Arama:
Hasar Farkı Tazminatı

Hasar Farkı Tazminatı ne demektir?

 Trafik kazaları neticesinde oluşan zararlarda, doğal olarak sigorta şirketinin sorumluluğu ortaya çıkacaktır. Sigorta şirketi, hasara uğrayan aracın eski hâline getirilebilmesi için tazminat ödeyebileceği gibi aynen tazmin yöntemine yönelerek onarım yapan bir servisle de anlaşabilecektir. Meydana gelen işte bu hasarın onarım bedeline ‘Hasar Tazminatı’ derken hasar farkı tazminatı ise onarımın yapılış şekline göre ortaya çıkan farktan kaynaklanan bir kavramdır.

Hasar Farkı Tazminatı şartları nelerdir ve tazminat davası kime açılmalıdır?

 İlk olarak sigorta şirketinin anlaştığı servisin,  artık aracın onarımını yapacak ve onarılmış bir şekilde ilgili şahsa teslim etmekle yükümlü olacağını vurgulamalıyız. Çünkü anlaşmalı olan servis, teknik zararları giderecek olan esas muhatabımızdır. Esasında ‘hasar farkı tazminatı’ da söz konusu bu teknik zararların giderilmesi ile onarım giderlerine ilişkin bir kavram olarak gündeme gelmiştir. Bazı durumlarda bu servisler, değiştirilmesi gereken bir parça için onarım yapmış olabileceği gibi orijinal parçayla değiştirilmesi gereken bir parçanın aynı kalitede olmayan parçalarla değiştirmiş olabilmektedir. Veyahut buna benzer başka durumlarla karşılaşmamız hayat akışında olağan bir durumdur. Yani hasarın onarımında orijinal parçalar yerine yan sanayi parçaların kullanılmasıyla hesaplanan onarım bedeliyle, orijinal parçalarla yapılan onarım bedeli arasındaki farka da hukukumuzda ‘Hasar Farkı’ denmiştir. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın ‘Tazminat ve Giderlerin Ödenmesi’ başlıklı B.2. maddesindeki hüküm, hasar gören parçanın değişimi ile ilgilidir. Sözünü ettiğimiz maddede, onarımın ilk aşamasında orijinal parçayla değişimini öncelenmiş ancak orijinal parça bulunamazsa ömrünü tamamlamış araçlardan elde edilen orijinal parça ile değişim yapılacağı belirtilmiştir. Fakat uygulamada yan sanayi olarak anılan parçalarla değişimin yapıldığı görülmektedir. Eğer bu durumla karşı karşıya kalınırsa, takılması gereken ile takılan parçaların arasında oluşan bedel farkının talep edilmesi gerekecektir.  Hasar farkı tazminatının talep edilebilmesi için ise bazı şartları vardır; İlk olarak hasar gören parça orijinal olmalıdır. Araç daha önce aynı bölgeden hasar almamış olmalıdır. Onarımın muadil, yan sanayi parçalarla yapılmış olması gerekecektir. Ve kaza tarihinden itibaren iki yıl geçmediyse hasar farkı tazminatı başvuru hakkını şahıs kazanır. Bu tazminat davasının ise aracı onarım yaptırılan sigorta şirketine karşı yöneltilmesi gerekir. Çünkü onarım kararını veren, sigorta şirketidir.

Peki, hasar farkını nasıl tespit edeceğiz nasıl talep edeceğiz?

  Hasar farkını alabilmek için eksper raporu  incelenmeli ve hasar farkının varlığı öncelikle tespit edilmelidir. Tespit edilen hesap farkını talep edeceğimiz sigorta şirketi ise bazen sorumluluktan kurtulmak ister. Aracın onarımı için önceden ‘mutabakatla onarım’ adında bir mutabakat tarafa imzalatıldığı için bunu öne sürerek sorumlu olmadığını iddia edebilir. Ancak belirtmeliyiz ki bu belgenin hiçbir yasal geçerliliği yoktur. Karayolları Trafik Kanunu’nda 111. Maddesinde belirtildiği üzere hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersiz olacaktır. Zaten sigorta şirketi anlaşmalı servise bu görevi verip bir daha bu olayla ilgilenmemezlik yapamaz. Çünkü sigorta şirketleri, verilen onarım hizmetinin yasaya, mevzuata uygun olup olmadığını her daim  incelemeli ve araştırmalıdır. Aynı zamanda sigorta şirketinin önemli bir diğer sorumluluğu da, onarım işinin tarafların haklarını ihlal edip etmediğini kontrol etmektir.  Eğer hak ihlalinin olduğu tespit ve ispat edilirse, sigorta şirketinden anlattığımız üzere ‘hasar farkı bedeli’ talep edilebileceği gibi ‘uygun parçanın takılması’ da talep edilebilecektir.

