Arama:
Trafik Kazalarında Alkolün Kusura Etkisi

Yine çok merak edilen bir makale başlığı olan trafik kazalarında alkolün kusura olan etkisi konusuna değineceğiz. Bilindiği üzere alkol kullanımı sonrasında kişide irade bozukluğu oluşmakta ve sağlıklı düşünme yetisi yüksek oranda azalmaktadır. Böyle olunca da sağlıklı kararlar verememektedir. Sonrasında ise vermiş olduğu kararlar hakkında pişmanlık dahi duyabilmektedir.

Kişi, eğer alkolü kendi iradesi ile almamış ise örneğin bir düğün eğlencesinde eğlenirken arkadaşları veyahut kötü niyetli kişiler tarafından meyve suyu, kola vb. içeceklerine alkol karıştırılıp kişinin sarhoş olması sağlanabilir. Yani irade dışı alınmış olan alkol sonucunda kişinin cezai bir sorumluluğu da bulunmamaktadır. Bunun böyle olması da gayet olağandır. Çünkü kişi kendi kusuru olmadığından geçici olarak kusur yeteneği zayıflamıştır.

Alkolün en büyük risklerinden birisi de alkollü şekilde araç kullanmaktır. Çünkü, irade kısıtlanınca buna bağlı olarak da refleksler azalmaktadır. İlgili kanunda alkollü araç kullanma ile ilgili hükümler konulmuş ve kişilerden bu kurallara uymaları, uymamaları durumunda ise tespiti halinde adli ve idari yaptırımların uygulanacağı belirtilmektedir. Kişi, iradi olarak alkol kullanmışsa ve almış olduğu alkol miktarı belirli bir promilin üzerinde ise kusur sorumluluğu tamdır ve tam olarak sorumlu olacaktır.

İnsan nüfusunun artmasının doğal sonucu olarak ulaşım insanlar için zaruriyet halinde olmuştur. Zamanla gelişen bu olaylar çevresinde de kişilerin özgürlükleri belirli bir sınıra yani belirli bir kurallara dahil edilmiştir. Bunun en temel nedeni ise bir hak kullanılırken diğerinin bundan zarar görmesini asgari düzeye indirmektir. Bu yüzden araç kullanımının artması sonucunda yaşanan olaylar da göz önüne alınarak kanun koyucu tarafından trafiğe çıkacak olan araçlara ve bu araçları kullanacak sürücülere birtakım kısıtlamalar getirilmiştir. Konu başlığında da bahsetmiş olduğumuz alkol de bu kısıtlamaların içerisindedir. Çünkü, gerek bilimsel gerekse de psikolojik araştırmalar kişilerin alkollü bir şekilde araç kullanmasının doğru olmadığını ortaya koymuştur.

Alkollü olarak yapılan trafik kazasında, kişinin alkol miktarı ile kaza arasında bir nedensellik bağı da aranmaktadır. Buna göre bir sorumluluk oranı belirlenecektir. Belki de kişi alkollü olsa dahi gerçekleşen kaza da bir kusuru bulunmamaktadır. Bu halde sürücüye bir kusur atfedilmediği için cezai bir sorumluluğu da olmamaktadır.

Belirli bir promilin üstünde araç kullanımı ve aracı sağlıklı şekilde kontrol edemeyecek kadar alkol etkisi altında olunması durumunda dahi somut olayın özelliklerine göre kişinin gerçekleşen trafik kazasında hiçbir kusuru yoksa bu durumda teminat altına alınan sigorta şirketi tarafından zararının karşılanması gerekmektedir. Promil miktarı hususi araç sürücüleri için ayrı ticari araç sürücüleri için ayrı düzenlenmiştir. Gerçekleşen kaza sonucunda kişinin alkole bağlı kusuru detaylıca araştırılmalıdır. Çünkü bu durum nedensellik bağı ile birebir ilişkilidir. Kusurun olması durumda da sürücüye savcılık tarafından kamu davası açılabilecektir. Türk Ceza Kanunu ilgili maddesi trafik güvenliğini kasten tehlikeye sokma suçunu düzenlemiş ve buna bir hüküm bağlamış ve üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır denilmektedir. Kaza sonucunda trafik emniyet ekipleri tarafından kişinin ehliyetine 6 ay süreyle el konulmakta ve her yıl güncellenen tutarda idari para cezası kesilmektedir. Kişi iradi olarak alkolün etkisiyle bir kazaya sebebiyet vermesi durumunda, gerçekleşen kazada kastı olmasa dahi alkolü iradi olarak aldığı için olayda kusurlu sayılmaktadır. Ancak, bu cezanın oluşabilmesi için olayın somut olması gerekmektedir. Çünkü, bu suç kasten işlenilebilecek bir suç olup gerçekleşmesi ya da gerçekleşmesi muhtemel olmalıdır.

Kişinin yalnızca bir kazaya sebebiyet vermiş olması gerekmemekle birlikte Karayolları Trafik Kanunu’n ilgili maddesi gereğinde belirli bir promilin üzerinde alkol alınarak araç kullanmak TCK gereğince hapis cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir. Bu durumda rutin kontrol zamanlarında ya da şüpheli hareketler sonucunda dikkat çekmeniz durumunda durdurularak alkolmetre ile kontrol yapılır. Eğer alkollü çıkarsanız ki asgari promildeyseniz idari para cezası ve ehliyetinize bir süre el koymaktır, ancak asgari miktarın üstündeyseniz bu durumda ise, hakkınızda kamu davası açılıp cezai sorumluluğunuza gidilebilecektir. Ayrıca şu hususa da değinmek gerekirse, alkollü araç kullanımı tespit edildiğinde kişinin aracı da trafik ekipleri tarafından trafikten men edilmektedir.

Kişi alkollü şekilde araç kullanmaya devam etmesi durumunda, iki yıl süreyle ehliyetine el konulmaktadır.

Promil kavramından da bahsetmek gerekirse, promil bireyin kanında kaç mg alkol olduğunu gösteren bir ölçü birimidir. Bilimsel araştırmalar sonucunda kişinin almış olduğu alkole bağlı olarak her saat belirli bir oranda kandaki alkol miktarı azalmaktadır.

