Arama:
ARAÇ DEĞER KAYBI HESAPLAMALARI

Günümüzde döviz kurlarındaki dalgalanmalar ve enflasyon etkisi ile birlikte araç piyasasında azımsanmayacak derecede bir artış meydana gelmiştir. Bu artışa bağlı olarak trafik kazaları sonucu meydana gelen zararlarımız ve sonrasında bu zararların tazmini için açacağımız değer kaybı davaları daha da önemli bir hale gelmektedir. Özellikle değer kaybı konusu oldukça tartışılan ve neticelerinden pek memnun olunmayan hukuki sonuçlar doğurabilmektedir. Bunun nedenleri olarak araç piyasasındaki dinamizm ve fiyat konusundaki istikrarsızlık gösterilebilir. Araç değer kaybı davalarında 9 Ekim 2020 tarihine kadar uygulanan formül doğrultusunda, kaza sonrasında araçta plastik tampon onarımları, cam, lastik, hava yastığı, elektrik, elektronik gibi onarımlar değer kaybı kapsamında değerlendirilmiyordu ayrıca 165 bin üzeri kilometreye sahip araçlar değer kaybı kapsamında değerlendirilmiyordu. Anayasa Mahkemesi’nin 2019/40 esas 2020/40 karar sayılı kararında 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. Ve 92. maddelerinde geçen “Genel Şartlar” ifadesi iptal edilmiştir. Yani Anayasa Mahkemesi 9 Ekim 2020 tarihinde vermiş olduğu karar doğrultusunda değer kaybı hesaplama formülünü kaldırmıştır. Artık yukarıda belirtmiş olduğumuz plastik tampon onarımları, cam, lastik, elektronik gibi onarımlar artık değer kaybı kapsamında değerlendirilmeye başlanmıştır. Bununla birlikte artık araç değer kaybı hesaplamalarında 165.000 km sınırı kaldırılmıştır.

Araç Değer Kaybı Şartları:

– Çift Taraflı Kaza Olması: Araç deger kaybından faydalanabilmemiz için söz konusu kazanın birden fazla araç ile gerçekleşmesi gerekmektedir. Ağaca çarpma, duvara sürtme gibi durumlarda değer kaybından söz etmemiz mümkün değildir.

Kazada %100 Kusurlu Olunmaması: Söz konusu kazada tek kusurlu taraf tamamen sizseniz değer kaybından faydalanmanız mümkün değildir. Hiç kusurunuzun olmadığı veya kısmi kusurunuzun bulunduğu hallerde talep edebilirsiniz.

Parçaların Daha Önce Başka Bir Kaza Nedeniyle Onarılmamış Olması: Daha öncesinde karışılan başka bir kaza neticesinde tamir gören bir parça karışılan yeni bir kazada değer kaybı kapsamında değerlendirilemez.

-Kazada Araçta Bir Hasar Oluşması ve Onarılması: Söz konusu kazadan dolayı araçta bir hasarın oluşması ve bu hasarın onarılması gerekmektedir. Kaza sonucunda bir hasarın oluşmadığı durumlardan değer kaybından söz edemeyiz.

Araç Değer Kaybını Etkileyen Durumlar: Araç değer kaybı talebinde bulunabilmemiz bazı şartlara bağlandığı gibi söz konusu değer kaybı talebinden ne ölçüde faydanabileceğimiz konusunda da açıklanması gereken belli başlı durumlar mevcuttur. Bunlardan ilki ağır hasarlı araçlarla ilgilidir. Ağır hasar kayıtlı araçların karıştığı trafik kazalarında bu araçla ilgili olarak herhangi bir değer kaybı talebinde bulunamayız. Bir diğer husus aracın marka, model ve yaşı ile ilgilidir. Aracın yaşı ne kadar küçük ve marka ve modeli ne kadar değerli olursa değer kaybı miktarı da o derece yüksek olacaktır.

ARAÇ DEĞER KAYBI DENKLEMİ

Total Değer Kaybı =   Baz Değer Kaybı * Hasar Boyutu Katsayısı * Aracın Kullanılmışlık Düzeyi

Baz Değer Kaybı = Aracın Rayiç Değeri *  %19

KodHasar BoyutuKatsayı
A1Büyük Hasar0.90
A2Orta Hasar0.75
A3Küçük Hasar0.50
A4Basit Hasar0.25
Kullanılmışlık Düzeyi (Km)Katsayı
0 – 14.9990.90
15.000 – 29.9990.80
30.000 – 44.9990.60
45.000 – 59.9990.40
60.000 – 74.9990.30
75.000 – 149.9990.20
150.000 ve üzeri0.10

Hasar Büyüklüğü Tanımları

KodPiyasa Değeri0 – 75.000 TLPiyasa Değeri75.001-150.000 TLPiyasa Değeri150.001-300.000 TLPiyasa Değeri 300.001 TL Araç ve Üzeri Araçlar
A1%25.01 ve üzeri%20.01 ve üzeri%20.01 ve üzeri%20.01 ve üzeri
A2%15.01-%25%12.01-%20%10.01 -%20%8.01 -%20
A3%5.01-%15%4,01-%12%3.01-%10%2,01-%8
A4% 5’e kadar%4’e kadar%3’e kadar%2’e kadar
Sigorta Şirketinin Sigortalıya Rücu Hakkı