Trafik Kazalarında Cezai Sorumluluk

Trafiğe çıkan motorlu araçların sayısının artmasına bağlı olarak trafik kazalarında ciddi artışlar meydana gelmektedir. Bu artışların doğal bir sonucu olarak da trafik kazaları sonucunda ortaya çıkan yaralanma ve ölüm durumlarında da ciddi bir artış göze çarpmaktadır. Bu artış devam ettiği takdirde bir gün bizimde bir trafik kazası mağduru veya faili olmamız kaçınılmaz bir son gibi gözükmektedir. Bunun içinde bu tür durumlarda ne yapılması gerektiği ile alakalı olarak, haklarımızın ne olduğunu iyi bir şekilde kavramamız bizim için faydalı olacaktır. Trafik kazaları halinde kusurlu tarafa çeşitli yaptırımlar uygulanması hükmedilebilir. Bunların ne olduğu ile ilgili birkaç örnek vermek gerekirse: trafik kurallarına aykırı hareket etmeden dolayı idari para cezaları, kazaya karışan kişiler tarafından açılan davalar neticesinde maddi ve manevi tazminatlar ve son olarak hapis cezaları olabilmektedir. Hiç kuşkusuz bunlardan en önemlileri bireyin özgürlüğüne doğrudan bir müdahaleyi içeren hapis cezasıdır. Bizlerde bu yazımızda trafik kazalarındaki cezai sorumluluğu ele alarak bunun hangi koşullarda gerçekleşmesinin mümkün olacağını çeşitli ihtimalleri değerlendirerek açıklayacağız. Trafik kazalarında cezai sorumluluk dediğimiz zaman Karayolları Trafik Kanununa veya Karayolları Trafik Yönetmeliğine aykırı hareket edilmesi halinde bir idari para cezası uygulanabilir. Eğer söz konusu aykırılık ile birlikte trafik kazası sonucu yaralanma veya ölüm hallerinden birinin veya her ikisinin de gerçekleşmesiyle birlikte Cumhuriyet Savcılığı tarafından kamu davası açılabilir. Açılan bu kamu davası neticesinde kusurlu tarafa yönelik hapis cezası hükmolunabilir. Bu konu ile alakalı kanun maddeleri Türk Ceza Kanununun 85. ve 89. maddelerinde düzenlenmiştir. Türk Ceza Kanunun 85. ve 89. Maddeleri söz konusu trafik kazaları neticesinde yaralama ve ölüm halinde verilecek cezanın sürelerini, cezanın arttırılması veya azaltılması ile ilgili durumları açıkça belirlenmiştir. Trafik kazaları sonucu meydana gelen yaralanma ve ölüm durumlarında bu suç tipleri taksirli suçlar kapsamında değerlendirilir. Yani trafik kazaları neticesinde yaralama ve öldürme suçlarının ortaya çıkması halinde bu suç tiplerinin kasten işlenmesi mümkün değilken ancak taksirle işlenmesi mümkün kılınmıştır. Taksirli suçlar, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilerek bir davranışın, suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek işlenmesidir. Trafik kazaları sonucu meydana gelen ölümler Türk Ceza Kanunu madde 85’te düzenlenmiştir. Taksirli olarak bir insanın ölümüne sebep olan bir kişi 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Birden fazla kişinin ölümüne neden olan ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına sebep olan kişi iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Trafik kazaları sonucunda taksirle yaralama halinde ise Türk Ceza Kanunun 89. maddesi uygulama alanı bulmaktadır. Taksirle yaralama suçunu işleyen kişiler üç aydan bir yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası ile cezalandırılır. Söz konusu yaralama olayının birden fazla kişiye karşı gerçekleştirilmesi halinde ise altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına karar verilebilir. Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı şekilde yürütülür. Ancak suçun bilinçli taksir ile işlenmesi halinde şikayet aranmamaktadır. Ayrıca bilinçli taksir ile işlenen suçlarda hükmolunan hapis cezası para cezası vb. başka bir yaptırıma çevrilemez. Örneğin alkollü bir şekilde araç kullanarak bir başkasının ölümüne veya yaralanmasına sebebiyet veren kişinin suçu bilinçli taksir ile işlediği belirlendiği takdirde hapis cezasına hükmedildiği takdirde bu hapis cezasının para cezasına veya başka bir cezaya çevrilmesi mümkün değildir. Trafik kazaları neticesinde meydana gelen yaralanma veya ölüm hallerinde karşı tarafın kusuru oldukça önemli bir durum teşkil etmektedir. Kazanın meydana gelmesinde kusuru olmayan bir kişiye karşı kamu davası açılması mümkün değilken açılan bir kamu davası var ise ve kusuru olmadığı belirlenmiş ise ceza tayin edilemez. Mağdur tarafın şikayetçi olmaması veya mağdur tarafın zararının bir kısmı veya tümünün karşılanmış olması, hakimin takdirini etkileyecek önemli etmenlerden olmaktadır. Özetlemek gerekirse trafik kazalarında cezai yaptırım büyük oranda karşımıza hapis cezaları şeklinde çıkmaktadır. Bu cezalar belirlenirken söz konusu trafik kazasının yaralanmalı mı yoksa ölümlü mü bir kaza olup olmadığı büyük önem taşımaktadır. Söz konusu trafik kazasında failin kusurunun olup olmaması veya ne derecede bir kusurunun söz konusu olduğu verilecek olan ceza açısında önemli bir özellik taşımaktadır. Trafik kazalarında yaralama ve öldürme suçlarının kasten işlenmesi mümkün olmazken bu ancak taksirli bir şekilde işlenebilmektedir. Ayrıca mağdur tarafın şikayetinin olup olmaması hususu hakimin kararını etkileme konusunda önem arz etmektedir.

