Arama:
Trafik Kazalarında Alkolün Kusura Etkisi

Yine çok merak edilen bir makale başlığı olan trafik kazalarında alkolün kusura olan etkisi konusuna değineceğiz. Bilindiği üzere alkol kullanımı sonrasında kişide irade bozukluğu oluşmakta ve sağlıklı düşünme yetisi yüksek oranda azalmaktadır. Böyle olunca da sağlıklı kararlar verememektedir. Sonrasında ise vermiş olduğu kararlar hakkında pişmanlık dahi duyabilmektedir.

Kişi, eğer alkolü kendi iradesi ile almamış ise örneğin bir düğün eğlencesinde eğlenirken arkadaşları veyahut kötü niyetli kişiler tarafından meyve suyu, kola vb. içeceklerine alkol karıştırılıp kişinin sarhoş olması sağlanabilir. Yani irade dışı alınmış olan alkol sonucunda kişinin cezai bir sorumluluğu da bulunmamaktadır. Bunun böyle olması da gayet olağandır. Çünkü kişi kendi kusuru olmadığından geçici olarak kusur yeteneği zayıflamıştır.

Alkolün en büyük risklerinden birisi de alkollü şekilde araç kullanmaktır. Çünkü, irade kısıtlanınca buna bağlı olarak da refleksler azalmaktadır. İlgili kanunda alkollü araç kullanma ile ilgili hükümler konulmuş ve kişilerden bu kurallara uymaları, uymamaları durumunda ise tespiti halinde adli ve idari yaptırımların uygulanacağı belirtilmektedir. Kişi, iradi olarak alkol kullanmışsa ve almış olduğu alkol miktarı belirli bir promilin üzerinde ise kusur sorumluluğu tamdır ve tam olarak sorumlu olacaktır.

İnsan nüfusunun artmasının doğal sonucu olarak ulaşım insanlar için zaruriyet halinde olmuştur. Zamanla gelişen bu olaylar çevresinde de kişilerin özgürlükleri belirli bir sınıra yani belirli bir kurallara dahil edilmiştir. Bunun en temel nedeni ise bir hak kullanılırken diğerinin bundan zarar görmesini asgari düzeye indirmektir. Bu yüzden araç kullanımının artması sonucunda yaşanan olaylar da göz önüne alınarak kanun koyucu tarafından trafiğe çıkacak olan araçlara ve bu araçları kullanacak sürücülere birtakım kısıtlamalar getirilmiştir. Konu başlığında da bahsetmiş olduğumuz alkol de bu kısıtlamaların içerisindedir. Çünkü, gerek bilimsel gerekse de psikolojik araştırmalar kişilerin alkollü bir şekilde araç kullanmasının doğru olmadığını ortaya koymuştur.

Alkollü olarak yapılan trafik kazasında, kişinin alkol miktarı ile kaza arasında bir nedensellik bağı da aranmaktadır. Buna göre bir sorumluluk oranı belirlenecektir. Belki de kişi alkollü olsa dahi gerçekleşen kaza da bir kusuru bulunmamaktadır. Bu halde sürücüye bir kusur atfedilmediği için cezai bir sorumluluğu da olmamaktadır.

Belirli bir promilin üstünde araç kullanımı ve aracı sağlıklı şekilde kontrol edemeyecek kadar alkol etkisi altında olunması durumunda dahi somut olayın özelliklerine göre kişinin gerçekleşen trafik kazasında hiçbir kusuru yoksa bu durumda teminat altına alınan sigorta şirketi tarafından zararının karşılanması gerekmektedir. Promil miktarı hususi araç sürücüleri için ayrı ticari araç sürücüleri için ayrı düzenlenmiştir. Gerçekleşen kaza sonucunda kişinin alkole bağlı kusuru detaylıca araştırılmalıdır. Çünkü bu durum nedensellik bağı ile birebir ilişkilidir. Kusurun olması durumda da sürücüye savcılık tarafından kamu davası açılabilecektir. Türk Ceza Kanunu ilgili maddesi trafik güvenliğini kasten tehlikeye sokma suçunu düzenlemiş ve buna bir hüküm bağlamış ve üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır denilmektedir. Kaza sonucunda trafik emniyet ekipleri tarafından kişinin ehliyetine 6 ay süreyle el konulmakta ve her yıl güncellenen tutarda idari para cezası kesilmektedir. Kişi iradi olarak alkolün etkisiyle bir kazaya sebebiyet vermesi durumunda, gerçekleşen kazada kastı olmasa dahi alkolü iradi olarak aldığı için olayda kusurlu sayılmaktadır. Ancak, bu cezanın oluşabilmesi için olayın somut olması gerekmektedir. Çünkü, bu suç kasten işlenilebilecek bir suç olup gerçekleşmesi ya da gerçekleşmesi muhtemel olmalıdır.

Kişinin yalnızca bir kazaya sebebiyet vermiş olması gerekmemekle birlikte Karayolları Trafik Kanunu’n ilgili maddesi gereğinde belirli bir promilin üzerinde alkol alınarak araç kullanmak TCK gereğince hapis cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir. Bu durumda rutin kontrol zamanlarında ya da şüpheli hareketler sonucunda dikkat çekmeniz durumunda durdurularak alkolmetre ile kontrol yapılır. Eğer alkollü çıkarsanız ki asgari promildeyseniz idari para cezası ve ehliyetinize bir süre el koymaktır, ancak asgari miktarın üstündeyseniz bu durumda ise, hakkınızda kamu davası açılıp cezai sorumluluğunuza gidilebilecektir. Ayrıca şu hususa da değinmek gerekirse, alkollü araç kullanımı tespit edildiğinde kişinin aracı da trafik ekipleri tarafından trafikten men edilmektedir.

Kişi alkollü şekilde araç kullanmaya devam etmesi durumunda, iki yıl süreyle ehliyetine el konulmaktadır.

Promil kavramından da bahsetmek gerekirse, promil bireyin kanında kaç mg alkol olduğunu gösteren bir ölçü birimidir. Bilimsel araştırmalar sonucunda kişinin almış olduğu alkole bağlı olarak her saat belirli bir oranda kandaki alkol miktarı azalmaktadır.