Alkolün trafik kazalarındaki etkisi Yargıtay kararlarında da gündeme gelmiştir. Şöyle ki, hak arama hürriyeti kapsamında kişiler ilk derece mahkemesinde umduğu şekilde karar alamayınca davayı olağan kanun yolu olan İstinaf’a götürür ve burada da bir sonuç alınamaz ise son olarak üst derece mahkemesi olan temyiz mercii Yargıtay tarafından kapsamlı bir inceleme sonucunda davaya son nokta konulmaktadır. Bu suretle Yargıtay’ın trafik kazasında alkolün etkisi ile ilgili vermiş olduğu kararı inceleyelim.


Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 07.03.2019 tarihli ve 2016/6764 E., 2019/2595 K. sayılı kararı
nda da belirtildiği üzere; Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, trafik kazasının münhasıran alkolün etkisi ile meydana geldiği ve 6111 sayılı yasanın yürürlüğünden sonra davanın açılmasından dolayı davaya dahil edilmek suretiyle SGK’nın taraf sıfatı kazanmayacağına göre davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 15,20 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 07/03/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Karayolları Trafik Kanunu’na Göre Sigortaya Başvurma

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu madde 3 tanımlar kısmından da anlaşıldığı üzere karayolları üzerinde seyreden bir ya da daha fazla aracın dahil olduğu ölüm, yaralanma yahut zararla sonuçlanan olay trafik kazası olarak kabul edilir. Kanunda yapılan değişiklik sonucunda böyle bir olayın yaşanması halinde zarara uğrayanın öncelikle yapması gereken iş doğrudan dava yoluna başvurmak yerine sigorta kuruluşuna başvurmaktır.

 Trafik kazası sonucunda ilk olarak izlenmesi gereken prosedür KTK m.97’de düzenlenmiştir. Buna göre zarar gören sigorta kuruluşuna yazılı başvuru yapmalı ardından kuruluşun 15 gün içinde vereceği cevap üzerine dava yoluna gitmelidir. Bir başka deyişle, sigortadan 15 gün içinde yazılı cevap gelmez ya da gelen cevaba göre talep ile oluşan zararın örtüşmemesine ilişkin bir uyuşmazlık olursa zarar gören ancak bu durumda dava yoluna başvurabilecektir.

 Sigortaya başvuruda gereken belgeler trafik kazasının nasıl sonuçlanacağına göre farklılık gösterecektir. Tazminat taleplerinde bulunabilmek bu belgelerin sunulmuş olmasına bağlıdır.

  1. Trafik Kazası Ölümle Sonuçlanmışsa

Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları (KZMSSGŞ) EK6 uyarınca başvuruda ibraz edilmesi gereken belgeler:

  • Kaza raporu
  • Veraset İlamı
  • Güncel vukuatlı nüfus kayıt örneği
  • Mağdura ait son 3 aylık döneme ilişkin ücret belgesi
  • Hak sahibine ait banka hesap bilgileri
  • Ölüm raporu, Cumhuriyet Savcılığı İddianamesi/Takipsizlik Kararı, Ölenin meslek-kazancını gösteren belgeler, cenaze giderleri talep edilecekse buna ilişkin belgeler[1]
  • Trafik Kazası Yaralanma ile (Bedensel Zarar) Sonuçlanmışsa

KZMSSGŞ EK6 uyarınca şu belgeler verilmelidir:

  • Kaza raporu
  • Mağdura ait son 3 aylık döneme ait ücret belgesi
  • Hak sahibinin banka hesap bilgileri
  • Hak sahibinin kimlik bilgileri
  • Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik’e göre düzenlenen sağlık kurulu raporu
  • İddianame/takipsizlik kararı, meslek-kazancı gösteren belge[2]
  • Trafik Kazası Sonucu Araçta Hasar Meydana Gelmişse (Ekonomik Zarar)

Verilmesi gereken belgeler şunlardır:

  • Kaza raporu
  • Hak sahibi Tüzel Kişi ise imza sirküleri
  • Hak sahibi gerçek kişi ise kimlik bilgileri
  • Hak sahibinin banka hesap bilgileri
  • Araç ruhsatının fotokopisi, kaza esnasında aracı sürenin ehliyetinin fotokopisi, varsa hasarlı araca ilişkin fotoğraflar, hasar tespiti yapılmış ise bilir kişi raporu[3]

Sonuç olarak, Karayolları Trafik Kanunu’na göre trafik kazası sonucunda zarara uğramış kişi yahut ölümle sonuçlanan hallerde hak sahibi sözü geçen kanunun 91. maddesinde öngörülen zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki taleplerini öncelikle dava yolu yerine sigorta kuruluşuna başvuru şeklinde ileri sürmeleri gerekmektedir. Bu bakımdan sigorta kuruluşuna başvurmak “dava şartı” niteliğini haizdir.


[1] Nisa Nur Odabaşı Anşin, Karayolları Trafik Kanunu Kapsamında Sigortacının Hukuki Sorumluluğu, Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, 2019., s.94.

[2] A.g.e., s.95

[3] A.g.e., s.95.

Motorlu Araç İşletenin Sorumluluktan Kurtulması

Karayolları Trafik Kanunu m.86’ya göre araç işletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin kendi kusuru veya araçtaki bir bozukluk sebebiyle ortaya çıkan zararlara karşı sorumluluğu bulunmaktadır.

Sorumluluktan kurtulabilmesi için zarara kendisinin kusuru veya araçtaki bozukluğun sebep olmadığıyla beraber mücbir sebep veya üçüncü kişinin yahut zarar görenin ağır kusurunun sebep olduğunu ispatlaması gerekir. İspat edemezse kanun, işletenin kusurlu olduğunu karine olarak kabul eder.

Öyleyse, araç işletenin sorumluluktan kurtulmasının şartlarının detaylarını açıklayalım:

1.KUSURSUZLUK

Buradaki kusur kavramıyla trafik kurallarına uymamak kastedilmektedir. Ancak araç işleten tüm trafik kurallarına uyduğunu ispatlamak zorunda değildir. Sadece, zarar görenin uyulmadığını iddia ettiği kurallara uyduğunu ispatlaması yeterlidir.