Trafik Kazalarında Müterafik Kusur İndirimi

Ülkemizde gün geçtikçe trafik kazalarındaki artış devam etmektedir. Bu artışın çeşitli nedenleri olmakla birlikte en önemli faktörü insan farktörü olarak göstermemiz yanlış olmaz. İnsan faktörünü göz önünde bulundurarak bir trafik kazası halinde oluşabilecek zararların karşılanmasında yüklenici olarak kazaya sebebiyet veren kişi yani kusurlu taraf sorumluluk altına girmektedir. Ancak trafik kazası sonucunda kimlerin tazminat altına gireceğinin belirlenmesi göründüğü gibi kolay bir durum değildir. Bu tazminat taraflarının belirlenmesi hatta tazminat ödeyecek olan kişilerin bu tazminatı hangi oranda ödeyecekleri konusunda belli başlı kriterler mevcuttur. Tazminat sorumluluğu altına girecek olan kişiler kusurları ile orantılı olarak bir tazminat ödemek zorunda kalırlar. Bu kusur oranı ve buna bağlı olarak tazminat belirlenirken “müterafik kusur” kavramı oldukça önemli bir öneme sahip olmaktadır. Müterafik kusur, zarara uğrayan tarafın zararın doğmasında veya zararın artmasına sebebiyet verdiği hallerde ödenecek tazminat oranında indirim yapılması veya hiç tazminat ödenmemesine neden olan bir durumdur. Müterafik kusurdan bahsedebilmemiz için ve bu doğrultuda hükmedilen tazminatta indirim yapabilmek için kanunda da açıkça belirtilen bazı şartlar bulunmaktadır. Türk Borçlar Kanunu madde 52 bu şartların ne olduğunu bizlere açıklamaktadır. Zarar görenin ortak kusurundan bahsedebilmek için; zarar gören tarafından ortaya çıkmış bir haksız fiilin ortaya çıkması, bu doğrultuda bir zararın meydana gelmesi, zarar görenin kusurlu veya özensiz davranışının olması, zarar ile kusurlu davranış arasında bir nedensellik bağının oluşması  gerekmektedir. Müterafik kusur kavramı içeriği itibari ile tazminat yükü altına girmiş olan kişinin bu yükümlülüğünü hakkaniyet gereği kısmi olarak hafifletme veya tamamen ortadan kaldırmak için ortaya çıkmıştır. Yani trafik kazası sonucu mağdur olan bir kimse sadece mağdur olduğu için bir tazminat elde etmektense, kendisininde bu mağduriyetinin ortaya çıkmasında belli başlı ihmalinin olup olmadığı kontrol edilmektedir. Trafikte yaya, sürücü, yolcu vb. şekilde bulunan kişilerin dürüstlük kurula göz önünde bulundurularak alması gereken sorumlulukları bulunmaktadır. Bu üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmeyen kimseler mağdur dahi olsalar tazminat alamayabilirler. Özetle bu tür durumlarda sadece tek taraflı olarak bir sorumluluk yüklenmeyerek mağdur tarafında sorumlulukları olduğu konusunda bir hüküm bulunmaktadır. Motorlu araç sürücüsünün kast takmaması, yayaların karşıdan karşına geçerken yaya geçidini kullanmaması vb. durumlar neticenin meydana gelmesine doğrudan etki edebilecek konular oldukları için doğrudan müterafik kusur kapsamına girmektedir. Trafik kazalarında müterafik kusur indirimi Yargıtay tarafından belirlenen ve mahkeme kararlarında da sıklıkla uygulanan %20’ lik bir oran bulunmaktadır. Trafik kazalarında müterafik kusur olduğu belirlendiğinde mevcut tazminattan %20’lik bir indirim yapılmaktadır. Bu oranın altında veya üstünde yapılan bir indirimde verilen kararlar Yargıtay tarafından yanlış olarak belirlenmektedir. Bununla ilgili olarak aşağıda Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin, 2018/5461 E., 2019/10629 K., 13.11.2019 T. Sayılı ilamına göre:“Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur Borçlar Kanunu’nun 44. maddesinde (6098 sayılı TBK md. 52. md.) düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir. Bu durumda mahkemece, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 52. (818 sayılı BK 44. md.) maddesi gereğince yolcu murisin alkollü olduğunu bildiği araca binmesinden dolayı davacı … hakkındaki tazminattan %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerekirken, %15 oranında indirim yapılması doğru değildir.” (YARGITAY 17. HD. 2018/5461 E., 2019/10629 K., 13.11.2019 T.). İncelediğimiz Yargıtay kararında göründüğü üzere söz konusu oranın üstünde veya altında verilen her türlü karar Yargıtay tarafından yanlış olarak nitelendirilmektedir.

Kasko Sigortası

Günlük yaşantımızda bizim hayatımızı kolaylaştırmaya yarayan birçok teknolojik aleti kullanmak durumunda kalıyoruz. Hatta bu kullanım hayatımızı kolaylaştırmaktan ziyade artık bizim için vazgeçilmez, olmazsa olmaz bir ihtiyaç haline dönüşmüş durumdadır. Aslında teknolojik alet diyerek insan yaşamında ihtiyaç duyduğu şeyleri sınıflandırma konusunda dar bir anlam çıkıyor olabilir ancak bizler bunu geniş anlamda düşünerek sadece teknolojik aletler değil, insanın hayatında olmazsa olmaz maddi veya manevi öneme sahip taşınır veya taşınmaz olarak her türlü şeyi geniş anlamda bu sınıflandırmaya dahil edebiliriz. İşte bizler yukarıda bahsettiğimiz ve bu sınıflandırmaya dahil olacak her türlü şeyleri kullanmaya ihtiyaç duyduğumuz kadar aynı zamanda korumaya da ihtiyaç duymaktayız. Çünkü insan yaşamı için bu kadar öneme sahip, günlük işlerimizi idare etmede bize kolaylıklar yaratan veya yaşamımızı devam ettirmemiz için olmazsa olmaz bu şeylerin yoklukları halinde çok ciddi problemler oluşabilmektedir. Örnek vermek gerekirse zorunlu bir ihtiyaç olan barınma ihtiyacı gerek insan hakları çerçevesinden baktığımızda gerekse de sosyal devletin bir gereği olarak her insanın faydalanması gereken bir haktır. Bizde bu barınma ihtiyacımızın bir sonucu olarak bir taşınmaz edindiğimiz zaman bu taşınmazda oluşabilecek her türlü olumsuzlukları önlemek istemekteyiz. Bununla birlikte oluşabilecek zararları da en azından maddi olarak önleyebilmek adına günümüzde sigorta ve kasko kavramları karşımıza çıkmaktadır. Bu kavramları detaylı bir şekilde inceleyecek olduğumuzda birbirinden ayrılan farklılıklar bulunsa da aslında iki kavramın da amacı hemen hemen aynıdır diyebiliriz. Örneğimizi motorlu araçlar üzerinden vermemiz hem daha iyi anlaşılması adına hem de konumuzla alakası itibari ile daha doğru olacaktır. Motorlu araçlara hem trafik sigortası hem de kasko yaptırmak mümkündür. Motorlu araçlara trafik sigortası yaptırmak Karayolları Trafik Kanunundan gelen zorunlu bir uygulama olsa da motorlu araçlara kasko yaptırmakla ilgili herhangi bir zorunluluk yoktur. Motorlu araçlarda sigortanın zorunlu tutulmasının sebebi kendimizin uğradığı zarardan ziyade üçüncü kişilere verdiğimiz zararların karşılanması ile alakalı bir durumdur. Ancak kasko yaptırdığımız takdirde kendi aracımızla alakalı uğradığımız zararları bu sayede karşılamamız mümkündür.