Alkolün trafik kazalarındaki etkisi Yargıtay kararlarında da gündeme gelmiştir. Şöyle ki, hak arama hürriyeti kapsamında kişiler ilk derece mahkemesinde umduğu şekilde karar alamayınca davayı olağan kanun yolu olan İstinaf’a götürür ve burada da bir sonuç alınamaz ise son olarak üst derece mahkemesi olan temyiz mercii Yargıtay tarafından kapsamlı bir inceleme sonucunda davaya son nokta konulmaktadır. Bu suretle Yargıtay’ın trafik kazasında alkolün etkisi ile ilgili vermiş olduğu kararı inceleyelim.


Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 07.03.2019 tarihli ve 2016/6764 E., 2019/2595 K. sayılı kararı
nda da belirtildiği üzere; Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, trafik kazasının münhasıran alkolün etkisi ile meydana geldiği ve 6111 sayılı yasanın yürürlüğünden sonra davanın açılmasından dolayı davaya dahil edilmek suretiyle SGK’nın taraf sıfatı kazanmayacağına göre davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 15,20 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 07/03/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Karayolları Trafik Kanunu’na Göre Sigortaya Başvurma

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu madde 3 tanımlar kısmından da anlaşıldığı üzere karayolları üzerinde seyreden bir ya da daha fazla aracın dahil olduğu ölüm, yaralanma yahut zararla sonuçlanan olay trafik kazası olarak kabul edilir. Kanunda yapılan değişiklik sonucunda böyle bir olayın yaşanması halinde zarara uğrayanın öncelikle yapması gereken iş doğrudan dava yoluna başvurmak yerine sigorta kuruluşuna başvurmaktır.

 Trafik kazası sonucunda ilk olarak izlenmesi gereken prosedür KTK m.97’de düzenlenmiştir. Buna göre zarar gören sigorta kuruluşuna yazılı başvuru yapmalı ardından kuruluşun 15 gün içinde vereceği cevap üzerine dava yoluna gitmelidir. Bir başka deyişle, sigortadan 15 gün içinde yazılı cevap gelmez ya da gelen cevaba göre talep ile oluşan zararın örtüşmemesine ilişkin bir uyuşmazlık olursa zarar gören ancak bu durumda dava yoluna başvurabilecektir.

 Sigortaya başvuruda gereken belgeler trafik kazasının nasıl sonuçlanacağına göre farklılık gösterecektir. Tazminat taleplerinde bulunabilmek bu belgelerin sunulmuş olmasına bağlıdır.

  1. Trafik Kazası Ölümle Sonuçlanmışsa

Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları (KZMSSGŞ) EK6 uyarınca başvuruda ibraz edilmesi gereken belgeler:

  • Kaza raporu
  • Veraset İlamı
  • Güncel vukuatlı nüfus kayıt örneği
  • Mağdura ait son 3 aylık döneme ilişkin ücret belgesi
  • Hak sahibine ait banka hesap bilgileri
  • Ölüm raporu, Cumhuriyet Savcılığı İddianamesi/Takipsizlik Kararı, Ölenin meslek-kazancını gösteren belgeler, cenaze giderleri talep edilecekse buna ilişkin belgeler[1]
  • Trafik Kazası Yaralanma ile (Bedensel Zarar) Sonuçlanmışsa

KZMSSGŞ EK6 uyarınca şu belgeler verilmelidir:

  • Kaza raporu
  • Mağdura ait son 3 aylık döneme ait ücret belgesi
  • Hak sahibinin banka hesap bilgileri
  • Hak sahibinin kimlik bilgileri
  • Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik’e göre düzenlenen sağlık kurulu raporu
  • İddianame/takipsizlik kararı, meslek-kazancı gösteren belge[2]
  • Trafik Kazası Sonucu Araçta Hasar Meydana Gelmişse (Ekonomik Zarar)

Verilmesi gereken belgeler şunlardır:

  • Kaza raporu
  • Hak sahibi Tüzel Kişi ise imza sirküleri
  • Hak sahibi gerçek kişi ise kimlik bilgileri
  • Hak sahibinin banka hesap bilgileri
  • Araç ruhsatının fotokopisi, kaza esnasında aracı sürenin ehliyetinin fotokopisi, varsa hasarlı araca ilişkin fotoğraflar, hasar tespiti yapılmış ise bilir kişi raporu[3]

Sonuç olarak, Karayolları Trafik Kanunu’na göre trafik kazası sonucunda zarara uğramış kişi yahut ölümle sonuçlanan hallerde hak sahibi sözü geçen kanunun 91. maddesinde öngörülen zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki taleplerini öncelikle dava yolu yerine sigorta kuruluşuna başvuru şeklinde ileri sürmeleri gerekmektedir. Bu bakımdan sigorta kuruluşuna başvurmak “dava şartı” niteliğini haizdir.


[1] Nisa Nur Odabaşı Anşin, Karayolları Trafik Kanunu Kapsamında Sigortacının Hukuki Sorumluluğu, Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, 2019., s.94.

[2] A.g.e., s.95

[3] A.g.e., s.95.

Sigorta Hukukunda Tahkim

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’na göre sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar tahkimde çözülmelidir. Bu kanun öncesinde söz konusu uyuşmazlıkları mahkemelerde çözmeye çalışan sigortalıların aksine tahkim yolu ile daha hızlı, basit ve ucuz bir yolla uyuşmazlıkların çözülmesini sağlar. Bu şekilde sigortalıların hak kayıpları da önlenmiş olur.

Tahkim yoluna başvurulabilmesi için ilgili sigorta şirketinin sigorta tahkim sistemine üye olması gerekir. Sigorta şirketlerinin yanı sıra Güvence Hesabı, hayat sigortası yapabilmeleri gerekçesiyle emeklilik şirketleri, TARSİM, Doğal Afet Sigortaları Kurumu da sigorta tahkim sistemine üye olabilmektedir.

Sigortacılık Kanunu’na göre sigorta tahkim sistemine üye olmak zorunlu değildir. Sigorta tahkim sistemine üye olmayan kuruluşla sigortalı olan kişi, kendi arasında uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülmesini kararlaştırdıkları bir anlaşma yapabilir. Bu kararın açık ve yazılı bir şekilde beyan edilmiş olması gerekir. Sigorta tahkim sistemine üyelik bulunmadığından buradan tahkim yolu gidilemese de aralarında anlaşma gereğince kurulan ve söz konusu olaya özel, geçici (ad hoc) tahkim için HMK hükümleri uygulanır. İkinci bir durum olarak sigorta şirketinin sigorta tahkim sistemine üye olduğu fakat aralarında tahkime başvurmakla ilgili herhangi bir anlaşma bulunmadığı haller, tahkime başvurmayı engellemez. Bir uyuşmazlık halinde sigorta şirketi tahkime başvurabilir.