2. ARAÇTAKİ BOZUKLUĞUN KAZANIN MEYDANA GELMESİNDE ROLÜNÜN OLMAMASI

Benzer şekilde işletenin araçtaki tüm parçaların sağlam olduğunu ispatlamasına da gerek yoktur. Sadece, zarara sebep olduğu iddia edilen bozuklukların olmadığını ispat etmekle yükümlüdür. Örneğin, yağmursuz bir günde yapılan kazada sileceklerin çalıştığını ispat etmek zorunda değildir.

Araçta bozukluk varsa, hangi nedenden kaynaklanırsa kaynaklansın, işleten sorumluluktan kurtulamayacaktır. İşleten veya kendisinin eylem ve işlemlerinden sorumlu tutulduğu kişi tamamen kusursuz bile olsalar araçtaki bozukluk onları sorumluluk altında bırakır.

Araçtaki bozukluk, mücbir sebep değil, beklenmeyen hal niteliğindedir. İşleten, beklenmeyen hallerden de sorumludur. Ayrıca bu durum tazminat miktarında bir indirime de sebep olmaz. Genellikle teknik arızaları önlemek mümkündür. O halde teknik arızalar da araç sahibinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Araçtaki bozukluk, zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan kaynaklanıyorsa işleten zarardan sorumlu olmaz. İmalatçı üçüncü kişi değildir. Dolayısıyla onun ağır kusuru işletenin sorumluluğundadır. Tamircinin kusuru için iki farklı durumdan bahsedebiliriz. Eğer tamircinin kusuru bakım ve onarımda gerekli özenin gösterilmemesine dayanıyorsa işletenin sorumluluğu vardır.Ancak, tamirci aracı kasten bozmuşsa burada işletenin sorumluluğu ortadan kalkar. İmalatçı veya tamircinin kusuru nedeniyle sorumlu bulunan araç sahibi bu kişilere rücu edebilir, yaptığı ödemeleri talep edebilir. Araçtaki bozukluğun ortaya çıkmasında zarar görenin hafif kusuru varsa işletenin sorumluluğu devam eder ancak talep edilen tazminatta indirim yapılır.

İşleten, kazadan kısa bir süre önce aracın trafik muayenesini, serviste bakım ve onarımını yaptırdığını ispat etmiş olsa bile sorumluluğu devam eder.

3. KURTULUŞ KANITI GETİRMİŞ OLMASI

Zararın işletenin kendi kusuru veya araçtaki bozukluk sebebiyle oluşmadığının ispatının yanı sıra mücbir sebep, zarar görenin ağır sorumluluğu veya üçüncü kişinin ağır sorumluluğu halleri sebebiyle oluştuğunu ispat etmiş olması gerekir.

Motorlu aracın işletme tehlikesi dışında gerçekleşen, öngörülmesi ve kaçınılması imkân dâhilinde olmayan olağanüstü olaylara mücbir sebep adı verilir. Deprem, sel, yıldırım düşmesi gibi olaylar mücbir sebep içinde değerlendirilir. Şiddetli kar yağışı, don, sürücünün direksiyon başında uyuyakalması veya ölmesi gibi olaylar ise beklenmedik haldir. Bunlar aracın işletmesine dahil olan, beklenebilir ve önlem alınabilir halleri ifade eder. Bu tip durumlardan mücbir sebebin aksine işleten sorumludur.

Zarar görenin yine hafif kusurunda tazminat miktarında indirim yapılırken ağır kusurunda işleten sorumluluktan kurtulur. İşletenin, kusursuzluğunu veya araçtaki bozukluğun kazanın meydana gelmesinde rol almadığını ispatlayamadığı durumlarda tek sorumlu işleten olmaz. Zarar görenin ağır kusurundan kaynaklanan sorumluluğu devam eder. Örneğin; kırmızı ışıkta geçen yayaya, alkollü sürücünün veya freni bozuk bir aracın çarpması durumlarında sürücüler de yaya da kusurlarından dolayı sorumludur.

Üçüncü kişinin kusurunda ise; ağır kusuru olduğunda işletenin sorumluluğu ortadan kalkarken hafif sorumluluğu olduğunda işletenin sorumluluğu devam eder. Ancak bu kez işleten, üçüncü kişinin hafif kusurunu öne sürerek tazminatta indirim talep edemez, işleten ve üçüncü kişi müteselsilen sorumlu olur.

18 Yaşından Küçükler İçin Geçici İş Göremezlik Tazminatına Hükmedilebilir mi?

18 Yaşından Küçükler İçin Geçici İş Göremezlik Tazminatına Hükmedilebilir mi?

  •   4. Hukuk Dairesi         2021/11579 E.  ,  2022/5030 K.
  • ‘18 yaşından küçük olup aktif çalışması bulunmayan çocuk yararına geçici iş göremezlik tazminatı hükmedilemez. Davacı kaza tarihinde 14 yaşında olup kaza tarihindeki yaşı itibariyle kazanç getiren herhangi bir işte çalışmamaktadır. Bu yönden mahrum kalınan bir kazançtan bahsedilemeyeceğinden bu zararın oluştuğunun kabulü doğru değildir.’
  • 4. Hukuk Dairesi         2021/18338 E.  ,  2021/9298 K.
  • ‘18 yaşından küçük olup aktif çalışması bulunmayan çocuk yararına geçici iş göremezlik tazminatı hükmedilemez. Davacı kaza tarihinde 17 yaşında olup kaza tarihindeki yaşı itibariyle kazanç getiren herhangi bir işte çalıştığına dair dosyaya sunulmuş bir delil bulunmamaktadır. Bu yönden mahrum kalınan bir kazançtan bahsedilemeyeceğinden geçici iş göremezlik zararının oluştuğunun kabulü doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekir.’
  •  4. Hukuk Dairesi         2021/2728 E.  ,  2021/2749 K.
  • ‘Uyuşmazlık Hakem Heyetince davacının kaza tarihinde 6 yaşında olduğu, başvuru sahibinin kaza sonucu yaralanması sebebiyle öğrenimine devam edememesi, öğrenim hayatında sene kaybetmesi veya akranlarına göre hayata geç atılması gibi somut durumların varlığının kanıtlanamaması gerekçesiyle geçici iş göremezlik tazminatı talebinin reddine, sürekli iş göremezlik tazminatı talebinin ıslah doğrultusunda kabulüne ve geçici bakıcı gideri tazminatı talebinin kısmen kabulüne karar verilmiş, davacı vekilinin geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin itirazı üzerine İtiraz Hakem Heyetince geçici iş göremezlik tazminatının efor kaybı olarak yaşla bağlantılı olmadan bu tazminatın ZMSS kapsamında talep edilebileceği gerekçesiyle davacının bu hususa ilişkin itirazı kabul edilerek davacı için 2.356,67 TL geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmiştir.