  İlk olarak sigorta şirketinin esas yükümlülüğü,  rizikoyu taşıma yükümlülüğüdür. Korunması kararlaştırılan bir menfaat ile alakalı bir tehlike gerçekleşirse sigorta şirketinin sorumluluğu doğacaktır. Sigorta sözleşmesinde de sigortacının hangi durum ve şartlarda sorumlu olacağı elbette belirlenmelidir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları trafik kazalarında sigorta şirketinin bazı durumlarda sigortalıya rücu hakkının olabileceğini söylemiştir. Rücu konusu özellikle sigorta hukuku alanında önem taşır, zira sorumluluk hususunda çok önemli etkileri vardır. Sigorta şirketinin sahip olduğu rücu imkanı, kazada kusurlu olan karşı taraftan sigortalıya ödediği tazminatı talep edebilmesini sağlar. Yani halefiyet ilkesi gereğince sigorta şirketi ödediği zararı zarar verenden tahsil edebilir, 3. bir kişiye rücu edebilir ve ödediği parayı tarafına ödenmesini talep edebilir. Ancak söz konusu rücu imkanının doğması için belli şartların sağlanması gerekir. Bu şartlar şunlardır;

  • Belli bir tazminatın ödenmesinin gerekli olduğu söz konusu olaydan sorumlu olan kişilerin ağır kusuru veyahut kasıtlı hareketleri olmalı ve bunun neticesinde zarar ortaya çıkmalıdır.
  • Kazaya sebep olan sürücünün ehliyetsiz veya ehliyetine geçici/sürekli el konulmuş biri olabilir.
  • Kazaya neden olan sürücünün mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü olması veya uyuşturucu kullanmış olması ihtimali olabilir.
  • Bazı araçların yolcu taşımaya ruhsatı olmadan veya kapasitesinden oldukça fazla yolcu almasından dolayı kaza gerçekleşmiş olabilir.
  • Kaza sonucunda hasar varsa ve sigorta ettiren kendi yükümlülüklerini yerine getirmediği için hasarda artış olmuş olma ihtimalinde
  • Zararlı maddelerin izin ve önlemler alınmadan taşınması sonucu zarar ortaya çıkmışsa
  • Söz konusu zararın aracın gaspı, çalınması ihtimalinde sigorta ettirenin de çalınma veya gaspta kusurlu sorumluluğu olabilir.
  • Kişinin kazayı ihbar etme yükümlülüğünü yerine getirmemesi, delilleri toplamaması ve ortaya çıkacak zararları önlememe ihtimali olabilir.

İşte bu durumlar somut olayda karşımıza çıkarsa sigorta şirketinin rücu hakkı gündeme gelecektir. Vurgulamamız gerekir ki kazalarda sigorta şirketinin rücu hakkında ispat külfeti sigorta şirketine ait olacaktır. Sigorta şirketi, meydana gelen kazayla bu belirtilen nedenlerin arasında uygun bir illiyet bağı var mı yok mu araştırmalıdır. Rücu hakkının doğabilmesi için sayılan bu nedenlerin kazayla bağlantısının olması gerekmekte ve trafik kazasına da bu hususların sebebiyet vermesi gerekmektir. Sigortacı, illiyet bağının olduğunu gerekirse bilirkişilerin yardımını da alarak kanıtlamalı ve mahkemeye belgelerle sunmalıdır.

Esasında rücunun belirlenmesindeki temel husus; sigortalının kusuru ve ihlalinin  ödenecek tazminat tutarını arttırıp artırmadığının tespit edilmesidir. Günümüzde rücu hakkının en çok karşımıza çıktığı sigorta türü; zorunlu trafik sigortası ve kasko sigortalarıdır. Sigorta şirketi yalnızca sigortalının adına karşı tarafa  karşı rücu hakkını kullanmaz. Sigorta şirketi, rücu hakkını aynı zamanda sigortalı olan kişiye karşı da kullanıp rücu davasını yöneltebilir. Fakat rücu davasının açılamayacağı kişileri de söylemek gerekir. Onlardan biri de  sigortalının aracını kullanan üçüncü kişidir. Kanun ve mevzuat, sigortalının aracını kullanan üçüncü kişiye (şoföre) rücu davasının açılması imkanını vermemiştir. Çünkü sigorta sözleşmesi ve ilişkisi yalnızca sigorta şirketi ve sigorta ettiren arasındadır. Ayrıca Yargıtay’ın kararlarında da  sigortalının aracını kullanan üçüncü kişiye karşı açılmış olan davaların , husumet yokluğu gerekçesiyle reddedildiğini görmekteyiz. Sonuç olarak sigorta şirketi, hasara neden olan kişinin kusuru oranında ve ödediği tazminat doğrultusunda karşı taraftan tahsil talebinde bulunabilecektir.  Her somut olaya göre, her dosyanın içeriğine göre bu rücu oranı elbette değişecektir.

Güvence Hesabının Sorumluluğu

Dünya genelinde ve ülkemizde trafik kazalarındaki artışlar önemli bir boyut kazanmaya başlamaktadır. Bu artışın neticesinde de devletleri yetkili organları vasıtasıyla bir takım önlemler alma zorunluluğu doğmuştur. Bu önlemler en başta trafik kazalarının gerçekleşmesini önleme boyutunda olmakla birlikte ikinci aşamada gerçekleşen trafik kazalarında oluşabilecek maddi ve manevi mağduriyetlerin azaltılması yönünde olmaktadır. Trafik kazalarının önlenmesi konusunda yapılan çalışmalar arasında motorlu taşıt sürücülerini bilinçlendirmek, kitle iletişim araçları sayesinde topluma bilgi aktarımı, ağır cezai yaptırımlar vb. olarak sıralamamız mümkündür. İkinci olarak ise trafik kazaları sonucunda oluşabilecek maddi ve manevi mağduriyetleri önleme konusunda alınan tedbirler karşımıza çıkmaktadır. Bunun en bilindik örneğini olarak sigortaları göstermemiz mümkündür. Özellikle de trafiğe çıkan motorlu araçlar için yaptırılması zorunlu olan zorunlu trafik sigortaları sayesinde bu tür problemlerin çözümü daha mantıklı bir süreç içinde gerçekleşmeye başlamıştır. Zorunlu trafik sigortasi sayesinde, trafik kazasına karışan araçların mağduruna yönelik olarak uğradığı maddi ve manevi zararlar bu sigorta kapsamında değerlendirilerek mağduriyeti giderilmeye çalışılmaktadır. Ancak her zaman trafik kazası sonucu yaşadığımız zararların karşılanması boyutunda sigorta şirketlerinden taleplerde bulunamayabiliriz. Bunun sebepleri olarak kazaya sebebiyet veren aracın tespit edilememesi, zorunlu trafik sigortası yaptırılmadan trafiğe çıkılması, sigorta şirketinin iflas etmesi gibi durumları örnek göstermemiz mümkündür. Bu gibi durumlarda zarar gören muhattap olarak sadece haksız fiile sebebiyet veren tarafla karşı karşıya kalabilmektedir.

