği üzere araç yol kenarında park halindeyken arkadan gelen motorsikletli sürücü araç sürücüsünün kapısını açması suretiyle trafik kazasına sebebiyet vermiştir. Sonuç olarak motorsiklet sürücüsü yaralanmıştır.

Sayın bilirkişinin kusur yönünden yaptığı incelemeye değinecek olursak:

A) Sürücü iki yönlü olarak gidiş gelişe açık taşıt yolunun sağ kenara park ettiği aracından yere inmek için, sol ön kapısını açmadan evvel,

-Sol gerisinden gelen trafik akımını kontrol etmesi,

-Cadde üzerinde seyir eden araçların geçiş önceliğini bekledikten sonra, trafik güvenliğ açısından bir tehlike yaratmadan uygun yer ve şekilde kapısını dışa doğru açması gerekirken,

Dosya kapsamında aksi beyan görülmeyen bilgilerden ilana göre,

Gerisinden gelen trafik akımını gerektigi şekilde kontrol etmeyerek, dışa ve motosikletin hareket alanına doğru hatalı ve kontrolsüz kapı açması neticesi kazanın oluşumuna sebebiyet vermiş olup, bu hali ile;

2918 S. Kr. Y. Trf. K. 58 ve Yönetmelik 110/b maddesi kapsamını inme – binme kuralını ihlal etmiş olduğundan dolayı meydana gelen olayda ASLİ ve TAM kusurlu olduğu,

B) Sürücü cadde üzerinde düz seyir eden araç olup, yolun sağ kenar kısmına sıralı şekilde park eden araçların yanından geçerken, sanık idaresindeki aracın kapısının açılacagını ön göremeyecek olup, ani gelişen olay karşısında tedbir alma imkan, zaman ve mesafesinin kalmayacağı da nazara alınarak, meydana gelen olayda kusurunun bulunmadığı görüş ve kanaatindeyim.

Bu tespitlere göre bilirkişi araç sürücüsüne kusur atfederken, motorsiklet sürücüsüne kusur atfetmemiştir. Burada atıf yapılan kanuni hükümleri incelemekte fayda görmekteyiz.

Buna göre: KTK m. 58 uyarınca: Sürücüler aksine bir işaret bulunmadıkca, araçlarını gidiş yönlerine göre yolun en sağ kenarında durdurmaya, yolcularının iniş ve binişlerini sağ taraftan yaptırmaya ve yolcular da iniş ve binişlerini sağ taraftan yapmaya zorunludurlar.

Yani eğer ki kişi sürücü değil yolcu olsaydı ve yolcusu kapısını açarak başka birine zarar verseydi sürücü soldan inişe karşı tedbir almadığı için sorumlu olacaktı.

KARAYOLLARI TRAFİK YÖNETMELİĞİ m. 110/b uyarınca ise: Aksine bir işaret bulunmadıkça;…

b) Karayolunu kullananlar için bir tehlike ve engel teşkil etmeyeceğinden emin olunmadıkça;

3) Durakladıktan sonra aracın sağını kontrol etmeden kapı açmak ve kontrolsüz inip binmek,

Hükmü açıkça düzenlenmiş olup bilirkişi de bu noktada kararını vermiş olup kusur oranlarını atfetmiştir ve sürücüye tam kusur atfedilip zarar gören kişiye kusur isnat edilmemiştir.

Faydalanılan kaynak: Ahmet Cemal Ruhi, Canan Ruhi –  Taksirle Yaralama Ve Öldürme Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu

(Eser sadece fayda ve yol bulma amaçlı kullanılmış olup aynen aktarılma alınma değildir, yazımız özgün nitelik taşımaktadır.)

Biz genç hukukçular olarak da fayda gördüğümüz bu eseri hukuk camiası kütüphanesine kazandıran emektar hocalarımıza öncelikle sonsuz saygılarımızı ardından sevgilerimizi sunarız… Saygılarımızla…

KAZA YAPTIĞIM NOKTA KARAYOLLARI SORMULULUK SINIRLARI İÇERSİNDE MİDİR? KAZA YAPTIĞIM YER KARAYOLU MUDUR?

Karayollarında kaza yapıldığı zaman akla gelen ilk hususlardan birisi de kaza yaptığım nokta karayolları sorumluluk sınırları içerisinde midir? Veya ben nerde kaza yaptım sorusunu kendimize sormaktayız. Bu sebeple bu yazıyı sizlere trafik kazaları sonrası nerde kaza yaptığınızı anlayıp hukuki anlamda ne gibi hak ve sorumluluklarınız olduğu hususunda elimizden geldiği kadarıyla açıklama yapmaya çalışacağız.