 Oysa, davacı yaşı itibariyle gelir getiren bir işte çalışamayacağına göre geçici iş göremezlik zararı ile ilgili talebin reddine karar vermek de gerekebilir. Geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin itirazı kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.’

  • 4. Hukuk Dairesi         2021/10518 E.  ,  2022/3275 K.
  • ‘Dairemiz uygulamaları gereği cismani zarar nedeniyle geçici iş göremezlik zararı talep edenlerin kaza tarihinde 18 yaşından küçük olanların geçici iş göremezlik tazminatı talep edemeyecekleri yönündedir.
    Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında; davaya konu edilen geçici iş göremezlik zararının, davacının kaza tarihi itibariyle 18 yaşından büyük olduğu dikkate alınmak suretiyle karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı biçimde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.’
  • 4. Hukuk Dairesi         2021/4222 E.  ,  2021/8157 K.
  • ‘18 yaşından küçük olup aktif çalışması bulunmayan çocuk yararına geçici iş göremezlik tazminatı hükmedilemez. Davacı kaza tarihinde 16 yaşında olup kaza tarihindeki yaşı itibariyle kazanç getiren herhangi bir işte çalıştığına dair dosya kapsamında bir bilgi ya da belge bulunmamaktadır. Bu yönden mahrum kalınan bir kazançtan bahsedilemeyeceğinden bu zararın oluştuğunun kabulü doğru değildir.’
Geçici İş Göremezlik Tazminatı

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda geçici iş göremezlik zararı doğrudan sayılmamış ve tanımı yapılmamıştır. Ancak, kanunun genel hükümleri çerçevesinde, geçici iş göremezlik zararı kavramı bazı yargı kararları ve öğreti görüşleri tarafından yorumlanmıştır. Geçici iş göremezlik durumları, TBK sistematiğinde kazanç kaybı kapsamında değerlendirilir. Geçici iş göremezlik, kaza geçiren kişinin kalıcı bir sakatlık durumu olmaksızın, tedavi sürecinde çalışamaması ve bu nedenle bir süre iş ve kazanç kaybına uğraması durumunu ifade eder. Bu durumda, kazazedeye iş göremezlik süresince geçici iş göremezlik ödeneği verilir. Yargıtay, geçici iş göremezlik zararını, bir kişinin haksız fiil sonucu tedavi görmesi gerektiğinde, iyileşinceye kadar çalışamaması ve bu nedenle iş ve kazanç kaybına uğraması olarak tanımlamaktadır. Bu nedenle, geçici iş göremezlik zararı, kazazede veya hastanın, iyileşene kadar geçen sürede geçici olarak iş yapamamasından kaynaklanan ekonomik kayıpları ifade eder. Yargıtay, bu kayıpların, tedavi süreci boyunca gerçekleşen tıbbi giderlerin yanı sıra, kişinin kazancına ve işine zarar veren iş kaybı, kaybedilen iş fırsatları, yarım kalan işlerin tamamlanması için ek masraflar gibi diğer ekonomik kayıpların tazmini için talep edilebileceğini de belirtmektedir. Yargıtay, geçici iş göremezlik döneminde kişinin %100 iş gücü kaybına uğradığının kabulü ile hesaplama yapılması gerektiğine ilişkin bir karar vermiştir. Bu karar, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle geçici iş göremezlik sürecinde olan kişilerin maddi haklarının belirlenmesinde önemli bir etkiye sahiptir.

Yargıtay’ın bu kararı, geçici iş göremezlik sürecindeki kişilerin iş gücü kaybının yüzdesi ve süresi gibi faktörlere göre maddi tazminatlarının belirlenmesi konusunda bir referans noktası olarak kabul edilebilir. Ancak her vakada, kişinin iş gücü kaybı ve süresi gibi faktörler dikkate alınarak ayrıntılı bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Esasında tekrar edecek olursak; geçici iş göremezlik zararı, bir kişinin iş göremezliği nedeniyle, çalışamadığı süre boyunca maddi zarara uğramasıdır. Bu süre içinde kişi normal olarak gelir elde edememekte ve bu nedenle maddi kayıplar yaşayabilmektedir. Örneğin, bir işçinin hastalık nedeniyle işe gelememesi durumunda, çalışamadığı süre boyunca maaşını kaybetmesi geçici iş göremezlik zararına örnek olarak gösterilebilir. Öğretide görüş birliği olmamasına rağmen, yargı kararları geçici iş göremezlik zararının tazmini konusunda önemli bir yol gösterici olabilir.

Geçici iş göremezlik tazminatı, bir kişinin haksız bir fiilden zarar görmesi durumunda, tedavi ve iyileşme sürecindeki iş göremezlik nedeniyle uğradığı maddi kaybın tazmini için ödenen bir tür tazminattır. Bu tazminat, kişinin çalışamama süresi boyunca elde edeceği ücret kaybını karşılamak için ödenir ve genellikle sigorta şirketleri tarafından ödenir. Geçici iş göremezlik tazminatı, özellikle iş kazaları, trafik kazaları ve meslek hastalıkları gibi durumlarda ortaya çıkar. Bu tazminat, kişinin tedavi ve iyileşme sürecinde geçici olarak iş göremez hale gelmesi nedeniyle, işverenin ya da sigorta şirketinin ödemesi gereken bir tür tazminattır. Bu tazminatın miktarı, kişinin kazadan sonra kaç gün iş göremez olduğuna ve kişinin işindeki ücretine bağlı olarak değişebilir. Bu tazminatın hesaplanmasında kullanılan yöntemlerden biri de “fark teorisi” olarak adlandırılan yöntemdir.