Sigortacılık Kanunu m.30’a göre, yapılması zorunlu olan sigortalarda tahkim sistemine üyelik şartı aranmamaktadır.

Sigorta şirketi, sözleşmesinin ne zaman kurulduğuna bakılmaksızın, rizikonun gerçekleştiği tarihte tahkim sistemine üyeyse; olayla ilgili uyuşmazlık için tahkim sistemine başvurabilir. Önemli olan riziko meydana geldiğinde üye olmasıdır.

BAŞVURU

1.Sigortalının, Sigorta Tahkim Komisyonu’na doğrudan başvuru yapabilmesi mümkündür. Avukata vekalet de verebilir.

2.Hakkında başvuru yapılacak olan sigorta şirketi riziko meydana geldiğinde tahkim sistemine üyeyse, sigortalı, başvuru yapabilir.

3.Komisyon, başvurucudan uyuşmazlığın konusunu oluşturan miktara göre belirlenen bir başvuru ücreti alır.

4.Başvuru, başvuru yapanın ikametgahının bulunduğu, rizikonun gerçekleştiği yerlerdeki büroya veya Komisyon merkezine yapılır.

Başvurunun yapıldığı tarih davanın açıldığı tarihtir. Başvuru en başta raportörlere gönderilir.

ÖN İNCELEME

Bu aşamada alanında uzman rapotörler başvurunun uyulması gereken şekil şartlarına uygunluğunu inceler. Sigortacılık yapan kuruluşa gerekli başvuruların yapılıp yapılmadığını, talebe verilen cevapları, reddedilmiş ise bu durumun belgelendirmesini, uyuşmazlığın HMK hükümlerince tahkime, mahkemelere ya da Tüketici Sorunları Hakem Heyetine intikal edip etmediğini (ettiyse Komisyona başvuru yapılamıyor) ve daha birçok detayı inceler.

Raportörler için esas olan kişilerin beyanlarıdır. Resen araştırma yapamaz.

Eğer ön inceleme aşamasında Komisyonun değerlendirmeyeceği anlaşılırsa başvurucuya bildirilir ve başvuru için ödenen paranın %90’ı iade edilir. Uyuşmazlığın bilgi ve belge eksikliğinden ortaya çıktığı anlaşılırsa başvuru için ödenen paranın %50’si ödenir ve dosya kapanır.

Komisyonun değerlendirebileceğine karar verilirse başvuruyu sigorta hakemine iletir.

HAKEM ATAMASI

Hakemi komisyon belirler. Atanan hakem veya hakemler, uyuşmazlığın taraflarına derhal bildirilmektedir.

HAKEM KARARI

Hakemler en geç dört ay içinde karar vermelidir. Vermezlerse uyuşmazlık yetkili mahkemece çözülmektedir. Bu süre tarafların yazılı anlaşmalarıyla uzatılabilir. Süre uzatma talebi tahkim süresi içindeyken yapılmalıdır. Yani 4 aylık süre bittikten sonra süre uzatma talebinde bulunulamaz. Hakem, kararını komisyon müdürüne ilettikten en geç 3 iş günü içinde taraflara bildirilir.

İTİRAZ YOLU

Sigortacılık Kanunu m.30’a göre 15000 TL’yi aşmayan uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları kesindir. 15000 TL’nin üzerindeki uyuşmazlıklar için ise 10 gün içinde itiraz hakkı vardır. Süresinde itiraz yapılmadıysa hakem kararı kesinleşmektedir. İtiraz hakkı yalnızca 1 kez kullanılabilir.

İtiraz sonrası verilen karar da kesindir. (238730 TL üzerindeki uyuşmazlıklar hariç)

TEMYİZ YOLU İtiraz sonrası verilen kararlar kesindir fakat 238730 TL’nin üzerindeki uyuşmazlıklara ilişkin kararlara karşı temyiz yolu da açıktır.

Alkollü Araç Kullanma Suçu

 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na (KTK) ve bu kanuna dayanılarak çıkartılmış olan Karayolları Trafik Yönetmeliği’ne (KTY) göre, karayollarında araç kullanırken uyuşturucu/uyarıcı madde tesiri altında olmak veya alkollü iken araç kullanmak yasaktır. KTK’nın 36. maddesi, “sürücünün alkollü veya uyuşturucu, uyarıcı veya uyuşturucu etkisindeki madde kullanması veya alkollü veya uyuşturucu, uyarıcı veya uyuşturucu etkisindeki madde kullanılması sonucu araç sürülmesi” durumunu “trafik güvenliğini tehlikeye düşürmek” olarak tanımlamaktadır. Bu nedenle, sürücülerin alkollü veya uyuşturucu, uyarıcı veya uyuşturucu etkisindeki madde kullanımından kaçınmaları gerekmektedir.

Karayolları Trafik Kanunu’na göre özel araç kullanan kişilerin kanında 50 promil ve üzeri alkol tespit edilmesi halinde idari para cezası uygulanır ve sürücü belgesine el konulur. Ancak, bu sınır yalnızca özel araçlar için geçerlidir ve ticari araç kullananlar için sınır 20 promil olarak belirlenmiştir. Ayrıca, alkol testi sonucuna göre verilecek idari para cezası miktarı her yıl yeniden belirlenmektedir. Ticari araçlar gibi özel araç dışında kalan motorlu araçların sürücüleri için alkol sınırı 20 promildir. Bu sınırı aşan sürücüler idari para cezası ile cezalandırılır ve sürücü belgelerine el konulur. Ayrıca, sınırın üzerinde alkol tespit edilen sürücülerin araçları trafikten men edilebilir.

Bu nedenle, karayollarında araç kullanırken uyuşturucu/uyarıcı madde tesiri altında olmak veya alkollü iken araç kullanmak yasaklanmıştır ve bu yasağa uymayanlar hakkında yasal işlem yapılabilir.