Bunun önüne geçilebilmesi ve zarar görenlere kol kanat germek maksadı ile Türkiye Sİgorta ve Reasürans Şirketleri Birliği adı altında eski adı “Garanti Fonu” olan yeni tabiriyle “Güvence Hesabı” müessesesi oluşturulmuştur. Güvence hesabı, kamusal bir niteliğe sahiptir ve ayrı bir tüzel kişiliği bulunmaktadır. Eskiden güvence hesabı sadece zorunlu trafik sigortalarını kapsamaktaydı ancak günümüze bu konu hakkında yapılan düzenlemeler sonucunda güvence hesabının kapsam alanı genişletilmiştir. Bu doğrultuda zorunlu karayolu taşımacılık mali sorumluluk sigortası, tüpgaz zorunlu sorumluluk sigortası, tehlikeli maddeler zorunlu sorumluluk sigortası vb, sigortalar güvence hesabının kapsam alanına dahil edilmiştir.

Güvence Hesabına Başvurulabilecek Haller: Güvence hesabına başvurulabilecek haller kanun koruyucu tarafından düzenleme altına alınmıştır. Bu düzenleme doğrultusunda; sigortalının tespit edilememesi, rizikolunun meydana geldiği tarihte geçerli olan teminat tutarları dahilinde zorunlu sorumluluk sigortasının yaptırılmamış olması, zorunlu sigorta teminat limitleri ile sigorta poliçesinde belirtilen teminat arasında fark olması, sigorta şirketinin mali bünye zaafiyeti sebebiyle sürekli olarak bütün branşlarda ruhsatlarının iptal edilmesi veya iflası, çalınmış veya gasp edilmiş bir aracın karıştığı kazada KTK uyarınca işletenin sorumlu tutulamadığı hallerde güvence hesabına başvurulması mümkündür.

Güvence Hesabına Başvurulamayacak Haller: Bu konu ile alakalı olarak her ne kadar ne yeni sigortacılık kanununda ne de güvence hsabı yönetmeliğinde bununla alakalı düzenleme bulunmamaktadır. Ancak günümüzde yürürlükten kaldırılmış olan Karayolları Trafik Garanti Fonu Yönetmeliği’nin 14. Maddesinde bununla alakalı olarak açıklamalar yapılmıştır. Motorsuz araçların neden olduğu zararlar, işletilme halinde bulunmayan motorlu araçların neden olduğu zararlar, manevi zararlar bu yönetmelikten yola çıkarak güvence hesabına başvurulamayacak haller olarak sıralamamız mümkündür.

Hasar Farkı Tazminatı

Hasar Farkı Tazminatı ne demektir?

 Trafik kazaları neticesinde oluşan zararlarda, doğal olarak sigorta şirketinin sorumluluğu ortaya çıkacaktır. Sigorta şirketi, hasara uğrayan aracın eski hâline getirilebilmesi için tazminat ödeyebileceği gibi aynen tazmin yöntemine yönelerek onarım yapan bir servisle de anlaşabilecektir. Meydana gelen işte bu hasarın onarım bedeline ‘Hasar Tazminatı’ derken hasar farkı tazminatı ise onarımın yapılış şekline göre ortaya çıkan farktan kaynaklanan bir kavramdır.

Hasar Farkı Tazminatı şartları nelerdir ve tazminat davası kime açılmalıdır?

 İlk olarak sigorta şirketinin anlaştığı servisin,  artık aracın onarımını yapacak ve onarılmış bir şekilde ilgili şahsa teslim etmekle yükümlü olacağını vurgulamalıyız. Çünkü anlaşmalı olan servis, teknik zararları giderecek olan esas muhatabımızdır. Esasında ‘hasar farkı tazminatı’ da söz konusu bu teknik zararların giderilmesi ile onarım giderlerine ilişkin bir kavram olarak gündeme gelmiştir. Bazı durumlarda bu servisler, değiştirilmesi gereken bir parça için onarım yapmış olabileceği gibi orijinal parçayla değiştirilmesi gereken bir parçanın aynı kalitede olmayan parçalarla değiştirmiş olabilmektedir. Veyahut buna benzer başka durumlarla karşılaşmamız hayat akışında olağan bir durumdur. Yani hasarın onarımında orijinal parçalar yerine yan sanayi parçaların kullanılmasıyla hesaplanan onarım bedeliyle, orijinal parçalarla yapılan onarım bedeli arasındaki farka da hukukumuzda ‘Hasar Farkı’ denmiştir. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın ‘Tazminat ve Giderlerin Ödenmesi’ başlıklı B.2. maddesindeki hüküm, hasar gören parçanın değişimi ile ilgilidir. Sözünü ettiğimiz maddede, onarımın ilk aşamasında orijinal parçayla değişimini öncelenmiş ancak orijinal parça bulunamazsa ömrünü tamamlamış araçlardan elde edilen orijinal parça ile değişim yapılacağı belirtilmiştir. Fakat uygulamada yan sanayi olarak anılan parçalarla değişimin yapıldığı görülmektedir. Eğer bu durumla karşı karşıya kalınırsa, takılması gereken ile takılan parçaların arasında oluşan bedel farkının talep edilmesi gerekecektir.  Hasar farkı tazminatının talep edilebilmesi için ise bazı şartları vardır; İlk olarak hasar gören parça orijinal olmalıdır. Araç daha önce aynı bölgeden hasar almamış olmalıdır. Onarımın muadil, yan sanayi parçalarla yapılmış olması gerekecektir. Ve kaza tarihinden itibaren iki yıl geçmediyse hasar farkı tazminatı başvuru hakkını şahıs kazanır. Bu tazminat davasının ise aracı onarım yaptırılan sigorta şirketine karşı yöneltilmesi gerekir. Çünkü onarım kararını veren, sigorta şirketidir.