İlk olarak bizim herhangi bir trafik kazası yaşadığımız zaman en önemli iki temel mevzuatımız olduğunu hatırlatalım bunlardan özel nitelikte olanı Karayolları Trafik Kanunu (KTK) , genel nitelikte olanı ise Türk Borçlar Kanunudur (TBK).

Temel olarak ele alacağımız mevzuat KTK olduğundan dolayı hemen KTK’nın temel hükümlerini incelemeye başlayalım:

KTK m. 2’ye göre sorumluluk alanına ilişkin olarak;  Bu Kanun, karayollarında uygulanır. Hükmü açık olarak düzenlenmiştir. Bu noktada hemen ilgili kanunun tanımlar maddesi olan 3. Maddenin 1. Fıkrasına bakmamız gerekmektedir. KTK m. 3/1’e göre karayolu, ‘Yerleşim merkezlerini birbirine karadan bağlayan yol.’ Olarak tanımlanmıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere ‘kamuya açık bir alandaki’ kaza KTK hükümlerine tabi olacaktır. Yani bu noktada örneğin bir ‘SİTENİN’ site içi yolları, otoparkı, otopark giriş çıkış noktaları kamuya açık bir yol olmayıp sadece malik ve hukuki bir tanım olmasa da onaylı misafirlerin kullanımına açık olduğundan o noktada gerçekleşen kazalar KTK’ya tabi olmayacaktır.

 Tekrardan 2. Madde kapsamına dönecek olursak devam hükümlerine göre:

Ancak aksine bir hüküm yoksa;

a) Karayolu dışındaki alanlardan kamuya açık olanlar ile park, bahçe, park yeri, garaj, yolcu ve eşya terminali, servis ve akaryakıt istasyonlarında karayolu taşıt trafiği için faydalanılan yerler ile,

Bu noktada da park, bahçe vb. yerler yine KTK hükümlerine bağlı olduğu vurgulanmış ancak bu noktaların da KAMUYA AÇIKLIK şartını sağlaması gerektiği vurgulanmıştır.

b) Erişme kontrollü karayolunda…

bu noktada ise erişime kontrollü karayolu tabiri karşımıza çıkmaktadır. Tekrardan tanımla hükmünden (KTK m.3) destek alırsak ve ilgili hükme göre: (otoyol – ekspresyol) ‘Özellikle transit trafiğe tahsis edilen, belirli yerler ve şartlar dışında giriş ve çıkışın yasaklandığı, yaya, hayvan ve motorsuz araçların giremediği, ancak, izin verilen motorlu araçların yararlandığı ve trafiğin özel kontrola tabi tutulduğu karayoludur.’ Tanımlaması karşımıza çıkmaktadır. Ve burada dikkatimizi çeken en güzel tanımlama otoyol ve ekspresyol tanımlaması olmaktadır.  

… ve para ödenerek yararlanılan karayollarının kamuya açık kesimlerinde

(Örneğin İstanbul için TEM (E-6) otoyolu)

 ve belirli bir karayolunun bağlantısını sağlayan deniz, göl ve akarsular üzerinde kamu hizmeti gören araçların, karayolu araçlarına ayrılan kısımlarında da,

Bu Kanun hükümleri uygulanır.

Çoğu noktada hizmet veren araçlı vapurlar olsun araç taşıyan diğer kamu hizmeti gören araçlar da park esnasında kaza veya herhangi bir patlama geminin sallanması sonucu aracın kayıp diğer araçlara zarar vermesi, tır dorsesinin yükü ile veya eklentiler ile diğer araçlara zarar vermesi de KTK hükümlerine tabi olarak zararın tespit edilmesi gerekecektir.

m. 104 uyarınca da bir aracın onarım bakım sebebiyle tamirde olduğu sırada herhangi bir sebeple oluşturduğu zarararlar da KTK’ya bağlı olarak çözümlenmesi gerekecektir.

Tüm bu açıklamalar sonrası şu hususu vurgulamakta fayda olacaktır. Eğer ki kaza yapılan nokta yukarıda sayılan ve saymadığımız kanunda yer alan noktalardan bir yerde olmuş ise KTK hükümleri uygulanacaktır. Ancak ki eğer mevcut nokta bu tanımlara uymuyor ve başka bir noktada ise artık genel hükümler olan TBK hükümlerine göre haksız fiil olarak veya işin gereklerine göre o kanunda yer alan hükümlere bağlı kalınarak uyuşmazlık çözülecektir.