  • Teknik cihazla yapılan ölçüm sonucuna itiraz edilerek tespitin sağlık kuruluşlarında yaptırılması halinde, her iki tespit arasındaki süre, teknik cihazla ölçüm yapılmasına izin verilmemesi halinde ise kaza saati ile sağlık kuruluşunda yapılan tespit saati arasındaki süre göz önünde bulundurularak sağlık kuruluşunda yapılan tespit sonucuna ilk ölçümü yapan trafik kuruluşu tarafından her bir saat için 0,15 promil eklenmek suretiyle alkol oranı belirlenir ve çıkan sonuca göre işlem tesis edilir.”(KTY m. 97/V-b-3)

Bu düzenleme, teknik cihazla yapılan alkol ölçümlerine itiraz edilmesi halinde, sürücünün kanında alkol miktarının düşmesi nedeniyle oluşabilecek haksızlıkları önlemek amacıyla yapılmıştır. Bu şekilde, sağlık kuruluşunda yapılan tespit sonucuna ilk ölçümü yapan trafik kuruluşu tarafından her bir saat için 0,15 promil eklenerek alkol oranı belirlenir ve çıkan sonuca göre işlem yapılır. Bu düzenleme, sürücülerin kanlarında alkol oranının gerçek değerine daha yakın bir şekilde tespit edilmesini sağlar ve haksız durumların ortaya çıkmasını önler.

Alkollü araç kullanmak için belirlenen ceza miktarları sık sık değişebilmektedir ve bu cezalar her yıl yeniden belirlenmektedir. Ayrıca, ceza miktarları özel araçlar ve ticari araçlar için farklılık göstermektedir. Bu nedenle, doğru ceza miktarlarına ve ehliyetine el koyma sürelerine ulaşmak için güncel Karayolları Trafik Kanunu ve ilgili yönetmelikleri kontrol etmek önemlidir. Ancak şuan güncel ceza şu şekildedir; alkollü araç kullanma cezası 2023 yılı için 4 bin 64 TL’dir. Bu ceza ilk defa alkol promil limitini aşan sürücüler için uygulanır. Uygulanacak para cezasının yanı sıra sürücünün ehliyetine de 6 ay süreyle el konur.

Sonrasında;  ikinci defa promil sınırını aşan sürücüler için uygulanacak para cezası 5 bin 96 TL olarak belirlenmiştir. İkinci defa alkollü olduğu tespit edilen sürücülerin ehliyetlerine ise 2 yıl boyunca el konulur. Son olarak ise, promil sınırını üçüncü defa aştığı tespit edilen sürücülere 8 bin 190 TL para cezası uygulanarak ehliyetlerine bu defa 5 yıl süreyle el konur. Ayrıca sınırın üzerinde alkol almış olan sürücülerin yanı sıra, alkollü araç kullanımı nedeniyle trafik kazası yapan ve diğer sürücülerin can veya mal güvenliğini tehlikeye atan kişiler, ayrıca cezai yaptırımlar ve hapis cezaları ile karşı karşıya kalabilirler. Ayrıca, bu tür durumlarda araç sürücülerinin alkollü araç kullanma ehliyetleri de uzun süreli veya kalıcı olarak elinden alınabilir.

Verilen bu cezalar, idari para cezası niteliğindedir. İdari para cezaları, adli para cezaları gibi ödenmezse hapis cezasına dönüştürülmez. Bunun yerine, icra yoluyla tahsil edilir. İdari para cezası kararının kişiye tebliğ edilmesi üzerine 15 gün içerisinde ödenmesi halinde, cezanın belirli bir kısmı indirime tabi olabilir. Ancak 30 gün içinde ödenmezse, faiz işlemeye başlar ve icra süreci başlatılır. İdari para cezası, kişiden icra yolu ile tahsil edilir. E-devlet, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Gelir İdaresi Başkanlığı gibi internet siteleri üzerinden adınıza yazılmış bir trafik cezası veya alkollü araç kullanma cezası olup olmadığını öğrenebilirsiniz. Bu sitelerde gerekli bilgileri girerek, adınıza kesilmiş olan trafik cezası ya da alkollü araç kullanma cezası olup olmadığını sorgulayabilirsiniz.

Alkollü Araç Kullanma Cezasına Nasıl İtiraz Edilir?

Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı sulh ceza mahkemesine başvuru yapılabilmesi için, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuru yapılması gerekmektedir. Bu süre, trafik cezası için de aynı şekilde işlemektedir. Yani, trafik polisi tarafından araç durdurularak ceza tutanağı düzenlenmiş ise, 15 günlük süre tutanağın size verildiği tarihten itibaren başlar. Ancak ceza plakanıza yazılmış ise, cezanın size tebliğ edildiği tarihten itibaren süre işlemeye başlar. Haksız yere aldığını düşünülen bir alkollü araç kullanma cezasına karşı idari mahkemeye başvurulabilir. Ancak, itiraz işlemi için trafik cezasının ödenmesi gerekmektedir. İtiraz süresi de cezanın tebliğ edildiği tarihten itibaren 15 gündür. Başvuruda bulunulacak olan sulh ceza hakimliği, itirazı değerlendirerek cezayı iptal etme veya onaylama kararı verecektir. Bu nedenle, haksız yere aldığını düşünülen bir ceza için itiraz işlemi yapılması önerilir.

Alkollü araç kullanma cezası yanında bir idari yaptırım kararı da verilmiş ise, bu durumda itiraz süresi 60 güne çıkmaktadır. İdari yaptırım kararının verildiği yerdeki İdare Mahkemesine başvuru yapılması gerekmektedir. Bu başvuru, idari yaptırım kararının tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren 60 gün içinde yapılmalıdır. Alkollü araç kullanma cezası ile ilgili itiraz işlemi ise, Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesine göre 15 gün içinde Sulh Ceza Mahkemesine yapılabilir. İdari yaptırım kararı ve alkollü araç kullanma cezası ile ilgili itiraz işlemleri birbirinden farklıdır ve farklı mahkemelere yapılması gerekmektedir.