Fark teorisi, çalışanın iş kazası veya meslek hastalığı öncesindeki çalışma gücü ile kazaya veya hastalığa bağlı olarak kaybettiği çalışma gücü arasındaki farkın tazmin edilmesini esas alır. Bu fark, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle çalışanın geçici olarak iş yapamaması süresince ödenmesi gereken tazminatı belirler.

Ancak, “fark teorisi” uyarınca geçici iş göremezlik tazminatının hesaplanması için, malvarlığı zarar görenin rızası dışında azalması gerektiği yönündeki ifade yanlıştır. Bu ifade hukuki açıdan doğru değildir.

Geçici iş göremezlik tazminatının hesaplanmasında, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu çalışanın geçici olarak iş yapamaması nedeniyle gelir kaybı yaşadığı kabul edilir. Dolayısıyla, zarar görenin rızası dışında bir gelir kaybının meydana gelmesi yeterlidir. Malvarlığı zarar görenin rızası dışında azalmak zorunda değildir.

Geçici iş göremezlik zararı her durumda farklılık gösterebilir. Geçici iş göremezlik zararı, bir kişinin geçici olarak iş yapamamasından dolayı kaybettiği geliri ifade eder. Ancak bu kayıp, kişinin mesleği, çalıştığı işyeri, işe geri dönüş süresi gibi faktörlere bağlı olarak değişebilir. Örneğin, bir ofis çalışanı ile bir inşaat işçisinin iş göremezlik zararı farklı olabilir çünkü bir ofis çalışanı genellikle masa başında çalışırken, bir inşaat işçisi ağır fiziksel iş yapar. Aynı şekilde, bir kişinin işe geri dönüş süresi de tedaviye ve iyileşme sürecine bağlı olarak değişebilir. Dolayısıyla, her durumda geçici iş göremezlik zararı farklı olabilir ve somut olaya göre değerlendirilmelidir. Geçici iş göremezlik zararının içeriği, her somut olaya göre farklılık gösterir ve üç farklı değerlendirme yapılabilir:

  1. Kazanç Kaybı: Geçici iş göremezlik nedeniyle, kişi normalde kazanacağı ücreti kaybedebilir. Bu durumda, geçici iş göremezlik zararı, kaybedilen ücretin miktarına eşit olacaktır.
  2. Ek Masraflar: Geçici iş göremezlik tedavisi, tıbbi tedavi, ilaçlar ve diğer tıbbi masraflar gibi ek masraflara neden olabilir. Bu masrafların toplamı da geçici iş göremezlik zararının bir parçası olacaktır.
  3. Kaybedilen Olası Kazanç Fırsatları: Geçici iş göremezlik nedeniyle, kişi potansiyel kazanç fırsatlarını da kaybedebilir. Örneğin, bir işe başvuruda bulunmayı planlamış olabilir veya yeni bir iş teklifi almış olabilir. Bu kaybedilen fırsatların kaybı da geçici iş göremezlik zararının bir parçası olacaktır.

Bu üç faktör, geçici iş göremezlik zararının içeriğini oluşturur ve somut olaya göre farklılık gösterir. Uygun değerlendirme, kişinin geçici iş göremezlik zararını doğru bir şekilde hesaplamasına yardımcı olacaktır.

-Geçici İş Göremezlik Tazminatından Sorumluluğun Şartları

Türk Borçlar Kanunu’nda geçici iş göremezlik tazminatının şartları doğrudan düzenlenmemiştir. Bu konuyla ilgili düzenlemeler Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yayınladığı yönetmeliklerde yer almaktadır.

1- İş yerlerinde zarar gören çalışanların geçici iş göremezlik hali bulunmalıdır.

2- Maddi bir zarar bulunmalıdır.

3- Uygun nedensellik bağı bulunmalıdır.

4- Davalının Sorumlu Olmasını Gerektiren Kusuru veya Bir Kusursuz Sorumluluk Hali Bulunmalıdır.

–  Bu tazminatın hesaplanması, işçinin çalışması karşılığı elde ettiği gelir ve varsa kusuru dikkate alınarak yapılır. Hesaplama yapılırken, geliri olanların elde ettikleri gelirler esas alınır. Bu gelirler, asgari ücretten az olmamak kaydıyla hesaplanır. Asgari ücret, her yıl belirlenen bir tutardır ve herhangi bir çalışanın en az bu kadar bir gelir elde etmesi gerekmektedir. Tazminatın hesaplanması için, çalışanın geliri, iş göremezlik süresi, tedavi süresi ve maluliyet oranı gibi faktörler de dikkate alınır.

Bu nedenle, davacının geliri yanı sıra, tedavi süresi ve iyileşme süresi de dikkate alınarak maluliyet oranının kesin olarak tespit edilmesi gerekmektedir. Bu faktörlerin doğru bir şekilde belirlenmesi, tazminatın adil ve doğru bir şekilde hesaplanmasını sağlayacaktır.

Dolayısıyla, geçici iş göremezlik tazminatı davalarında, davacının gelirinin yanı sıra, iyileşme süresi, tedavi süresi ve maluliyet oranı da dikkate alınarak tazminatın adil bir şekilde hesaplanması gerekmektedir. Son olarak; Yargıtay’ın uygulamasına göre, dava devam ederken davacının vefat etmesi halinde, davacının hakları mirasçılarına geçer ve davaya devam edilir. Geçici iş göremezlik zararı ve bakıcı gideri zararı, kaza tarihinden ölüm tarihine kadar belirlenerek, davacı murisin mirasçılarının miras payları oranında tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.