Faydalanılan Kaynak: Çelik Ahmet Çelik – Trafik Kazalarında Tazminat Ve Sigorta Hukuk Ve Ceza Sorumluluğu

(Eser sadece fayda ve yol bulma amaçlı kullanılmış olup aynen aktarılma alınma değildir, yazımız özgün nitelik taşımaktadır.)

Biz genç hukukçular olarak da fayda gördüğümüz bu eseri hukuk camiası kütüphanesine kazandıran emektar hocamıza öncelikle sonsuz saygılarımızı ardından sevgilerimizi sunarız… Saygılarımızla…

TEK TARAFLI TRAFİK KAZASI

TEK TARAFLI TRAFİK KAZASI

Bu tür trafik kazası kazayı yapan aracın herhangi bir yayaya ya da başka bir araca çarpmadığı , hasar vermediği trafik kazalarıdır . Tek taraflı olan trafik kazalarında aracın sürücüsünün kusurunun yüzde yüz olduğu kabul edilmektedir . Bu nedenle de kendisi için herhangi bir hak talebinde bulunamaz .

Araç sürücüsü tek başına  bir trafik kazası geçirdiğinde derhal polise haber vermeli , aracın güvenli bir yerde durmadığı tespit edilişe güvenli bir yere çekilme ve daha sonra da tek taraflı trafik kazası tespit tutanağı düzenlenmelidir . Bu tutanakta kazanın yeri , saati , kazanın nasıl gerçekleştiği , aracın aldığı hasar ve \ veya sürücünün yaralandığı gibi noktalar yer almaktadır . Unutulmaması gereken bir diğer husus da tutanaklara atılan imzanın ıslak imza olması gerekmektedir . Bu belgelerin dışında alkol için tutulan rapor , kaza yerinde çekilmiş olan fotoğraflar , kazayı yapan sürücünün ehliyet ve aracın ruhsatı ve sürçünün trafik poliçesi örnekleri de verilen bu dosyanın içerisinde bulunması gerekmektedir .

TEK TARAFLI TRAFİK AKZASINDA TCK

Türk Ceza Kanununun 179 ve 180. Maddelerinde tek taraflı trafik kazalarıyla ilgili düzenleme yer almaktadır . Buna göre tek taraflı trafik kazalarında sadece maddi bakımdan bir hasar varsa araç sürücüsünün ya da aracın işleteninin herhangi bir cezai sorumluluğu bulanmamaktadır fakat alkollü ya da uyuşturucu etkisinde iken araç kullanıp kaza yapan kişinin kazada trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işlemiş olur .

TEK TARAFLI KAZADA SİGORTA ÖDEMESİ

‘ Kimse kendi kusuru dolayısıyla yararlanamaz ’ ilkesi burada da geçerliliğini korumaktadır . Bu nedenle de tek taraflı trafik kazalarında araç sürücüsü bağlı olduğu sigorta şirketinden tazminat alamaz .  Fakat kaza yapan araçta sürücü dışında birilerinin de bulunması durumunda somut olaya göre sigorta ve tazminat ödemeleri yapılabilir .

TEK TARAFLI TRAFİK KAZALARINDA SİGORTA KURULUŞLARIIN SORUMLULUKLARI

  • Aracını sigorta yaptıran kişide kaza sonucunda meydana gelen hasarlar , bedensel anlamada , yaptırılması zorunlu olan trafik sigortasına ek olarak ferdi kaza sigortası yaptırılmış olması koşuluyla karşılanır .

TEK TARAFLI TRAFİK KAZALARINDA YARALANMA

Tek taraflı olmayan trafik kazalarında yaralanma durumunda yaralanan kişinin kendisi bir maluliyeti oluştu ise çalışma hayatı boyunca uğramış olacağı iş gücünün kaybı sebebiyle maddi tazminat uğramış olduğu trafik kazası sebebiyle de yaşadığı elem , keder ve üzüntü için manevi tazminat talep edebilmektedir .