Belirtmek gerekir ki; ülkemizde alkollü araç kullanma suçunu işleyen sürücülerin ehliyetlerine el konulması uygulaması mevcuttur. İlk kez promil sınırı üzerinde tespit edilen sürücülerin ehliyetlerine 6 ay süreyle el konulurken, ikinci kez aynı suçu işleyen sürücülerin ehliyetlerine 2 yıl süreyle el konulur. Üçüncü kez promil sınırı üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücülerin ehliyetlerine ise 5 yıl süreyle el konulur. Bu sürelerin sonunda sürücüler, ilgili şartları yerine getirerek ehliyetlerini geri alabilirler. Ancak bu suçu işleyen sürücülerin yanı sıra, trafik güvenliğini tehlikeye sokan diğer suçları işleyen sürücülerin de ehliyetlerine el konulabilir. Dolayısıyla; ehliyetine el konulan sürücüler de itiraz hakkına sahiptirler. Ancak itiraz süreci ceza tebliğinden sonraki 15 gün içinde sulh ceza hakimliğine yapılmalıdır. İtiraz sonucunda cezanın iptal edilmesi durumunda, ehliyet geri verilir. İtiraz nedeni olarak, cihazların hukuka uygun şekilde kullanılmadığı, alkol testi sonucunu etkileyebilecek tıbbi durumların bulunduğu, alkolmetrenin kalibrasyonunun yapılmadığı gibi nedenler öne sürülebilir. Bunun yanı sıra, ehliyetine el konulan sürücüler, ceza süresinin bitiminden önce belirli bir süre sonra (örneğin, 1 yıl) yeniden ehliyet almak için gerekli sınavları ve işlemleri yapabilirler.

Bazı Yargıtay –Danıştay Kararları:

12. Ceza Dairesi         2018/6004 E.  ,  2018/11808 K.

‘İdarî para cezalarını diğer cezalardan ayıran en belirgin nitelik, onların idarî makamlar tarafından kamu gücü kullanılarak verilmesidir” hükümlerine yer verildiği, sanık hakkında verilen idari para cezası ile adli cezanın amacı ve neticesi farklı olması nedeniyle, aynı fiilin ayrı hukuk disiplinleri kapsamında farklı şekillerde mütalaa edilmesi gerekmekte olup, bir fiilin söz konusu hukuk disiplinlerinin öngördüğü farklı yaptırımlarla cezalandırılmasının ise hukuk devleti ve “aynı fiilden dolayı iki kez yargılama olmaz” ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceğinden, mahkemece 264 promil alkollü olarak araç kullanarak maddi hasarlı kazaya neden olan ve bu şekilde trafik güvenliğini tehlikeye düşüren sanık hakkında TCK’nın 179/3. maddesi delaletiyle 179/2. maddesinden mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken belirtilen gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca, hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 06/12/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.’

7. Ceza Dairesi         2021/11400 E.  ,  2021/15835 K.

19. Ceza Dairesi         2020/1999 E.  ,  2020/14526 K.

7. Ceza Dairesi         2021/20731 E.  ,  2021/13693 K.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2015/3633 E.  ,  2017/14 K.

Trafik Kazası Sonrası Tedavi Giderleri

Türk Borçlar Kanunu m.53 ve 54’e göre haksız fiillerden doğan iki tip zarar vardır: Ölümden doğan zararlar ve bedensel zararlar. Kaza sonucu yaralanma durumunda, yaralanan kişi, “tedavi giderleri” olarak adlandırılan tıbbi giderlerinin ve “iyileşme giderleri” olarak adlandırılan günlük yaşamına dönmek için yaptıkları harcamaların geri ödenmesini talep etme hakkına sahiptir. Ölüm olaydan hemen sonra gerçekleşmemişse gerçekleşene kadar ortaya çıkan tedavi giderleri ve bedensel zararlar için ortaya çıkan tedavi giderleri konumuzun kapsamındadır.

Karayolları Trafik Kanunu’nda da konuyla ilgili düzenlemeler bulunmaktadır. Madde 98’e göre ‘‘Trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır.’’

Bahsi geçen madde ve devamına bakılacak olursa kaza geçiren kişinin sosyal güvencesi olsa da olmasa da sosyal güvencesi varmış gibi resmi veya özel tüm sağlık kuruluşlarından aldığı sağlık hizmetleri Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenecektir.

Sağlık hizmetlerine (tedavi giderleri) örnek verecek olursak; ilkyardım, tahliller, ameliyat, yoğun bakım, ilaç, protez, pansuman, diyaliz, fizik tedavi, doktor raporuyla alınan ve SGK kapsamındaki diğer tıbbi materyallerin giderleri bu kapsamdadır. Bunlar çoğaltılabilir.

İyileşme giderlerine örnek verecek olursak; bakıcı, evde özel bakım giderleri, tedavi için oluşan yol, barınma, beslenme giderleri, henüz olunmamış zorunlu ameliyatın giderleri, protez yenileme giderleri, tekerlekli sandalye, havalı yatak vb. giderleri bu kapsamdadır. Bunlar çoğaltılabilir.

Trafik kazası sonucu basit bir yaralanma ortaya çıkmış fakat bu basit yaralanma başka bir hastalığın ortaya çıkmasına ya da artmasına neden olduysa, bu durumda da ortaya çıkan tedavi masraflarının tazmin edilmesi beklenilmektedir. Önemli olan hastalık ile kazanın arasında bağ kurulabilmesidir.

Bu giderlerin tazminini kimin ya da hangi kurumun yapacağı konusunun detaylarına bakıldığında harcamaların belgelendirilmesi noktasında bir ayrıma gidilmektedir. Buna göre, belgelendirilmiş olan tüm harcamalar Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmaktadır.

Ancak hayatın olağan akışına göre bir trafik kazası sonrasında, yaşanan olaydan kaynaklı olarak içinde bulunan psikolojik durum veya tedavi süreci sebebiyle, ne kazadan dolayı zarar gören ne de onun yakınlarının her harcamayı belgelendirmesi mümkün olmayabilir. Belgelendirilmemiş olan harcamalar ise araç işleteni, araç sürücüsü ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısı (trafik sigortası) olan sigorta şirketi tarafından karşılamaktadır. Hakim, uzman kişileri harcamaların tespit edilip hesaplanması için görevlendirebilir.

Özetle, SGK’nın karşılamakla yükümlü olduğu harcamalar belgelendirilmelidir. SGK’nın sorumluluğu dışında kalan diğer harcamalar araç işleteni, sürücüsü veya zorunlu mali sorumluluk sigortasının yapıldığı sigorta şirketine aittir.