Sürekli iş göremezlik zararı ise, davacının vefatıyla birlikte sona erer ve bu zarar için tazminat talep edilemez. Ancak, ölüm nedeniyle meydana gelen diğer zararlar, örneğin maddi ve manevi zararlar için tazminat talep edilebilir.

Özetle, davacının vefatı durumunda, geçici iş göremezlik zararı ve bakıcı gideri zararı için tazminat talep edilebilir ve bu tazminat davacı murisin mirasçılarının miras payları oranında belirlenerek ödenir. Sürekli iş göremezlik zararı için ise tazminat talep edilemez.

Hasar Farkı Tazminatı

Motorlu bir aracın maddi hasarlı trafik kazasına maruz kalması halinde aracın eski haline getirilmesi için belirli bir onarım aşamasına girmektedir. Bu onarım sırasında araç üzerinde yapılan birtakım tamirat ve parça değişimi giderleri mevcut olmaktadır. Bu tamirat ve parça değişimi kapsamında araç üzerinde hasara uğrayan parçanın ya eşdeğer parçayla ya da eşdeğer parçanın bulunmaması halinde orijinal parça ile değiştirilmesi gerekmektedir. Ancak araçta yapılan tamir ve onarım işlemleri sırasında eşdeğer veya orijinal parçanın piyasa değerinin daha pahalı olması vb. sebeplerden ötürü çoğu zaman hukuka aykırı şekilde yan sanayi adı verilen daha ucuz parçalar kullanılabilmektedir. Bunun sonucunda her ne kadar araç tamir edilmiş gibi gözüküyor olsa da değiştirilen parçanın orijinal ya da eşdeğer parça değil de yan sanayi ürünü olmasından ötürü kazadan önceki durumuna nazaran aracın donanımsal yapısında fiyat düşmesi yaşanacaktır. İşte böyle bir durumda araç üzerinde hasar farkı oluşacak ve sigorta şirketlerinden Hasar Farkı Bedeli adı altında tazminat talep edebilme hakkı doğacaktır.

Trafik Kazası Kaynaklı Manevi Tazminat

Manevi tazminat, bir kişinin duygusal veya psikolojik zararlarından dolayı talep edilebilen bir tazminat türüdür.

Trafik kazası mağdurları, kazanın neden olduğu acı, ıstırap, korku, depresyon, üzüntü ve benzeri duygusal etkiler nedeniyle manevi tazminat talep edebilirler. Bunun yanında kaza sonucu bir organ kaybı ya da hayati fonksiyonlarını yerine getirememesi gibi durumlarda mağdurun yakınları da dava açabilmektedir. Mağdurun yakınlarına anne, baba, çocuklar, nişanlı, eş gibi yakın çevre dahildir.

Dava sürücü, araç sahibi, araç işleteni veya sigorta şirketine karşı açılabilir.

Zarar görenin faili ve zararı öğrendikten sonra 2 yıl içinde tazminat davası açması gerekir. Olaydan sonra en çok 10 yıl geçmesi halinde bu dava söz konusu olabilir. Eğer kaza sonucu ölüm gerçekleştiyse ölen kişinin yakınları ölüm tarihinden itibaren 2 yıl içinde dava açmalıdır. Kaza sonucu adam öldürme, yaralama gibi bir suç işlendiyse o suçun kanundaki zamanaşımı neyse o süreye göre dava açılmalıdır.

Trafik kazalarında manevi tazminat talep etmek için, kazanın neden olduğu manevi zararın belgelenmesi gerekmektedir. Bu belgeleme, tanıkların ifadeleri, doktor raporları, psikolojik danışmanlık raporları ve diğer deliller ile yapılabilir.

Bu davalarda Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Eğer tazminat sigorta şirketinden talep edilecekse Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir.

Para dışında başka bir yaptırım tazminat olarak belirlenemez. Bu para bir ceza değildir.

Talep edilen manevi tazminatın zenginleşme aracı olarak kullanılmaması gerekir. Zararın büyüklüğü, tarafların kusurluluk durumu vb.ye göre karar verilir

Trafik Kazası Nedeniyle Taksirle Yaralama

Taksirle yaralama, gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi sonucu zarar verme amacı olmadığı halde mağdurun vücudunda bir zarara sebep olunması şeklinde özetlenebilir. Herkesin trafikte uyması gereken kurallara uygun davranılmadığı ve böylece trafik güvenliğinin tehlikeye atıldığı durumlarda söz konusu olur.

Suçun basit şeklinde 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası uygulanır. Ancak mağdurun uğradığı zararın büyüklüğü, kalıcılık durumu, sonraki hayatını etkileme seviyesi gibi durumlar söz konusu cezanın artmasına sebep olabilir. Örneğin mağdurun yüzünde kalıcı bir ize ya da hamile bir kadının çocuğunu vaktinden önce doğurmasına veya çocuğunu düşürmesine sebep olması gibi durumlar böyledir. Bunun yanında bilinçli taksir söz konusuysa, yani meydana gelen sonucu öngördüğü halde sanık davranışını sürdürdüyse ceza yine artırılır.

Mağdurun maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı vardır.

Araç Değer Kaybı

Kaza yapan veya onarılmış araçların değerinde düşüş yaşanır. Bu zarardan, zarara sebep olan kişi ve aracın bağlı olduğu teşebbüsün sahibi sorumludur.

Araç değer kaybı başvurusu yapmak için yaşanan kazada

  • %100 kusurlu taraf olmamak
  • Aracın pert olmaması

 gereklidir.

Hesaplama yapılırken aracın üretim yılı, kilometresi, trafiğe çıkış tarihi, hasar geçmişi, aracın markası, modeli ve pazar değeri gibi özellikleri göz önünde tutulur. Her yaş ve kilometredeki araç için değer kaybı tazminatı istenebilir.

Trafik Sigortası (Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası) kapsamında sigortacı, kusurlu olan tarafın sebep olduğu değer kaybını telafi etmek zorundadır. Kazaya sebep olan tarafın güvencesi ise kaskodur.

Araç değer kaybı tazminatı için ya dava yoluna ya da Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurulur.

Araç değer kaybı için hukuki destek almak isterseniz bizimle iletişime geçebilirsiniz.