Kasko Nedir?

Resmi adı Kara Araçları Kasko Sigortası olan ancak herkes tarafından yaygın olarak Kasko adı ile bilinen Kasko Sigortası motorlu araç sahiplerinin sahip oldukları araçlarına gelebilecek herhangi bir hasarı önceden yaptırmış oldukları sigorta ile herhangi bir ücret ödemeden kasko şirketi tarafından karşılanmasını mümkün kılan bir uygulamadır. Kasko sigortası için ödenecek ücret söz konusu araçların değerine göre farklılık göstermekle birlikte kasko sigortası ile faydalanabileceğiniz hizmetler yaptığınız sözleşmeye göre farklılık göstermektedir. En geniş anlamıyla belirtmek gerekirse kasko sayesinde faydalanabileceğiniz hizmetler: kaza, yangın, sel, terör olayları gibi durumlar olabileceği gibi daha özel nitelikli diyebileceğimiz yol yardımı, hukuksal koruma, anahtar kaybı gibi durumlarda bile kasko tarafından hizmet almamız mümkündür.

Kasko ile Trafik Sigortaları Farkı

Günümüzde birçok kişi kasko ile trafik sigortasını birbiri ile karıştırmakta hatta bu iki kavramın aynı kavramlar olduğunu düşünmektedir. Ancak kasko ile trafik sigortası koruduğu değerler yönünden benzerlik göstersede birbirinden önemli farklılıkları bulunan sigorta çeşitleridir. Öncelikle trafik sigortaları trafiğe çıkan her motorlu araç için yaptırılması zorunlu tutulan bir zorunlu trafik sigortasıdır ancak kasko için bu durum söz konusu değildir, kasko yaptırma konusunda araç sahiplerinin herhangi bir zorunluluğu mevcut olmamaktadır. İkinci husus bu iki sigorta türünün kapsamı konusunda karşımıza çıkmaktadır. Trafik sigortaları bir trafik kazası halinde karşı tarafa veya üçüncü kişilere vermiş olduğumuz zararları karşılamaktadır. İşte bu yüzden trafik sigortalarının yapılması zorunlu kılınmıştır. Bu sayede kişinin kaza halinde karşı tarafın mağduriyetini giderme konusu koruma altına alınmaya çalışılmıştır. Kasko sigortası ise karşı taraftan bağımsız olarak kendi aracımızın uğramış olduğu zararları karşılamaktadır. Aracımızda meydana gelen kaza, doğal afet, terör olayları, su baskını gibi durumlara karşı aracımızda oluşabilecek her türlü hasarı gidermektedir. Bir diğer farkılılık ödenecek prim konusunda kendini göstermektedir. Trafik sigortalarının prim sınırı devlet tarafından belirlenmektedir ancak kasko sigortalarının primi yaptırılacak poliçenin kapsamına göre değişiklik göstermektedir.

TRAFİK KAZALARINDA DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI

  Hayatımızın akışında sık sık karşı karşıya kaldığımız trafik kazaları, bireylerin yaşamında hem maddi zararlara hem manevi zararlara sebebiyet verir. Başımıza gelen trafik kazalarında zarara uğrayan kişi olarak talep edebileceğimiz bazı haklarımız olacaktır. Trafik kazaları neticesinde ölüm, yaralanma veya maddi hasarlardan kaynaklanan zararlar olabilir, bu durumda zarar gören kişi, mutlaka konusunda uzman bir avukattan hukuki destek ve yardım alarak  maddi-manevi tazminat davalarını açma yoluna gitmelidir. Bu yazıda bahsedeceğimiz destekten yoksun kalma tazminatı ise trafik kazalarında ölüm gerçekleştiyse gündeme gelecek olan bir konudur.  Yakınlarının ölümlerinden dolayı, hem ölenin maddi desteğinden mahrum kalan hem de çektikleri acı ve ıstıraplardan dolayı manevi zarara uğrayanlar bu imkandan yararlanabileceklerdir.

   Ölenin eşinin , anne-babasının , çocuklarının , kardeşlerinin veya ölen kişiyle arasında destek ilişkisi olan herkesin talep edebileceği destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasında hak kaybına uğramamak için mutlaka uzman bir avukattan yardım alınmalıdır. Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için öncelikle destek olan şahıs vefat etmiş olmalıdır. Ayrıca talep edilebilmesi için kural olarak zarar verenin kusuruyla işlenmiş hukuka aykırı bir fiili söz konusu olmalıdır. Son olarak desteğin ölümü ile meydana gelen olay arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Şartların taşınması ihtimalinde, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki ekonomik ve sosyal durumların korunması için bu talebin karşı taraftan istenmesi gerekir. Peki bu talebi kime yöneltmemiz doğru olacaktır ve kanunda düzenlenmiş midir onu inceleyelim. Vefat eden kişinin yakınları;

-Trafik kazasına karışan araçların ilgili sigorta şirketlerine,

– Kaza yapan araçların sürücülerine,

– Araçların maliklerine bu talebi yöneltebilirler.