  • ‘‘Bununla birlikte tedavi giderlerinden 2918 sayılı Yasanın 98. maddesi kapsamında kalanlar Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğuna dahil ise de Yasa kapsamı dışında kalan tedavi gideri, bakıcı veya tedaviye bağlı sair giderlerden ise davalı …Ş.’nin sorumluluğu devam etmektedir.’’ (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi,11.09.2014, 2014/8243 E, 2014/11575 K.)

Ek olarak özel hastanelerde görülen tedavilerin giderlerinin sınırlandırılması resmi tarifelere göre yapılamaz.

Belgelendirilmiş bile olsa, harcamaların kazayla ilgili olan bir zarardan dolayı yapılıp yapılmadığıyla ilgili bir şüphe olduğu durumlarda da hakim bilirkişiye başvurabilir.

  • ‘‘… yapılan değişiklik ile trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmi ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacak, hastanelerce sunulan sağlık hizmet bedelleri yönünden sigorta şirketlerinin ve Güvence Hesabının yükümlülükleri sona erecektir. Kazazedelerin, bunun dışında kalan bakıcı veya tedaviye bağlı sair harcamaları, sigorta şirketlerinin ve Güvence Hesabının tedavi teminatları kapsamında, yine sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı tarafından karşılanmaya devam edecektir.’’ (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 14.02.2018,2015/7503 E, 2015/7503 K.)
Kasko Sigortası

Kasko sigortası (Motorlu Kara Taşıtları Kasko Sigortası), araç sahiplerinin ödeyeceği prim karşılığında araçlarına gelebilecek çeşitli rizikolar için koruma sağlayan bir tür sigortadır. Bu rizikolar kaza, hırsızlık, yangın, sel, üçüncü kişilerin kötü niyet veya muziplikle yaptıkları hareketler ile fiil ehliyetine sahip olmayan kişilerin yaptıkları kazalar gibi durumlarla ortaya çıkmış olabilir.

Kaskonun kapsamına aldığı rizikolar poliçeye göre belirlenecektir. Poliçede genel ve özel şartlar (kloz) düzenlenir. Üstte sayılan kaza, hırsızlık vb. rizikolar dışında cam kırılması, anahtar kaybolması gibi durumlarda oluşan hasarları karşılayıp karşılamadığını anlamak için sigorta poliçesinde bulunan özel şartlara bakılır. Kasko sözleşmesinde; hasarsızlık indirimi klozu, eskisi yerine yenisi klozu, muafiyet klozu, kullanım-gelir kaybı klozu, yurt dışı teminat klozu, araçta bulunan özel eşyalar klozu, LPG kullanan araç klozu gibi çeşitli klozlar sıklıkla kullanılmaktadır.

KASKO SÖZLEŞMESİNİN UNSURLARI

Teminata Konu Olabilecek Bir Araç

 Sigorta Menfaati

 Teminat Kapsamına Alınan Riziko

 Sigorta Primi

 Sigorta Bedeli

1.Teminata Konu Olabilecek Araç:

Hem motorlu hem de motorsuz kara araçları, römork veya karavanlar, iş makineleri, lastik tekerlekli traktörler, diğer zirai tarım makineleri kasko sigortası ile teminata konu olabilecektir. Bu araçların teminat altına alınabilmeleri için aynı zamanda karayolunda kullanma izinlerinin de bulunması gerekir.

2.Sigorta Menfaati:

Kasko sözleşmesine konu olabilmesi için menfaatin, parayla ölçülebilen bir değerinin olması ve hukuken korunabilir olması gerekmektedir.

Menfaat sahibi değişirse, aksi kararlaştırılmadıkça, sigorta sözleşmesi sona ermektedir.

3.Teminat Kapsamına Alınan Riziko:

Riziko, zarara uğrama tehlikesi/risk demektir.

Hukuka aykırı, kamu düzenine ve kişilik haklarına zarar veren veya ahlaka aykırı fiillerden doğan zararlar sigorta ile teminat altına alınmamaktadır. Ayrıca, Türk Ticaret Kanunundaki ifadeye göre sigortalayan, rizikonun gerçekleşmesine kasten sebep olduğu takdirde, sigortacı tazminat borcundan kurtulur ve aldığı primleri geri vermez.

4.Sigorta Primi:

Prim miktarının belirlenmesinde sigorta kapsamına alınan rizikolar, gerçekleşme olasılığı, menfaatin değeri, sigorta bedeli, sigorta ettirenin özellikleri gibi hususlar göz önünde bulundurulur.

5.Sigorta Bedeli:

Sigorta bedeli, sigortacının poliçede belirtildiği şekliyle ödemeyi kabul ettiği tazminat miktarıdır.

KASKO VE TRAFİK SİGORTASI FARKI

Kasko sigortası trafik sigortasından (zorunlu mali sorumluluk sigortası) farklıdır. Diğerinin aksine kasko yaptırmak zorunlu değildir. Bunun yanında kasko sadece aracın kendisini korur, trafik sigortası ise diğer araçları veya kişileri korur. Kasko, kast ve ağır ihmal dışındaki kusurlarda ortaya çıkan rizikoları karşılarken trafik sigortası hiçbir kusurun ortaya çıkardığı zararı karşılamaz.

HASAR ORTAYA ÇIKTIKTAN SONRA NE YAPILMALIDIR?

Hasar ortaya çıktı ve gerekli işlemler yapıldıktan sonra hasar sigorta şirketine bildirilmelidir. Şirket, hasarın tespiti için sigorta eksperi görevlendirecektir. Bu kişiler hem sigorta yaptıranı hem de sigortacıyı bilgilendirmek zorundadır. Eksper raporuna göre sigorta şirketi, zararı karşılama oranını sigorta yaptırana bildirir. Eğer karşılama oranında uyuşmazlık olursa Sigorta Tahkim Komisyonu veya mahkemelere başvurulabilir.

Kasko sigortasında esas hak sahibi sigorta ettirendir. Farklı durumlarda, araç üzerinde intifa hakkı sahibi olanlar, rehin veya hapis hakkı olan, haciz koyduran alacaklılar ve bunlara benzer ayrıcalıklı kişiler de menfaatlerini sigorta ettirebilirler.

Kasko sigortası poliçesi, bir yıl süreyle geçerlidir ve poliçe yenileme seçeneği sunar. Poliçe yenileme süresi, poliçenin süresinin dolmasından önce belirli bir süre önce başlar ve poliçenin yenilenmesi için prim ödenmesi gereklidir.