KARAYOLLARI MOTORLU ARAÇLAR ZORUNLU MALİ SORUMLULUK (TRAFİK) SİGORTASI GENEL ŞARTLARI İLE GETİRİLEN YENİLİKLER VE DEĞİŞİKLİKLER

Türkiye’de Karayolları Trafik Kanunu’nun 91-101. maddeleri arasında zorunlu mali sorumluluk sigortası hüküm altına alınmıştır. Bu sigorta, araç sahiplerinin ve sürücülerinin kaza durumunda karşı tarafa verdiği maddi zararları karşılamak için yaptırmaları gereken bir sigortadır. Bu kapsamda, zorunlu trafik sigortası olarak da bilinen bu sigorta, Türkiye’de her araç sahibi ve sürücü tarafından yaptırılması zorunlu olan bir sigortadır.  ZMSS bir sigorta şirketi gibi davranmakta ve yalnızca maddi zararları karşılamaktadır. Maddi zararlar, ölüm, yaralanma veya eşyaya ilişkin hasar gibi çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Eğer zarar maddi hasara ilişkinse, tazminata dahil edilen masraflar arasında yedek parça ve işçilik giderleri de bulunabilir. Ancak, sigorta kapsamı manevi zararları kapsamamaktadır. Bu nedenle, sigortalı bir kişi veya kuruluş, sadece maddi zararları karşılamak için ZMSS gibi bir sigorta şirketinden poliçe satın alabilir. Manevi zararlar için tazminat alma talebi durumunda, ayrı bir hukuki süreç gereklidir. Karayolları motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortası, Türkiye’deki motorlu araçların yasal olarak trafiğe çıkabilmesi için zorunlu tutulan bir sigortadır. Bu sigorta, sürücülerin, araçların işletilmesi sırasında üçüncü şahıslara verilebilecek maddi ve bedensel zararlar için ödeme yapmalarını sağlar. Sigorta şirketi, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, üçüncü şahısların ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet verilmesinden dolayı, sigortalıya düşen hukuki sorumluluk çerçevesinde belirlenen tazminatlara ilişkin talepleri karşılamakla yükümlüdür. Bu tazminatlar, kaza tarihi itibariyle geçerli olan zorunlu sigorta limitleri dahilinde karşılanır. Bu limitler, her yıl yeniden belirlenir ve Türkiye’deki Trafik Kanunu’na göre belirlenir. Aynı zamanda pasif bir sigorta olarak da kabul edilir. Çünkü bu sigortayı yaptıran kişi, bir zararın gerçekleşmesini beklemek zorunda değildir. Yani sigorta primi ödenir ve olası bir kaza sonucu ortaya çıkabilecek maddi ve hukuki sorumlulukları karşılamak için bir güvence sağlanır.

Özetle, zorunlu mali sorumluluk sigortası, bir zarar sigortası ve aynı zamanda pasif bir sigortadır.  Bu sigortanın amacı, trafik kazalarında karşı tarafın uğradığı maddi zararları karşılamak ve bu zararların tazmin edilmesini sağlamaktır.  14 Mayıs 2015 tarihli ve 29355 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan tebliğle, Türkiye’deki trafik sigortası alanında bir takım değişiklikler ve yenilikler getirilmiştir. Bu değişiklikler ve yenilikler, Karayolları Trafik Kanunu’nun 91-101. maddeleri arasında zorunlu mali sorumluluk sigortası hükümleriyle uyumlu olarak yapılmıştır.

Öncelikle, tebliğle birlikte trafik sigortası primlerinin hesaplanması ve tahsilatı konusunda yeni bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre, sigorta şirketleri tarafından yapılan prim tahsilatları, Motorlu Taşıtlar Vergisi tahsilatlarıyla entegre edilmiş ve bu işlem Vergi Dairesi tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu sayede, trafik sigortası primleri daha etkin bir şekilde tahsil edilmekte ve takip edilmektedir. Bunun yanı sıra, tebliğle birlikte trafik sigortasında yeni teminatlar da getirilmiştir. Buna göre, trafik kazalarından kaynaklanan maddi hasarlar, ölüm ve yaralanma gibi zararlar için daha geniş kapsamlı teminatlar sunulmaktadır. Ayrıca, trafik sigortasından yararlanan kişilerin haklarının daha net bir şekilde belirlenmesi için düzenlemeler yapılmıştır.

Sonuç olarak, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartlarına ilişkin olarak 14 Mayıs 2015 tarihli tebliğle bir takım değişiklikler ve yenilikler getirilmiştir. Bu değişiklikler, sigorta primlerinin tahsilatı ve trafik sigortası teminatları konusunda daha etkin bir düzenleme getirirken, trafik kazalarından kaynaklanan zararların daha geniş kapsamlı bir şekilde teminat altına alınması için çalışmalar yapılmıştır.

– YENİ ZMSS İLE GETİRİLEN YENİLİKLER:

Yeni ZMSS’nin “Kapsama Giren Teminat Türleri” başlıklı A.5. maddesinde Genel Şartlar kapsamındaki teminat türleri ayrıntılı bir biçimde tanımlanmıştır. Bu tanımlar sayesinde, sigorta sözleşmesi yapanlar, hangi risklerin hangi teminatlar altında olduğunu daha anlaşılır bir şekilde anlayabileceklerdir.  Bu kavramların ayrıntılı olarak tanımlanması belirsizliklerin ortadan kalkmasını sağlayacaktır. Zira, eski genel şartlarda teminat türleri tanımlanmamıştı. Bunları ele alacak olursak:

Maddi zararlar teminatı, sigorta poliçesi sahibinin veya sigortalının, sigorta poliçesi kapsamındaki bir olay nedeniyle üçüncü şahıslara verdiği maddi zararları karşılamayı amaçlar. Bu teminat altında, sigorta poliçesi sahibi veya sigortalı, üçüncü şahıslara verdiği maddi zararların tazmin edilmesi için sigorta şirketinden talepte bulunabilir.