Tek taraflı trafik kazalarında ise kazanın sonucunda kişi uzuv kaybına uğramış ise ya da yaşamsal bakımdan hayati fonksiyonlarını yerine getiremiyor durumda ise , yaralanmış olan kişinin yakınları yalnızca manevi tazminat isteminde bulunabilirler . Tek taraflı trafik kazasının meydana gelmesi sonucunda kişi ölür ise bu durumda da ölenden o hayatta iken desteğini alan kişiler destek aldıklarını ispat etmeleri şartıyla maddi ve manevi tazminat davasını açabilme haklarına sahiptirler  .

TEK TARAFLI TRAFİK KAZASINDA ÖLÜM DURUMUNDA TAZMİNAT

Araçta araç sürücüsünün dışında bulunan yolcuların ölümü durumunda kazanın tek taraflı ya da çift taraflı kazanın olmasına bakılmaksızın ve aracın sürücüsünün dikkate alınmaksızın her aracın içerisinde yolcu olarak bulunan kişilerin yakınları tazminata hak kazanır . Bu tazminat türü de destekten yoksun kalma tazminatı olarak yer almaktadır .

Tek taraflı trafik kazalarında duruma sebep olmayan kişinin ölümü durumunda geride kalan kişiler destekten yoksun kalma tazminatı alabilir .

Fakat kendi kusuru nedeniyle ölen kişinin yakınlarının ya da desteğini görenlerin destekten yoksun kalma tazminatını alıp alamayacağı konusu tartışmalıdır . Fakat son zamanlarda Yargıtay bu tartışmaya son vererek bu kişilerin tazminat alaya hak kazandıkları yönünde kararlar vermektedir . Bunun nedeni de kazada kusuru bulanan kişinin sorumluluğunun bu kişilere yüklenilemeyeceği ve bu kişilerin tazminat haklarında mahrum bırakılmaması gerektiğidir .

Tek taraflı trafik kazalarında sürücünün kendisinden kaynaklanmayan nedenlerle kaza yapıldıysa , örnek olarak yolun bozuk olması gibi , aracın sürücüsü tek taraflı trafik kazası yapsa dahi geride bırakmış olduğu kişiler destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanırlar . Bu durumda aracın sigortalı olması hali mevcutsa ölenin arkasında bıraktığı kişiler destekten yoksun kalma tazminatını aracın sigortasında talep edebilirler .

TEK TARAFLI TRAFŞK KAZALARINDA DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI ZAMANAŞIMI

Buna göre Borçlar Kanununda düzenlenen haksız fiil zamanaşımı olan 2 yıl burada da geçerlidir . Tek taralı trafik kazalarında suç işlendiğinde ise Türk Ceza Kanununda düzenlenmiş olan zamanaşımı süreleri uygulama alanı bulmaktadır . Buna göre uzatılmış haldeki zamanaşımı süresi yaralanma halinde 8 yıl , ölüm halinde ise 15 yıl olarak düzenlenmiştir .

TEK TARAFLI TRAFİK KAZALARINDA DEĞER KAYBI

Tek taraflı trafik kazalarında aracı hasara uğrayan kişi araç değer kaybı isteminde bulunamaz .

ALKOLLÜ ARAÇ KULLANIMI
ALKOLLÜ ARAÇ KULLANIMI
 
Araç sahibi ya da aracı kullanan kişinin eğlenmek ve keyifli vakit geçirmek için alkol alıp daha sonrasında araç kullanımı yaygın bir durum olmakla beraber son derece yanlış bir davranıştır. Alkollü araç kullanımı yapacak olan bireylerin oldukça az miktarda alkol alması önerilse de az ya da çok alkol alımı trafiği , diğer araç kullanıcılarını ve yayaları zor duruma sokabilir. Bundan kaynaklı olarak alkollü araç kullanımına bir kaza gerçekleşmese bile belli bir sınır promil üzerinde alkol saptanan kişiye idari yaptırım uygulanmakta olup bu sınır özel araç kullanan sürücüler için 50 promil olup yapılacak olan alkol testinde kanında 50 promil ve üzeri alkol bulunan sürücü idari para cezasına mahkum edilecek ve ehliyetine el konulacaktır. Hem idari para hem de ehliyete el konma cezalarından dolayı sürücülerin kaza yapmasalar bile alkol kullanımından sonra araç sürmemeleri çok daha sağlıklı olacaktır. Peki ya eğer alkollü kişi araç kullanırken kaza yaparsa ne olacak? Alkollü araç sürücüsüne kaza yapmasa bile uygulanacak olan idari yaptırımları yukarda belirttik. Araç sürücülerinin alkol aldıktan sonra alkollü bir şekilde araç kullanırken kaza yapmaları da beklenilen bir şey olduğundan kaynaklı bununla ilgili de bazı yaptırımların ve durumların önceden belirlendiğini söyleyebiliriz. Şimdi alkollü araç sürücüsünün kaza yapması durumunda söz konusu alkol durumunun bu kazayla ilgili ve sigortayla ilgili durumlarını inceleyelim.
 