Peki, hasar farkını nasıl tespit edeceğiz nasıl talep edeceğiz?

  Hasar farkını alabilmek için eksper raporu  incelenmeli ve hasar farkının varlığı öncelikle tespit edilmelidir. Tespit edilen hesap farkını talep edeceğimiz sigorta şirketi ise bazen sorumluluktan kurtulmak ister. Aracın onarımı için önceden ‘mutabakatla onarım’ adında bir mutabakat tarafa imzalatıldığı için bunu öne sürerek sorumlu olmadığını iddia edebilir. Ancak belirtmeliyiz ki bu belgenin hiçbir yasal geçerliliği yoktur. Karayolları Trafik Kanunu’nda 111. Maddesinde belirtildiği üzere hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersiz olacaktır. Zaten sigorta şirketi anlaşmalı servise bu görevi verip bir daha bu olayla ilgilenmemezlik yapamaz. Çünkü sigorta şirketleri, verilen onarım hizmetinin yasaya, mevzuata uygun olup olmadığını her daim  incelemeli ve araştırmalıdır. Aynı zamanda sigorta şirketinin önemli bir diğer sorumluluğu da, onarım işinin tarafların haklarını ihlal edip etmediğini kontrol etmektir.  Eğer hak ihlalinin olduğu tespit ve ispat edilirse, sigorta şirketinden anlattığımız üzere ‘hasar farkı bedeli’ talep edilebileceği gibi ‘uygun parçanın takılması’ da talep edilebilecektir.

Trafik Kazalarında Cezai Sorumluluk

Trafiğe çıkan motorlu araçların sayısının artmasına bağlı olarak trafik kazalarında ciddi artışlar meydana gelmektedir. Bu artışların doğal bir sonucu olarak da trafik kazaları sonucunda ortaya çıkan yaralanma ve ölüm durumlarında da ciddi bir artış göze çarpmaktadır. Bu artış devam ettiği takdirde bir gün bizimde bir trafik kazası mağduru veya faili olmamız kaçınılmaz bir son gibi gözükmektedir. Bunun içinde bu tür durumlarda ne yapılması gerektiği ile alakalı olarak, haklarımızın ne olduğunu iyi bir şekilde kavramamız bizim için faydalı olacaktır. Trafik kazaları halinde kusurlu tarafa çeşitli yaptırımlar uygulanması hükmedilebilir. Bunların ne olduğu ile ilgili birkaç örnek vermek gerekirse: trafik kurallarına aykırı hareket etmeden dolayı idari para cezaları, kazaya karışan kişiler tarafından açılan davalar neticesinde maddi ve manevi tazminatlar ve son olarak hapis cezaları olabilmektedir. Hiç kuşkusuz bunlardan en önemlileri bireyin özgürlüğüne doğrudan bir müdahaleyi içeren hapis cezasıdır. Bizlerde bu yazımızda trafik kazalarındaki cezai sorumluluğu ele alarak bunun hangi koşullarda gerçekleşmesinin mümkün olacağını çeşitli ihtimalleri değerlendirerek açıklayacağız. Trafik kazalarında cezai sorumluluk dediğimiz zaman Karayolları Trafik Kanununa veya Karayolları Trafik Yönetmeliğine aykırı hareket edilmesi halinde bir idari para cezası uygulanabilir. Eğer söz konusu aykırılık ile birlikte trafik kazası sonucu yaralanma veya ölüm hallerinden birinin veya her ikisinin de gerçekleşmesiyle birlikte Cumhuriyet Savcılığı tarafından kamu davası açılabilir. Açılan bu kamu davası neticesinde kusurlu tarafa yönelik hapis cezası hükmolunabilir. Bu konu ile alakalı kanun maddeleri Türk Ceza Kanununun 85. ve 89. maddelerinde düzenlenmiştir. Türk Ceza Kanunun 85. ve 89. Maddeleri söz konusu trafik kazaları neticesinde yaralama ve ölüm halinde verilecek cezanın sürelerini, cezanın arttırılması veya azaltılması ile ilgili durumları açıkça belirlenmiştir. Trafik kazaları sonucu meydana gelen yaralanma ve ölüm durumlarında bu suç tipleri taksirli suçlar kapsamında değerlendirilir. Yani trafik kazaları neticesinde yaralama ve öldürme suçlarının ortaya çıkması halinde bu suç tiplerinin kasten işlenmesi mümkün değilken ancak taksirle işlenmesi mümkün kılınmıştır. Taksirli suçlar, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilerek bir davranışın, suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek işlenmesidir. Trafik kazaları sonucu meydana gelen ölümler Türk Ceza Kanunu madde 85’te düzenlenmiştir. Taksirli olarak bir insanın ölümüne sebep olan bir kişi 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Birden fazla kişinin ölümüne neden olan ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına sebep olan kişi iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Trafik kazaları sonucunda taksirle yaralama halinde ise Türk Ceza Kanunun 89. maddesi uygulama alanı bulmaktadır. Taksirle yaralama suçunu işleyen kişiler üç aydan bir yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası ile cezalandırılır. Söz konusu yaralama olayının birden fazla kişiye karşı gerçekleştirilmesi halinde ise altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına karar verilebilir. Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı şekilde yürütülür. Ancak suçun bilinçli taksir ile işlenmesi halinde şikayet aranmamaktadır. Ayrıca bilinçli taksir ile işlenen suçlarda hükmolunan hapis cezası para cezası vb. başka bir yaptırıma çevrilemez. Örneğin alkollü bir şekilde araç kullanarak bir başkasının ölümüne veya yaralanmasına sebebiyet veren kişinin suçu bilinçli taksir ile işlediği belirlendiği takdirde hapis cezasına hükmedildiği takdirde bu hapis cezasının para cezasına veya başka bir cezaya çevrilmesi mümkün değildir. Trafik kazaları neticesinde meydana gelen yaralanma veya ölüm hallerinde karşı tarafın kusuru oldukça önemli bir durum teşkil etmektedir. Kazanın meydana gelmesinde kusuru olmayan bir kişiye karşı kamu davası açılması mümkün değilken açılan bir kamu davası var ise ve kusuru olmadığı belirlenmiş ise ceza tayin edilemez. Mağdur tarafın şikayetçi olmaması veya mağdur tarafın zararının bir kısmı veya tümünün karşılanmış olması, hakimin takdirini etkileyecek önemli etmenlerden olmaktadır. Özetlemek gerekirse trafik kazalarında cezai yaptırım büyük oranda karşımıza hapis cezaları şeklinde çıkmaktadır. Bu cezalar belirlenirken söz konusu trafik kazasının yaralanmalı mı yoksa ölümlü mü bir kaza olup olmadığı büyük önem taşımaktadır. Söz konusu trafik kazasında failin kusurunun olup olmaması veya ne derecede bir kusurunun söz konusu olduğu verilecek olan ceza açısında önemli bir özellik taşımaktadır. Trafik kazalarında yaralama ve öldürme suçlarının kasten işlenmesi mümkün olmazken bu ancak taksirli bir şekilde işlenebilmektedir. Ayrıca mağdur tarafın şikayetinin olup olmaması hususu hakimin kararını etkileme konusunda önem arz etmektedir.