Sağlık giderleri teminatı, sigortalının bir kaza veya hastalık sonucu tıbbi müdahale gerektiren tedavi masraflarını karşılamayı amaçlar. Bu teminat altında, sigorta poliçesi sahibi veya sigortalı, tıbbi müdahale gerektiren bir durumla karşılaştığında tedavi masraflarının sigorta şirketi tarafından karşılanmasını talep edebilir.

Sürekli sakatlık teminatı, sigortalının bir kaza sonucu sürekli olarak sakat kalması durumunda ödenecek olan bir tazminat tutarını belirler. Bu teminat altında, sigorta poliçesi sahibi veya sigortalı, bir kaza sonucu sürekli sakat kalması durumunda belirlenen tazminat tutarını sigorta şirketinden talep edebilir.

Destekten yoksun kalma (ölüm) teminatı, sigortalının bir kaza sonucu hayatını kaybetmesi durumunda, ödenecek olan bir tazminat tutarını belirler. Bu teminat altında, sigorta poliçesi sahibi veya sigortalı, sigortalının hayatını kaybetmesi durumunda belirlenen tazminat tutarını sigorta şirketinden talep edebilir. Bu tanımlar, sigorta sözleşmeleri yapılırken taraflar arasındaki belirsizlikleri ortadan kaldırmaya yardımcı olacak ve sigorta poliçesi sahibi veya sigortalının, hangi risklerin hangi teminatlar altında olduğunu daha net bir şekilde anlamasına yardımcı olacaktır.

>Genel Şartların A.6. maddesinde teminat dışında kalan haller düzenlenmiştir. Burada (d) bendindeki destekten yoksun kalma konusundaki hükmün eski Genel Şartlarda olmayan yeni bir düzenleme olduğunu incelediğimizde görmekteyiz. Bu hükme göre, bir sigorta poliçesi kapsamında sigortalı bir olay gerçekleştiğinde ve bu olay sonucunda destekten yoksun kalan bir hak sahibi ortaya çıktığında, bazı durumlarda sigorta teminatı kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri olabilir.

Örneğin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan bir olay sonucu destekten yoksun kalan bir hak sahibi, sigorta teminatı kapsamında olmayan destek tazminatı talebinde bulunabilir. Bu durumda, sigorta şirketi sorumluluk kabul etmeyebilir. Diğer yandan, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olan bir olay sonucunda destekten yoksun kalan bir hak sahibi, ancak bu olayın destek şahsının kusuru nedeniyle gerçekleştiği durumlarda, destek tazminatı talebinde bulunabilir. Bu durumda, sigorta şirketi destek şahsının kusuru nedeniyle gerçekleşen destek tazminatı talebini karşılamayabilir, çünkü bu talep sigorta teminatı dışındadır.

 Yine teminat dışı kalanları incelemeye devam ettiğimizde; Eski ZMSS Genel Şartlarına göre, sigorta poliçesi kapsamında olan dolaylı zararlar sigorta teminatı dışında bırakılıyordu. Ancak 2006 yılında yapılan değişiklikle, dolaylı zararlar nedeniyle yapılacak tazminat talepleri de sigorta teminatı dışında bırakıldı. Yeni ZMSS Genel Şartları, dolaylı zararların teminat dışında bırakıldığı şeklindeki açıklamanın yerine, destekten yoksun kalma ile ilgili düzenleme getirdi. Bu düzenleme, sigorta poliçesi kapsamında olan dolaylı zararların tazmin edilmesini engellemektedir.

>A.6 (j) bendinde yapılan değişiklik, motorlu araç kazalarından kaynaklanan çevresel zararların artık sigorta teminatı kapsamı dışında olduğunu belirtmektedir.

Bu değişiklik, sigorta şirketlerinin çevre kirliliği ve doğal yaşama verilen zararlar nedeniyle ortaya çıkan masrafları karşılamak zorunda kalmayacakları anlamına gelir. Bu nedenle, motorlu araç kazaları nedeniyle oluşan çevresel hasarlar için zarar gören kişilerin, masraflarını kendileri karşılamaları veya kazayı gerçekleştiren kişinin veya kuruluşun sorumluluğunu kanıtlamaları gerekebilir. Bu düzenleme, sigorta şirketlerini, çevreye zarar veren faaliyetlere karşı daha dikkatli davranmaya ve sigorta poliçelerindeki kapsamı daha net bir şekilde belirtmeye teşvik etmek amacıyla yapılmış olabilir.

>Yeni genel şartlarda, A.6. maddede (k) bendinde, gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi zarar verici olgulara bağlı olarak oluşan yansıma veya dolaylı zararların tazminat taleplerinin sigorta teminatı dışında tutulduğu belirtilmektedir. Bu demektir ki, eğer bir sigorta poliçesi bu yeni genel şartları içeriyorsa, söz konusu zararlar sigorta kapsamında değildir ve bu tür zararlar nedeniyle ortaya çıkan tazminat talepleri poliçe sahibi tarafından karşılanmalıdır. Esasında; dolaylı zararların yanı sıra yansıma zararlarının da sigorta teminatı dışında kalacağı belirtiliyor.

Son olarak yapılan değişikliklerden biri de; sigortacıya haber verilecek gün sayısında yapılan değişikliktir. Yeni ZMSS Genel Şartları’nda belirtilen B.1.1. maddesi, sigortalının sorumluluğunu gerektirecek bir olayı sigortacıya bildirme süresiyle ilgilidir.

Bu maddeye göre, sigortalı, sorumluluğunu gerektirecek bir olayı öğrendiği anda on gün içinde sigortacıya bildirmelidir. Ayrıca, kendisine yöneltilen istemi de derhal sigortacıya bildirmelidir. Bu şekilde, sigortacı olayı ve talepleri zamanında öğrenerek gerekli işlemleri yapabilir.

Eski Genel Şartlar’da ise, bu bildirim süresi beş gün olarak belirtilmişti. Yeni Genel Şartlar’da ise, sigortalının bildirim süresi uzatılmış ve on güne çıkarılmıştır.

Open chat
Whatsappdan mesaj at
Merhaba
Geçmiş Olsun.Size yardımcı olabiliriz.
Hemen Ara