  Esasında kazaya karışan tarafların sayısına, kusur oranlarına göre sigorta şirketlerinin sorumluluğu değişir. Kazada sigortalı bir aracın sürücüsü tamamen kusurluysa ve vefat etmişse sigorta şirketi 3. Kişilere karşı sorumlu olacağından destekten yoksunluk tazminatını ödemekle yükümlüdür. Ancak trafik kazasında her iki tarafın da belli oranlarda kusuru varsa destekten yoksunluk tazminatı ödemesinde sigortaladıkları araçların sürücülerinin kusurları oranında ödemeler yapacaktır. Ölümlü trafik kazasında ölen kişinin yakınlarına yapılacak ödemenin hesaplanmasında ise vefat edenin geliri esas alınır. Eğer geliri belirlenemezse, gelirinin asgari ücret olduğu kabul edilerek tazminat hesaplanır. Bu hesaplamalarda mahkeme teknik bilgilere sahip bilirkişilerden yardım alarak karar verecektir.

  2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda 92. Maddede zorunlu trafik sigortacısının hangi zararlardan sorumlu olmadığı belirtilmiştir. Sınırlı sayılan bu hallerden yakınların talepleri de madde kapsamında yer almamış ve sigortacının sorumluluğu kapsamında kabul edilmiştir. Ayrıca Yargıtay Genel Hukuk  Kurulu’nun önemli bir kararını da belirtmeliyiz. Bu karara göre trafik kazasında ölen kişi tam kusurlu olsa bile yakınlarına tazminat ödenmelidir. Çünkü  destekten mahrum kalan yakınların hiçbir kusuru yoktur ve tazminat talep edebilmelidir.

   Son olarak manevi zararlarda ise genel olarak zorunlu mali mesuliyet sigortacısının sorumluluğu bulunmamaktadır. Üzüntü, elem ve kederi olan yakınlar manevi tazminat talebini kazaya neden olan araç sürücüsünden, araç sahibinden veya araç işleteninden isteyebilecektir.

TRAFİK KAZALARI KAYNAKLI MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVALARI

Günümüz Türkiyesinde sayısı günden güne artmakta olan ve ortalama bir insanın başına gelebilecek en büyük sorunlardan birisi de hiç şüphesiz trafik kazalarıdır. Trafik kazaları, insan sağlığını doğrudan etkileyen ve bunun yanında insanlara maddi ve manevi olarak çeşitli mağduriyetler yaşatabilecek belli başlı durumlar ortaya çıkarabilmektedir. Dünya geneline baktığımız zaman motorlu araç kullanımının artmasına bağlı olarak trafik kazalarının sayısında da ciddi bir artış gözlenmektedir. Son yıllarda Türkiye’de meydana gelen trafik kazalarında gözle görülür artış bununla ilgili yetkilileri önlemler almaya ve vatandaşları bilinçlendirme çalışmalarına süreklemiştir. Bu çalışmalar kitle iletişim araçları vasıtası ile çeşitli şekillerde yerine getirilebilmektedir. Trafik kazalarının insanlar üzerinde maddi ve manevi birtakım olumsuzluklara yol açtığını belirtmiştik. Bunun bir nebze önüne geçebilmek adına “zorunlu trafik sigortası” olarak nitelendirdiğimiz 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda düzenlenen ve trafiğe çıkan her araçta bulunması zorunlu olan bir sigorta çeşididir. Trafik sigortaları, trafik kazalarının yaşanması halinde karşı tarafın maddi ve manevi kayıplarını karşılamak adına güvence görevi üstlenen zorunlu bir sigorta türüdür. Ancak sadece karşı tarafla sınırlı kalmayarak trafik sigortaları ayrıca üçüncü kişilere verilen zararları hatta kamu mallarına verilen zararları dahi karşılayan sigorta türüdür. Trafik sigortaları; vücutta oluşan hasarları, tedavi giderlerini, varsa cenaze masrafları vb.  haller oluştuğunda bunları karşılamakla mükellef olmaktadır. Biz oluşan bu giderleri ikiye ayırarak, maddi ve manevi tazminat olarak sınıflandırmaktayız ve bu doğrultuda maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunabilmekteyiz. Trafik kazası halinde dava açma hakkı, eğer mağdur hayatta ise açılacak olan hem maddi hemde manevi tazminat davaları bizzat mağdur tarafından açılabilmektedir. Eğer söz konusu kaza neticesinde bir ölüm hali meydana gelmiş ise ölen kişinin yakınları maddi ve manevi tazminat davası açabilmektedirler. Ölen kişinin yakınları dediğimizde anlaşılması gereken sadece anne, baba, eş ve çocuklar olarak algılanması yanlış olabilmektedir. Ölen kişi ile aranızda hiçbir kan bağı bulunmasa bile en azından manevi tazminat talebinde bulunabilirsiniz. Trafik kazaları sonucu açılacak davalar belli bir takım zamanaşımı sürelerine tabiidir. Bu süreler trafik kazasının yaralanmalı veya ölümlü olup olmamasına göre değişkenlik göstermektedir. Yaralanmalı bir trafik kazasında süre kaza  tarihinden itibaren sekiz yıldır. Ölümlü trafik kazalarında üse bu süre on beş yıla çıkmaktadır. Hem ölümlü hemde yaralanmalı trafik kazalarında yine on beş yıllık süreyi esas almaktayız. Trafik kazaları neticesinde gerek mağdurun gerekse de mağdurun yakınlarının maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunabileceğinden bahsetmiştir. Ancak bilmemiz gereken bir diğer husus bu maddi ve manevi tazminat taleplerini hangi durumlarda hangi taleplerle ileri sürebileceğimiz konusu olmaktadır. Bu kısımda da kendimize göre üçlü bir ayrıma giderek yaralanmalı, sakatlanmalı ve ölümlü trafik kazaları olarak ayrı ayrı inceleme gereksinimi görmekteyiz. Yaralanmalı trafik kazalarında mağdur, tedavi giderlerini ve çalışamadığı süre içinde elde edemediği gelirlerini  maddi tazminat yolu ile isteyebilmektedir ayrıca yaralanma neticesinde duyduğu üzüntü ve ıdırap içinde ayrıca manevi tazminat talebinde bulunabilmektedir. Sakatlanmalı trafik kazalarında ise ortaya çıkan sakatlık oranı neticesinde tüm ömrü boyunca ortaya çıkacak iş gücü kaybı ile birlikte tedavi giderlerini maddi tazminat yolu ile isteyebilmektedir. Ayrıca yine kaza neticesinde oluşan sakatlık durumunun kişide bıraktığı üzüntü ve psikolojik bozukluk durumunda manevi tazminat talebinde bulunabilmektedir. Ölümlü trafik kazalarında durum biraz daha farklılık göstermektedir. Yaralanmalı ve sakatlanmalı trafik kazalarında olduğu gibi burada da maddi ve manevi tazminat haklarımız bulunmaktadır. Ancak buradaki farklılık bu tazminat taleplerinin kimler tarafından isteneceği noktasında oluşmaktadır. Ölümlü trafik kazalarında ölen bir kişi kimseyi dava edemeyeceğinden veya haklarını arayacamayacağından dolayı bu hak arama süreci kişinin yakınları tarafından gerçekleşir. Ölen kişinin yakınları cenaze ve defin masrafları adı altında maddi tazminat talebinde bulunabilirler. Ayrıca ölen kişinin yakınları, ölen kişinin desteğinden yoksan kaldıkları gerekçesiyle yine maddi tazminat talebinde bulunabilirler. Bu talep sadece ölen kişi ile arasında kan bağı bulunan kişilerin öne sürebileceği bir şey olmamakla birlikte aksine ölen kişinin desteğine muhtaç olan herkes tarafından talepte bulunulabilmektedir. Ölen kişinin destekteğinden yoksan kalma tazminatı adı altında maddi tazminat talebinde bulunabileceğimiz gibi yine ölen kişinin ölümünden dolayı duyduğumuz üzüntü ve ızdıraptan dolayı da bir manevi tazminat talebinde bulunmamız mümkün olabilmektedir.

SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU

Sigorta tahkim komisyonu, sigorta sözleşmelerinden ve bunlara ilişkin uyuşmazlıkların çözümü için
yapılan başvuruları değerlendiren komisyondur. Sigorta sözleşmeleri sigorta yaptıran kişi ile sigorta
kuruluşu tarafından yapılan bir sözleşmedir ve bu sözleşmeler kural olarak belirli bir şekilde
yapılmazlar.
Sigorta tahkim komisyonunun tercih edilmesindeki en büyük avantaj dava açılmasında göre daha
ucuz ve zor olmayan bir yöntem olmasıdır.
5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ( Özellikle 30. Madde), 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 6098 sayılı Türk
Borçlar Kanunu ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulama alanı bulmaktadır.
Sigortacılık tahkimi zorunlu bir yol olmayıp isteğe bağlıdır. Uyuşmazlığı çözmek için Sigorta Tahkim
Kurulu tarafından hakim belirlenir ve komisyonun vermiş olduğu karar mahkeme kararı niteliğindedir.
Uyuşmazlığın Komisyona gidebilmesi için sigortacıyla uyuşmazlığa düşen kişinin sigortacıya gerekli
başvuruları yapmış olması ve olumsuz yanıt alması gerekiyor veya sigorta kuruluşunun kendisine
başvurulmasından itibaren on beş gün içerisinde yazılı cevap vermemesi halinde de komisyona
başvurulabilir.
Tahkime başvurabilmek için uyuşmazlığın mahkemeye, Tüketici Hakem Heyetine ve kanundaki diğer
hallerdeki tahkime gelmemiş olması gerekir.
Komisyona başvurabilmek için uyuşmazlığın, sigorta şirketinin tahkim sistemine üye olduğu tarihten
önce olmaması gerekmektedir.
Uyuşmazlık için Komisyona yapılan başvurunun form doldurularak yapılması zorunludur.
Sigorta Tahkim Komisyonuna sigorta yaptıran kişi ya da yapılan sigortadan bir menfaati olan kişiler
başvuru yapabilir.
Sigorta şirketlerinden tahkim sistemine üye olmak isteyenler bunu yazılı olarak Komisyona
bildirmeleri gerekir. Sigorta tahkim sistemine üye olana şirketlerle uyuşmazlığa düşenler yapmış
oldukları sözleşmede tahkime gidebileceklerine dair özel bir madde olmasa dahi tahkimden
yararlanabilirler.