Trafik Kazalarında Müterafik Kusur İndirimi

Ülkemizde gün geçtikçe trafik kazalarındaki artış devam etmektedir. Bu artışın çeşitli nedenleri olmakla birlikte en önemli faktörü insan farktörü olarak göstermemiz yanlış olmaz. İnsan faktörünü göz önünde bulundurarak bir trafik kazası halinde oluşabilecek zararların karşılanmasında yüklenici olarak kazaya sebebiyet veren kişi yani kusurlu taraf sorumluluk altına girmektedir. Ancak trafik kazası sonucunda kimlerin tazminat altına gireceğinin belirlenmesi göründüğü gibi kolay bir durum değildir. Bu tazminat taraflarının belirlenmesi hatta tazminat ödeyecek olan kişilerin bu tazminatı hangi oranda ödeyecekleri konusunda belli başlı kriterler mevcuttur. Tazminat sorumluluğu altına girecek olan kişiler kusurları ile orantılı olarak bir tazminat ödemek zorunda kalırlar. Bu kusur oranı ve buna bağlı olarak tazminat belirlenirken “müterafik kusur” kavramı oldukça önemli bir öneme sahip olmaktadır. Müterafik kusur, zarara uğrayan tarafın zararın doğmasında veya zararın artmasına sebebiyet verdiği hallerde ödenecek tazminat oranında indirim yapılması veya hiç tazminat ödenmemesine neden olan bir durumdur. Müterafik kusurdan bahsedebilmemiz için ve bu doğrultuda hükmedilen tazminatta indirim yapabilmek için kanunda da açıkça belirtilen bazı şartlar bulunmaktadır. Türk Borçlar Kanunu madde 52 bu şartların ne olduğunu bizlere açıklamaktadır. Zarar görenin ortak kusurundan bahsedebilmek için; zarar gören tarafından ortaya çıkmış bir haksız fiilin ortaya çıkması, bu doğrultuda bir zararın meydana gelmesi, zarar görenin kusurlu veya özensiz davranışının olması, zarar ile kusurlu davranış arasında bir nedensellik bağının oluşması  gerekmektedir. Müterafik kusur kavramı içeriği itibari ile tazminat yükü altına girmiş olan kişinin bu yükümlülüğünü hakkaniyet gereği kısmi olarak hafifletme veya tamamen ortadan kaldırmak için ortaya çıkmıştır. Yani trafik kazası sonucu mağdur olan bir kimse sadece mağdur olduğu için bir tazminat elde etmektense, kendisininde bu mağduriyetinin ortaya çıkmasında belli başlı ihmalinin olup olmadığı kontrol edilmektedir. Trafikte yaya, sürücü, yolcu vb. şekilde bulunan kişilerin dürüstlük kurula göz önünde bulundurularak alması gereken sorumlulukları bulunmaktadır. Bu üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmeyen kimseler mağdur dahi olsalar tazminat alamayabilirler. Özetle bu tür durumlarda sadece tek taraflı olarak bir sorumluluk yüklenmeyerek mağdur tarafında sorumlulukları olduğu konusunda bir hüküm bulunmaktadır. Motorlu araç sürücüsünün kast takmaması, yayaların karşıdan karşına geçerken yaya geçidini kullanmaması vb. durumlar neticenin meydana gelmesine doğrudan etki edebilecek konular oldukları için doğrudan müterafik kusur kapsamına girmektedir. Trafik kazalarında müterafik kusur indirimi Yargıtay tarafından belirlenen ve mahkeme kararlarında da sıklıkla uygulanan %20’ lik bir oran bulunmaktadır. Trafik kazalarında müterafik kusur olduğu belirlendiğinde mevcut tazminattan %20’lik bir indirim yapılmaktadır. Bu oranın altında veya üstünde yapılan bir indirimde verilen kararlar Yargıtay tarafından yanlış olarak belirlenmektedir. Bununla ilgili olarak aşağıda Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin, 2018/5461 E., 2019/10629 K., 13.11.2019 T. Sayılı ilamına göre:“Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur Borçlar Kanunu’nun 44. maddesinde (6098 sayılı TBK md. 52. md.) düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir. Bu durumda mahkemece, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 52. (818 sayılı BK 44. md.) maddesi gereğince yolcu murisin alkollü olduğunu bildiği araca binmesinden dolayı davacı … hakkındaki tazminattan %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerekirken, %15 oranında indirim yapılması doğru değildir.” (YARGITAY 17. HD. 2018/5461 E., 2019/10629 K., 13.11.2019 T.). İncelediğimiz Yargıtay kararında göründüğü üzere söz konusu oranın üstünde veya altında verilen her türlü karar Yargıtay tarafından yanlış olarak nitelendirilmektedir.