ALKOLLÜ SÜRÜCÜNÜN YAPMIŞ OLDUĞU KAZADA TRAFİK SİGPRTASI ÖDEMELERİ
 
Trafik sigortasını yaptırmış olan araç sürücüsü belli oranda alkol aldıktan sonra yapmış olduğu kazada masrafları ya da masraflarının belli bir oranını sigorta şirketinin karşılayıp karşılamayacağını merak eder. Normalde sigorta şirketinin karşılayacağını bilen sürücü alkollü bir şekilde yani trafik kurallarına aykırı bir şekilde araç kullanımında nasıl bir uygulama olduğunu merak eder. Bu durumda gerçekleşmiş olan trafik kazasının direkt olarak alkollü sürücü nedeniyle gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmasını gerektirir  çünkü kaza direkt olarak alkollü sürücü sebebiyle gerçekleşmemiş olabilir. Söz konusu kazaya karışan aracın sigorta şirketinin de  ne ölçüde devreye girmesi gerektiğinin belirlenip anlaşılması için söz konusu trafik kazasıyla ilgili detaylı inceleme yapılması gerekmektedir.
 
Trafik ve kasko sigortalarının genel şartları incelendiğinde aslında sigorta şirketlerinin alkollü araç sürücüsünün yer aldığı trafik kazalarında ödeme yapmayı ve sorumluluk lamayı doğru bulmadıkları görülmektedir. Fakat sigorta şirketi kafasına göre keyfi olarak ödeme yapmak istemiyorum diyemez bundan kaynaklı da sigorta şirketi söz konusu trafik kazasıyla ilgili rücu davası açıp uzman yetkililerce kazanın ve söz konusu durumun incelenmesini ister. Araç sigortalarının konularını detaylı olarak incelediğimizde trafik sigortası ve kasko şartlarında bir fark olduğu anlaşılır.  Alkollü kazada kasko sigortası alkol kullanımını direkt olarak teminatın dışında tutarken trafik sigortası şartlarına bakıldığındaysa söz konusu trafik kazasında alkolün ne derece etkili olduğunun belirlenmesi sonucunda değiştirmektedir. Bu yüzden söz konusu kazayla ilgili araştırma ve derecelendirme yapılması gerekmektedir.
Söz konusu trafik kazasının olmasında sürücünün almış olduğu alkol dışında pek çok şey sebep olabilmektedir o yüzden  bu ‘’karşı tarafın yanlış araç kullanımı, kendi aracınızdaki çeşitli arızalar ve yol sorunları vs. ‘’ etkenler de kazanın oluşmasına neden olabileceği için durum incelenmeli ve sigorta şirketinin ödeme yapıp yapmayacağı durumların varlığı tespit edilmelidir. Yukarıda saydığımız gibi etkenlerin varlığı halinde kaza gerçekleştiği ortaya çıkarsa sigorta şirketinin ödeme yapması söz konusudur. Alkollü sürücünün tarafı olduğu trafik kazasında trafik sigortasıyla ilgili dikkat edilmesi gereken başka bir durum da kazada alkolün kazada bir miktar etkisi varsa bile eğer diğer etkenlerin varlığı da kazada söz konusuysa  sigorta ödemesi yapılacak olmasıdır.
 
Eğer alkollü bir şekilde araç kullandıysanız ve bu şekildeyken bir trafik kazası taraflarından biri olduysanız iletişim numaramızdan 7/24  bize ulaşabilir ve kıdemli , sigorta ile ilgili davalarda uzman avukatımız Av. Ferhat Küle’den söz konusu kazayla ve yapılabileceklerle ilgili bilgi alabilir ve aynı şekilde avukatımız aracılığıyla bağlı olduğUnuz sigorta şirketine ulaşarak taleplerinizi ve sorularınızı yöneltebilirsiniz.
 
HÜSEYİN DOĞAN
Open chat
Whatsappdan mesaj at
Merhaba
Geçmiş Olsun.Size yardımcı olabiliriz.
Hemen Ara