Motorlu Araç İşletenin Sorumluluktan Kurtulması

Karayolları Trafik Kanunu m.86’ya göre araç işletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin kendi kusuru veya araçtaki bir bozukluk sebebiyle ortaya çıkan zararlara karşı sorumluluğu bulunmaktadır.

Sorumluluktan kurtulabilmesi için zarara kendisinin kusuru veya araçtaki bozukluğun sebep olmadığıyla beraber mücbir sebep veya üçüncü kişinin yahut zarar görenin ağır kusurunun sebep olduğunu ispatlaması gerekir. İspat edemezse kanun, işletenin kusurlu olduğunu karine olarak kabul eder.

Öyleyse, araç işletenin sorumluluktan kurtulmasının şartlarının detaylarını açıklayalım:

1.KUSURSUZLUK

Buradaki kusur kavramıyla trafik kurallarına uymamak kastedilmektedir. Ancak araç işleten tüm trafik kurallarına uyduğunu ispatlamak zorunda değildir. Sadece, zarar görenin uyulmadığını iddia ettiği kurallara uyduğunu ispatlaması yeterlidir.

2. ARAÇTAKİ BOZUKLUĞUN KAZANIN MEYDANA GELMESİNDE ROLÜNÜN OLMAMASI

Benzer şekilde işletenin araçtaki tüm parçaların sağlam olduğunu ispatlamasına da gerek yoktur. Sadece, zarara sebep olduğu iddia edilen bozuklukların olmadığını ispat etmekle yükümlüdür. Örneğin, yağmursuz bir günde yapılan kazada sileceklerin çalıştığını ispat etmek zorunda değildir.

Araçta bozukluk varsa, hangi nedenden kaynaklanırsa kaynaklansın, işleten sorumluluktan kurtulamayacaktır. İşleten veya kendisinin eylem ve işlemlerinden sorumlu tutulduğu kişi tamamen kusursuz bile olsalar araçtaki bozukluk onları sorumluluk altında bırakır.

Araçtaki bozukluk, mücbir sebep değil, beklenmeyen hal niteliğindedir. İşleten, beklenmeyen hallerden de sorumludur. Ayrıca bu durum tazminat miktarında bir indirime de sebep olmaz. Genellikle teknik arızaları önlemek mümkündür. O halde teknik arızalar da araç sahibinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Araçtaki bozukluk, zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan kaynaklanıyorsa işleten zarardan sorumlu olmaz. İmalatçı üçüncü kişi değildir. Dolayısıyla onun ağır kusuru işletenin sorumluluğundadır. Tamircinin kusuru için iki farklı durumdan bahsedebiliriz. Eğer tamircinin kusuru bakım ve onarımda gerekli özenin gösterilmemesine dayanıyorsa işletenin sorumluluğu vardır.Ancak, tamirci aracı kasten bozmuşsa burada işletenin sorumluluğu ortadan kalkar. İmalatçı veya tamircinin kusuru nedeniyle sorumlu bulunan araç sahibi bu kişilere rücu edebilir, yaptığı ödemeleri talep edebilir. Araçtaki bozukluğun ortaya çıkmasında zarar görenin hafif kusuru varsa işletenin sorumluluğu devam eder ancak talep edilen tazminatta indirim yapılır.

İşleten, kazadan kısa bir süre önce aracın trafik muayenesini, serviste bakım ve onarımını yaptırdığını ispat etmiş olsa bile sorumluluğu devam eder.

3. KURTULUŞ KANITI GETİRMİŞ OLMASI

Zararın işletenin kendi kusuru veya araçtaki bozukluk sebebiyle oluşmadığının ispatının yanı sıra mücbir sebep, zarar görenin ağır sorumluluğu veya üçüncü kişinin ağır sorumluluğu halleri sebebiyle oluştuğunu ispat etmiş olması gerekir.

Motorlu aracın işletme tehlikesi dışında gerçekleşen, öngörülmesi ve kaçınılması imkân dâhilinde olmayan olağanüstü olaylara mücbir sebep adı verilir. Deprem, sel, yıldırım düşmesi gibi olaylar mücbir sebep içinde değerlendirilir. Şiddetli kar yağışı, don, sürücünün direksiyon başında uyuyakalması veya ölmesi gibi olaylar ise beklenmedik haldir. Bunlar aracın işletmesine dahil olan, beklenebilir ve önlem alınabilir halleri ifade eder. Bu tip durumlardan mücbir sebebin aksine işleten sorumludur.

Zarar görenin yine hafif kusurunda tazminat miktarında indirim yapılırken ağır kusurunda işleten sorumluluktan kurtulur. İşletenin, kusursuzluğunu veya araçtaki bozukluğun kazanın meydana gelmesinde rol almadığını ispatlayamadığı durumlarda tek sorumlu işleten olmaz. Zarar görenin ağır kusurundan kaynaklanan sorumluluğu devam eder. Örneğin; kırmızı ışıkta geçen yayaya, alkollü sürücünün veya freni bozuk bir aracın çarpması durumlarında sürücüler de yaya da kusurlarından dolayı sorumludur.

Üçüncü kişinin kusurunda ise; ağır kusuru olduğunda işletenin sorumluluğu ortadan kalkarken hafif sorumluluğu olduğunda işletenin sorumluluğu devam eder. Ancak bu kez işleten, üçüncü kişinin hafif kusurunu öne sürerek tazminatta indirim talep edemez, işleten ve üçüncü kişi müteselsilen sorumlu olur.

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Destekten yoksun kalma tazminatı, ölenin yaşarken destek verdiği kişilerin ölüme sebep olan taraftan talep edebileceği maddi tazminattır.

Buradaki amaç destekten mahrum kalan kişilerin hayatlarına aynen devam etmeleridir, zenginleşmeleri değil. Yardımın düzenli olması ve bunun da bakılan kimsenin normal yaşama imkânlarını sağlama amacıyla yapılması gerekir. Bunun dışında bir amaçla verilen destekler sürekli de olsa destekten yoksun kalma tazminatı ile talep edilemez. Yapılmış olan yardımın nedeni önemli değildir. Merhamet veya dinî nedenlerle, itibar kazanmak amacıyla yapılmış olabilir. Fakat neden, ahlaka aykırı olmamalıdır. Desteğin sürekli olmasıyla kastedilen her gün, ay yapılması değildir. Yılda bir kez yapılan fakat her yıl tekrarlanan bir yardım da bu kapsama alınır. Verilen destek illaki parasal bir destek olmak zorunda değildir.