Sigorta Tahkim komisyonu; komisyonun merkezine, başvuru yapan kişinin ikametgahının olduğu yere veya rizikonun
gerçekleştiği yerdeki büroya başvuru yapılabilir. Başvuru bizzat sigortacıyla uyuşmazlığa düşen kişi
tarafından yapılabileceği gibi vekili tarafından da yapılması mümkündür.
Sigorta tahkim komisyonuna başvuru belli bir süreye tabi tutulmamıştır. Ancak Türk Borçlar
Kanunundaki genel zamanaşımı olan on yıl burada da geçerlidir. 15.01.2022 tarihi itibariyle
Komisyona yapılan başvurular sadece online üzerinden kabul edilmektedir.
Tahkim başvurusunda gereken belgeler: Başvuru formu, sigorta yaptıranın sigorta kuruluşundan
aldığı olumsuz cevap yazısı ve sigorta kuruluşunun kendisine başvurulmasından itibaren on beş gün
içerisinde yazılı cevap vermediğini ispatlayan belge başvuruda bulunması gereken temel belgelerdir
ayrıca Komisyon ek belgeler talep edebilir.
Başvuru miktarı başvuru ücretine göre artış göstermektedir. 5000 TL’ye kadar olan uyuşmazlıklarda
100 TL, 5001 TL – 10000 TL arasında 250 TL, 10001 TL – 20000 TL arasında 350 TL ve 20001 TL’den
fazla olan uyuşmazlıklarda ise başvuru ücreti uyuşmazlığın %1.5’udur.
Yapılan başvuru ilk olarak raportör tarafından incelenir. Raportörün yapacağı bu inceleme daha çok
başvurunun şekil şartına uygun olup olmadığıyla ilgilidir. Raportör on beş günde yapacağı
incelemeleri tamamlar ve uyuşmazlığın esasına göre karar veremediği için sigorta hakemine gönderir.
Hakemler, sigorta hakem listesinden Komisyon tarafından seçilir. Sigorta uyuşmazlığının 15000
TL’den fazla olması halinde heyet oluşturulması gerekmektedir. Hakemlerin göreve başladıkları
tarihten itibaren dört ay içerisinde karar vermeli gerekir. Dört ay içerisinde hakemlerin karar
vermemeleri üzerine ihtilaf mahkeme tarafından çözülür.
Komisyonun önüne gelen, 5000 TL’ye kadar olan uyuşmazlıklarda Komisyonun verdiği karar kesindir,
itiraz edilemez. Uyuşmazlığın 5000 TL – 40000 TL arasında olması durumunda bir kereliğine
Komisyonun verdiği karara karşı itiraz edilebilir fakat bunun on gün içerisinde yapılmış olması gerekir.
40000 TL’den fazla olan uyuşmazlıklarda ise itiraza karşı verilen kararı taraflarca temyiz edilebilir.
MALULİYET ORANI
MALULİYET ORANI NEDİR?
 Öncelikle maluliyet kelime anlamı olarak sakat olma durumunu ve vücutta sakatlığı ifade eder. Maluliyet tıbbi olarak engellilik kavramıyla aynı kullanılmaktadır.
Türk Borçla Kanununda maluliyet çalışmaya gücü olmamak şeklinde açıklanmıştır.
Maluliyet bir kaza veya hastalık sonucunda vücutta meydana gelen kısıtlanma hali, yetersizlik ya da vücut bütünlüğünde olan azalmadır. Vücudumuzdaki organların ve sistemlerin eksiksiz, yüzde yüz kapasite ile çalışması halinde kişi sosyal yaşamını sürdürmede bir zorluk yaşamaz.
Kişinin tam, eksiksiz, yüzde yüz olarak kabul gören vücut bütünlüğündeki eksiklik oranı malulüyet oranı olarak tanımlanmaktadır. Kişinin vücut fonksiyonlarında bu oranın yüzde yirmi ve üzerinde eksiklik olması halinde günlük hayatında sıkıntı çekmesi beklenmektedir.
Maluliyet kalıcı, geçici, tam ya da kısmi olabilir.
Tam maluliyet: Bu durumda kaza ya da hastalık gibi haller sonucunda kişinin vücut fonksiyonları kendi başına yerine getiremez, kişi günlük hayatını yaşayabilecek temel niteliklerini kaybeder.
Kısmi maluliyet: Bu durumda kaza ya da hastalık gibi haller sonucunda kişinin bir ya da birkaç organında işlev bozukluğunun olması. Kol, bacak gibi uvuzların kaybedilmesi gibi.
Kalıcı Maluliyet: Bu durumda kişinin yaşadığı kaza ya da hastalık gibi haller sonucunda vücudunda ömür boyu sürecek bir hasarın, zararın meydana gelmesi.
Geçici Maluliyet: Bu durumda kişinin yaşadığı kaza ya da hastalık gibi haller sonucunda vücudunda tedavi edilebilir bir hasarın, zararın meydana gelmesidir.
MALULİYET DOSYALARINDA HASTALIKLARA GÖRE GENEL OLARAK İSTENENEN BELGELER
1- Olayın gerçekleştiği tarihteki tıbbi belgeler,
2- Olaydan sonra yapılan tedavilerle ilgili belgeler,
3- Grafilerin asılları,
4- Sosyal Güvenlik Kurulu raporları( iş kazaları için),
5- Tüm adli soruşturma dosyası,
6- Son durumu gösteren tıbbi belgeler,
7- Kişinin mesleği ve yaşı.