Kasko Sigortası

Günlük yaşantımızda bizim hayatımızı kolaylaştırmaya yarayan birçok teknolojik aleti kullanmak durumunda kalıyoruz. Hatta bu kullanım hayatımızı kolaylaştırmaktan ziyade artık bizim için vazgeçilmez, olmazsa olmaz bir ihtiyaç haline dönüşmüş durumdadır. Aslında teknolojik alet diyerek insan yaşamında ihtiyaç duyduğu şeyleri sınıflandırma konusunda dar bir anlam çıkıyor olabilir ancak bizler bunu geniş anlamda düşünerek sadece teknolojik aletler değil, insanın hayatında olmazsa olmaz maddi veya manevi öneme sahip taşınır veya taşınmaz olarak her türlü şeyi geniş anlamda bu sınıflandırmaya dahil edebiliriz. İşte bizler yukarıda bahsettiğimiz ve bu sınıflandırmaya dahil olacak her türlü şeyleri kullanmaya ihtiyaç duyduğumuz kadar aynı zamanda korumaya da ihtiyaç duymaktayız. Çünkü insan yaşamı için bu kadar öneme sahip, günlük işlerimizi idare etmede bize kolaylıklar yaratan veya yaşamımızı devam ettirmemiz için olmazsa olmaz bu şeylerin yoklukları halinde çok ciddi problemler oluşabilmektedir. Örnek vermek gerekirse zorunlu bir ihtiyaç olan barınma ihtiyacı gerek insan hakları çerçevesinden baktığımızda gerekse de sosyal devletin bir gereği olarak her insanın faydalanması gereken bir haktır. Bizde bu barınma ihtiyacımızın bir sonucu olarak bir taşınmaz edindiğimiz zaman bu taşınmazda oluşabilecek her türlü olumsuzlukları önlemek istemekteyiz. Bununla birlikte oluşabilecek zararları da en azından maddi olarak önleyebilmek adına günümüzde sigorta ve kasko kavramları karşımıza çıkmaktadır. Bu kavramları detaylı bir şekilde inceleyecek olduğumuzda birbirinden ayrılan farklılıklar bulunsa da aslında iki kavramın da amacı hemen hemen aynıdır diyebiliriz. Örneğimizi motorlu araçlar üzerinden vermemiz hem daha iyi anlaşılması adına hem de konumuzla alakası itibari ile daha doğru olacaktır. Motorlu araçlara hem trafik sigortası hem de kasko yaptırmak mümkündür. Motorlu araçlara trafik sigortası yaptırmak Karayolları Trafik Kanunundan gelen zorunlu bir uygulama olsa da motorlu araçlara kasko yaptırmakla ilgili herhangi bir zorunluluk yoktur. Motorlu araçlarda sigortanın zorunlu tutulmasının sebebi kendimizin uğradığı zarardan ziyade üçüncü kişilere verdiğimiz zararların karşılanması ile alakalı bir durumdur. Ancak kasko yaptırdığımız takdirde kendi aracımızla alakalı uğradığımız zararları bu sayede karşılamamız mümkündür.

Kasko Nedir?

Resmi adı Kara Araçları Kasko Sigortası olan ancak herkes tarafından yaygın olarak Kasko adı ile bilinen Kasko Sigortası motorlu araç sahiplerinin sahip oldukları araçlarına gelebilecek herhangi bir hasarı önceden yaptırmış oldukları sigorta ile herhangi bir ücret ödemeden kasko şirketi tarafından karşılanmasını mümkün kılan bir uygulamadır. Kasko sigortası için ödenecek ücret söz konusu araçların değerine göre farklılık göstermekle birlikte kasko sigortası ile faydalanabileceğiniz hizmetler yaptığınız sözleşmeye göre farklılık göstermektedir. En geniş anlamıyla belirtmek gerekirse kasko sayesinde faydalanabileceğiniz hizmetler: kaza, yangın, sel, terör olayları gibi durumlar olabileceği gibi daha özel nitelikli diyebileceğimiz yol yardımı, hukuksal koruma, anahtar kaybı gibi durumlarda bile kasko tarafından hizmet almamız mümkündür.

Kasko ile Trafik Sigortaları Farkı

Günümüzde birçok kişi kasko ile trafik sigortasını birbiri ile karıştırmakta hatta bu iki kavramın aynı kavramlar olduğunu düşünmektedir. Ancak kasko ile trafik sigortası koruduğu değerler yönünden benzerlik göstersede birbirinden önemli farklılıkları bulunan sigorta çeşitleridir. Öncelikle trafik sigortaları trafiğe çıkan her motorlu araç için yaptırılması zorunlu tutulan bir zorunlu trafik sigortasıdır ancak kasko için bu durum söz konusu değildir, kasko yaptırma konusunda araç sahiplerinin herhangi bir zorunluluğu mevcut olmamaktadır. İkinci husus bu iki sigorta türünün kapsamı konusunda karşımıza çıkmaktadır. Trafik sigortaları bir trafik kazası halinde karşı tarafa veya üçüncü kişilere vermiş olduğumuz zararları karşılamaktadır. İşte bu yüzden trafik sigortalarının yapılması zorunlu kılınmıştır. Bu sayede kişinin kaza halinde karşı tarafın mağduriyetini giderme konusu koruma altına alınmaya çalışılmıştır. Kasko sigortası ise karşı taraftan bağımsız olarak kendi aracımızın uğramış olduğu zararları karşılamaktadır. Aracımızda meydana gelen kaza, doğal afet, terör olayları, su baskını gibi durumlara karşı aracımızda oluşabilecek her türlü hasarı gidermektedir. Bir diğer farkılılık ödenecek prim konusunda kendini göstermektedir. Trafik sigortalarının prim sınırı devlet tarafından belirlenmektedir ancak kasko sigortalarının primi yaptırılacak poliçenin kapsamına göre değişiklik göstermektedir.

SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU

Sigorta tahkim komisyonu, sigorta sözleşmelerinden ve bunlara ilişkin uyuşmazlıkların çözümü için
yapılan başvuruları değerlendiren komisyondur. Sigorta sözleşmeleri sigorta yaptıran kişi ile sigorta
kuruluşu tarafından yapılan bir sözleşmedir ve bu sözleşmeler kural olarak belirli bir şekilde
yapılmazlar.
Sigorta tahkim komisyonunun tercih edilmesindeki en büyük avantaj dava açılmasında göre daha
ucuz ve zor olmayan bir yöntem olmasıdır.
5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ( Özellikle 30. Madde), 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 6098 sayılı Türk
Borçlar Kanunu ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulama alanı bulmaktadır.
Sigortacılık tahkimi zorunlu bir yol olmayıp isteğe bağlıdır. Uyuşmazlığı çözmek için Sigorta Tahkim
Kurulu tarafından hakim belirlenir ve komisyonun vermiş olduğu karar mahkeme kararı niteliğindedir.
Uyuşmazlığın Komisyona gidebilmesi için sigortacıyla uyuşmazlığa düşen kişinin sigortacıya gerekli
başvuruları yapmış olması ve olumsuz yanıt alması gerekiyor veya sigorta kuruluşunun kendisine
başvurulmasından itibaren on beş gün içerisinde yazılı cevap vermemesi halinde de komisyona
başvurulabilir.
Tahkime başvurabilmek için uyuşmazlığın mahkemeye, Tüketici Hakem Heyetine ve kanundaki diğer
hallerdeki tahkime gelmemiş olması gerekir.
Komisyona başvurabilmek için uyuşmazlığın, sigorta şirketinin tahkim sistemine üye olduğu tarihten
önce olmaması gerekmektedir.
Uyuşmazlık için Komisyona yapılan başvurunun form doldurularak yapılması zorunludur.
Sigorta Tahkim Komisyonuna sigorta yaptıran kişi ya da yapılan sigortadan bir menfaati olan kişiler
başvuru yapabilir.
Sigorta şirketlerinden tahkim sistemine üye olmak isteyenler bunu yazılı olarak Komisyona
bildirmeleri gerekir. Sigorta tahkim sistemine üye olana şirketlerle uyuşmazlığa düşenler yapmış
oldukları sözleşmede tahkime gidebileceklerine dair özel bir madde olmasa dahi tahkimden
yararlanabilirler.