MALULİYET RAPORU NEREDEN VE NASIL ALINIR?
Devlet üniversitesi hastaneleri, Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ile Askeri Hastanelerde maluliyet teşkil edecek olan sağlık raporu tesis edilebilir. Bu türdeki hastanelerin bulunmaması halinde ise Devlet Hastanelerinden bu tür sağlık raporu alınabilir. Başta yazılan hastanelerden rapor alabilmek için Sosyal Güvenlik il ya da merkez müdürlüğü tarafından sizlere verilen bir sevk yazısında bildirilir.
Bu sevk sonucunda düzenlenen sağlık kurulu raporları diğer belgelerle birlikte sizin bağlı bulunduğunuz Sosyal Güvenlik İl ya da merkez müdürlüğünce dosya üzerinden görüşülmek üzere ilgili olan Kurum Sağlık Kuruluna gönderilir. Burada görüşülen maluliyet dosyası kabul ya da ret edilebilir. Ya da bu ikisi dışında ara karar da verilebilir.
Sizin başvurduğunuz sosyal güvenlik il ya da merkez müdürlüğünden sonuç alınabilir.
Sevk sonucunda düzenlenen ilk sağlık kurulu raporu karının yetersiz ya da eksik olduğu hallerde ilgili sağlık kurulunca ara karar verilir. Bu süre içerisinde dosyadaki eksik bilgi ve belgelerin tamamlanması istenir.
Eğer çalışma gücünün yüzde altmış oranında kaybettiği gerekçesiyle talep reddedilirse sağlık kurulu raporu bir kere de Yüksek Sağlık Kurulunda incelenmesi için ilgili bağlı bulunulan Sosyal Güvenlik İl ya da Merkez Müdürlüğünce bir dilekçe ile talep istenebilir. Bu sonuca da itiraz halinde is Tıp Fakültesi Konseylerinden ya da Adli Tıp Kurumundan görüş istenir.
Kimlerin malul sayılacağı Sosyal Sigortalar Kanunu Madde 53’te düzenlenmiştir. Buna göre:
Kurum hastanelerince düzenlenecek sağlık raporları ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucunda çalışma gücünün en 2\3’ünü kaybeden,
Sosyal Sigortalar Kanununun 34. Maddesi gereğince yapılan tedavi sonucu yapılan inceleme sonucunda hazırlanacak olan sağlık raporlarında çalışma gücünün en az 2\3’ünü kaybettiği yazıyorsa,
İş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az yüzde altmışını kaybettiği, ilgili Sağlık Kurumlarınca tespit edilirse tespit edilen sigortalı kişi malul sayılır.
Malul olma oranının bazı unsurlar dikkate alınarak hazırlanmış cetvellerden faydalanılmak suretiyle belirlenmesine maluliyet oranı denir.

HÜSEYİN DOĞAN
KASKO, SOVTAJ VE ZORUNLU MALİ SORUMLULUK SİGORTASI
KASKO, SOVTAJ VE ZORUNLU MALİ SORUMLULUK SİGORTASI ARASINDAKİ İLİŞKİ

KASKO NEDİR VE ZORUNLU TRAFİK SİGORTASI İLE ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR
Kasko zorunlu trafik sigortası aksine kaza sonucunda kişinin kendi aracındaki zararları karşılayan sigorta türüdür. Kimi zaman zorunlu trafik sigortasıyla karıştırılsa da zorunlu trafik sigortasının aksine yaptırılması zorunlu değildir ve cezai yaptırımı yoktur. Yukarıda belirttiğim gibi zorunlu trafik sigortası kaza sonucu karşı tarafa verilen zararı karşılarken kasko ise kendi aracında oluşan zararları karşılamaktadır. Kasko kısaca sigorta sahibi aracının güvence alınmasını sağlayan ve bazı riskleri güvenceye alan bir özel sigorta türüdür. Bu söz konusu riskler , trafik kazası ve kaza sonucu oluşan hasarlar, aracın çalınması ya da aracın çalınmaya teşebbüs edilmesi bunun yanı sıra aracın yanması gibi zararlar ve bunların yanında ferdi zararlardır. Kasko söz edilen bu zararlara karşı tamamen ya da olayın içeriğine göre araştırarak ve inceleyerek büyük oranda sorumluluk sahibi olup bu durumların karşılanmasını sağlamaktadır. Trafik sigortasından bir diğer farkı ise kaskonun maliyetidir. Trafik sigortasının prim çerçevesi devlet tarafından belirlenmesinden kaynaklı olarak standart olup kasko da tutar sınırı kaskonun kapsamı içine girecek durumlara göre değişiklik göstermektedir. Kasko trafik sigortasına göre daha kapsamlı bir sigorta türü olduğu için trafik sigortası maliyetine göre kıyaslandığında daha maliyetlidir. Zaman bakımından ise birbirilerine benzer olup iki sigorta türünün de süresi 1 yıllıktır ve yıllık olarak yenilenmesi veya ödeme yapılması şartıyla başlatılması gerekmektedir.
SOVTAJ, SOVTAJ BEDELİ VE SOVTAJ SÜRECİ
Sovtaj bedeli özellikle kasko sigortaları içerisinde karşımıza çıkan bir kavramdır bu kavram hasar gören malın sigortalı kişinin onayı alınarak satılma işlemini ifade etmektedir. Sovtaj işlemi sigorta şirketinin giderlerini ve kaybını azaltır. Sovtaj bedeliyle sigorta şirketinin ödemesi gereken tazminat düşmektedir bunun dışında tamamen karşılanmazsa ödenecek tazminat bedelini düşürür.Sovtaj için yukarıda da belirttiğimiz üzere ilk olarak sigortalının onayının alınması gerekmekte olup onay verildiği taktirde hasarlı olan mal sigorta şirketinin zimmetine geçer ve satılır satıldığında sigortalı ve şirket arasında ödeme işlemleri usulünce yapılır. Hasarlı malın değer kaybına uğramamış parçalarından elde edilen geliri ise şirket ödemesi gereken tazminat bedelinden düşer. Bahsedilen ve düşürülen bu bedel sovtaj bedeli olarak nitelendirilir. Sovtaj bedelinin hesaplanmasında hasarlı olan malın ilk fiyatı , değer kaybı, değeri, satıştan elde edilen gelir gibi tüm bedeller dahil alınarak hesaplanır.Söz konusu sovtaj bedeli, ekspertiz raporuyla belirlenir ve bu rapordaki bedel sigorta şirketince sigortalı kişiye ödenir.

HÜSEYİN DOĞAN
Open chat
Whatsappdan mesaj at
Merhaba
Geçmiş Olsun.Size yardımcı olabiliriz.
Hemen Ara