Sigorta Tahkim komisyonu; komisyonun merkezine, başvuru yapan kişinin ikametgahının olduğu yere veya rizikonun
gerçekleştiği yerdeki büroya başvuru yapılabilir. Başvuru bizzat sigortacıyla uyuşmazlığa düşen kişi
tarafından yapılabileceği gibi vekili tarafından da yapılması mümkündür.
Sigorta tahkim komisyonuna başvuru belli bir süreye tabi tutulmamıştır. Ancak Türk Borçlar
Kanunundaki genel zamanaşımı olan on yıl burada da geçerlidir. 15.01.2022 tarihi itibariyle
Komisyona yapılan başvurular sadece online üzerinden kabul edilmektedir.
Tahkim başvurusunda gereken belgeler: Başvuru formu, sigorta yaptıranın sigorta kuruluşundan
aldığı olumsuz cevap yazısı ve sigorta kuruluşunun kendisine başvurulmasından itibaren on beş gün
içerisinde yazılı cevap vermediğini ispatlayan belge başvuruda bulunması gereken temel belgelerdir
ayrıca Komisyon ek belgeler talep edebilir.
Başvuru miktarı başvuru ücretine göre artış göstermektedir. 5000 TL’ye kadar olan uyuşmazlıklarda
100 TL, 5001 TL – 10000 TL arasında 250 TL, 10001 TL – 20000 TL arasında 350 TL ve 20001 TL’den
fazla olan uyuşmazlıklarda ise başvuru ücreti uyuşmazlığın %1.5’udur.
Yapılan başvuru ilk olarak raportör tarafından incelenir. Raportörün yapacağı bu inceleme daha çok
başvurunun şekil şartına uygun olup olmadığıyla ilgilidir. Raportör on beş günde yapacağı
incelemeleri tamamlar ve uyuşmazlığın esasına göre karar veremediği için sigorta hakemine gönderir.
Hakemler, sigorta hakem listesinden Komisyon tarafından seçilir. Sigorta uyuşmazlığının 15000
TL’den fazla olması halinde heyet oluşturulması gerekmektedir. Hakemlerin göreve başladıkları
tarihten itibaren dört ay içerisinde karar vermeli gerekir. Dört ay içerisinde hakemlerin karar
vermemeleri üzerine ihtilaf mahkeme tarafından çözülür.
Komisyonun önüne gelen, 5000 TL’ye kadar olan uyuşmazlıklarda Komisyonun verdiği karar kesindir,
itiraz edilemez. Uyuşmazlığın 5000 TL – 40000 TL arasında olması durumunda bir kereliğine
Komisyonun verdiği karara karşı itiraz edilebilir fakat bunun on gün içerisinde yapılmış olması gerekir.
40000 TL’den fazla olan uyuşmazlıklarda ise itiraza karşı verilen kararı taraflarca temyiz edilebilir.
MALULİYET ORANI
MALULİYET ORANI NEDİR?
 Öncelikle maluliyet kelime anlamı olarak sakat olma durumunu ve vücutta sakatlığı ifade eder. Maluliyet tıbbi olarak engellilik kavramıyla aynı kullanılmaktadır.
Türk Borçla Kanununda maluliyet çalışmaya gücü olmamak şeklinde açıklanmıştır.
Maluliyet bir kaza veya hastalık sonucunda vücutta meydana gelen kısıtlanma hali, yetersizlik ya da vücut bütünlüğünde olan azalmadır. Vücudumuzdaki organların ve sistemlerin eksiksiz, yüzde yüz kapasite ile çalışması halinde kişi sosyal yaşamını sürdürmede bir zorluk yaşamaz.
Kişinin tam, eksiksiz, yüzde yüz olarak kabul gören vücut bütünlüğündeki eksiklik oranı malulüyet oranı olarak tanımlanmaktadır. Kişinin vücut fonksiyonlarında bu oranın yüzde yirmi ve üzerinde eksiklik olması halinde günlük hayatında sıkıntı çekmesi beklenmektedir.
Maluliyet kalıcı, geçici, tam ya da kısmi olabilir.
Tam maluliyet: Bu durumda kaza ya da hastalık gibi haller sonucunda kişinin vücut fonksiyonları kendi başına yerine getiremez, kişi günlük hayatını yaşayabilecek temel niteliklerini kaybeder.
Kısmi maluliyet: Bu durumda kaza ya da hastalık gibi haller sonucunda kişinin bir ya da birkaç organında işlev bozukluğunun olması. Kol, bacak gibi uvuzların kaybedilmesi gibi.
Kalıcı Maluliyet: Bu durumda kişinin yaşadığı kaza ya da hastalık gibi haller sonucunda vücudunda ömür boyu sürecek bir hasarın, zararın meydana gelmesi.
Geçici Maluliyet: Bu durumda kişinin yaşadığı kaza ya da hastalık gibi haller sonucunda vücudunda tedavi edilebilir bir hasarın, zararın meydana gelmesidir.
MALULİYET DOSYALARINDA HASTALIKLARA GÖRE GENEL OLARAK İSTENENEN BELGELER
1- Olayın gerçekleştiği tarihteki tıbbi belgeler,
2- Olaydan sonra yapılan tedavilerle ilgili belgeler,
3- Grafilerin asılları,
4- Sosyal Güvenlik Kurulu raporları( iş kazaları için),
5- Tüm adli soruşturma dosyası,
6- Son durumu gösteren tıbbi belgeler,
7- Kişinin mesleği ve yaşı.

MALULİYET RAPORU NEREDEN VE NASIL ALINIR?
Devlet üniversitesi hastaneleri, Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ile Askeri Hastanelerde maluliyet teşkil edecek olan sağlık raporu tesis edilebilir. Bu türdeki hastanelerin bulunmaması halinde ise Devlet Hastanelerinden bu tür sağlık raporu alınabilir. Başta yazılan hastanelerden rapor alabilmek için Sosyal Güvenlik il ya da merkez müdürlüğü tarafından sizlere verilen bir sevk yazısında bildirilir.
Bu sevk sonucunda düzenlenen sağlık kurulu raporları diğer belgelerle birlikte sizin bağlı bulunduğunuz Sosyal Güvenlik İl ya da merkez müdürlüğünce dosya üzerinden görüşülmek üzere ilgili olan Kurum Sağlık Kuruluna gönderilir. Burada görüşülen maluliyet dosyası kabul ya da ret edilebilir. Ya da bu ikisi dışında ara karar da verilebilir.
Sizin başvurduğunuz sosyal güvenlik il ya da merkez müdürlüğünden sonuç alınabilir.
Sevk sonucunda düzenlenen ilk sağlık kurulu raporu karının yetersiz ya da eksik olduğu hallerde ilgili sağlık kurulunca ara karar verilir. Bu süre içerisinde dosyadaki eksik bilgi ve belgelerin tamamlanması istenir.
Eğer çalışma gücünün yüzde altmış oranında kaybettiği gerekçesiyle talep reddedilirse sağlık kurulu raporu bir kere de Yüksek Sağlık Kurulunda incelenmesi için ilgili bağlı bulunulan Sosyal Güvenlik İl ya da Merkez Müdürlüğünce bir dilekçe ile talep istenebilir. Bu sonuca da itiraz halinde is Tıp Fakültesi Konseylerinden ya da Adli Tıp Kurumundan görüş istenir.
Kimlerin malul sayılacağı Sosyal Sigortalar Kanunu Madde 53’te düzenlenmiştir. Buna göre:
Kurum hastanelerince düzenlenecek sağlık raporları ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucunda çalışma gücünün en 2\3’ünü kaybeden,
Sosyal Sigortalar Kanununun 34. Maddesi gereğince yapılan tedavi sonucu yapılan inceleme sonucunda hazırlanacak olan sağlık raporlarında çalışma gücünün en az 2\3’ünü kaybettiği yazıyorsa,
İş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az yüzde altmışını kaybettiği, ilgili Sağlık Kurumlarınca tespit edilirse tespit edilen sigortalı kişi malul sayılır.
Malul olma oranının bazı unsurlar dikkate alınarak hazırlanmış cetvellerden faydalanılmak suretiyle belirlenmesine maluliyet oranı denir.

HÜSEYİN DOĞAN
Open chat
Whatsappdan mesaj at
Merhaba
Geçmiş Olsun.Size yardımcı olabiliriz.
Hemen Ara