Davacı mevcut hayat seviyesini idame ettirecek bir imkâna sahip ise talebi reddedilir.

Ayrıca destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için ölüm neticesi gerçekleşmeseydi desteğin verilmeye devam edileceği ile ilgili bir inanç olması gerekir.

Bu tazminatı talep etmeleri için ölümden önce destek alıyor olmaları şarttır. Normalde destek almayan kişi öldükten sonra destekten yoksun kalma tazminatı talep edemez. Destekten yoksun kalma tazminatı davasını destek alan herkes açabilir. Ancak eşi, çocukları, anne ve babası gibi kanunen destek verdiği yönünde bir karine bulunan kişiler dışındaki amcası, halası, erkek/kız arkadaşı gibi kişiler destek aldığını ispatlamak zorundadır. Buna ek olarak anne, baba eş vb. gibi destek verdiği karine olarak kabul edilen kişilerin hayatın olağan akışına aykırı şekilde aslında destek vermediği ispat edilirse destekten yoksun kalma tazminatı talep edilemez. Örneğin yıllardır görüşmeyen eşler için destekten yoksun kalma tazminatı talep edemez.

Bir sözleşme ile ölünceye kadar bakma borcu altında olan kişi ölürse bakılan kişiye destekten yoksun kalma tazminatı ödenmez.

İş kazaları veya meslek hastalıkları sonucu ölüm dolayısıyla ölenin yakınlarına Sosyal Sigortalar Kurumunca ödenen yoksun kalma tazminatlarından ötürü SGK, kusurlu işverene karşı rücu hakkına sahiptir.

Ölenin gelirinden pay alabilme hakkına sahip kişilerden birinin dava açmamış olması, onun payının başkalarına dağıtılabileceği anlamına gelmez.

Bekar olduğu dönemde alabileceği destek ile evlendikten, çocuğu olduktan sonra alacağı destek farklı hesaplanmalıdır.

Destekten yoksun kalma tazminatı talebinin zamanaşımı süresi, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren 2 yıldır. Ölüm olay nedeniyle fakat tedaviyle süren yıllardan sonra gerçekleştiyse ölümün gerçekleştiği yıldan itibaren süre işlemeye başlar. Her koşulda 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar.

18 Yaşından Küçükler İçin Geçici İş Göremezlik Tazminatına Hükmedilebilir mi?

18 Yaşından Küçükler İçin Geçici İş Göremezlik Tazminatına Hükmedilebilir mi?

  •   4. Hukuk Dairesi         2021/11579 E.  ,  2022/5030 K.
  • ‘18 yaşından küçük olup aktif çalışması bulunmayan çocuk yararına geçici iş göremezlik tazminatı hükmedilemez. Davacı kaza tarihinde 14 yaşında olup kaza tarihindeki yaşı itibariyle kazanç getiren herhangi bir işte çalışmamaktadır. Bu yönden mahrum kalınan bir kazançtan bahsedilemeyeceğinden bu zararın oluştuğunun kabulü doğru değildir.’
  • 4. Hukuk Dairesi         2021/18338 E.  ,  2021/9298 K.
  • ‘18 yaşından küçük olup aktif çalışması bulunmayan çocuk yararına geçici iş göremezlik tazminatı hükmedilemez. Davacı kaza tarihinde 17 yaşında olup kaza tarihindeki yaşı itibariyle kazanç getiren herhangi bir işte çalıştığına dair dosyaya sunulmuş bir delil bulunmamaktadır. Bu yönden mahrum kalınan bir kazançtan bahsedilemeyeceğinden geçici iş göremezlik zararının oluştuğunun kabulü doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekir.’
  •  4. Hukuk Dairesi         2021/2728 E.  ,  2021/2749 K.
  • ‘Uyuşmazlık Hakem Heyetince davacının kaza tarihinde 6 yaşında olduğu, başvuru sahibinin kaza sonucu yaralanması sebebiyle öğrenimine devam edememesi, öğrenim hayatında sene kaybetmesi veya akranlarına göre hayata geç atılması gibi somut durumların varlığının kanıtlanamaması gerekçesiyle geçici iş göremezlik tazminatı talebinin reddine, sürekli iş göremezlik tazminatı talebinin ıslah doğrultusunda kabulüne ve geçici bakıcı gideri tazminatı talebinin kısmen kabulüne karar verilmiş, davacı vekilinin geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin itirazı üzerine İtiraz Hakem Heyetince geçici iş göremezlik tazminatının efor kaybı olarak yaşla bağlantılı olmadan bu tazminatın ZMSS kapsamında talep edilebileceği gerekçesiyle davacının bu hususa ilişkin itirazı kabul edilerek davacı için 2.356,67 TL geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmiştir.

 Oysa, davacı yaşı itibariyle gelir getiren bir işte çalışamayacağına göre geçici iş göremezlik zararı ile ilgili talebin reddine karar vermek de gerekebilir. Geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin itirazı kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.’

  • 4. Hukuk Dairesi         2021/10518 E.  ,  2022/3275 K.
  • ‘Dairemiz uygulamaları gereği cismani zarar nedeniyle geçici iş göremezlik zararı talep edenlerin kaza tarihinde 18 yaşından küçük olanların geçici iş göremezlik tazminatı talep edemeyecekleri yönündedir.
    Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında; davaya konu edilen geçici iş göremezlik zararının, davacının kaza tarihi itibariyle 18 yaşından büyük olduğu dikkate alınmak suretiyle karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı biçimde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.’
  • 4. Hukuk Dairesi         2021/4222 E.  ,  2021/8157 K.
  • ‘18 yaşından küçük olup aktif çalışması bulunmayan çocuk yararına geçici iş göremezlik tazminatı hükmedilemez. Davacı kaza tarihinde 16 yaşında olup kaza tarihindeki yaşı itibariyle kazanç getiren herhangi bir işte çalıştığına dair dosya kapsamında bir bilgi ya da belge bulunmamaktadır. Bu yönden mahrum kalınan bir kazançtan bahsedilemeyeceğinden bu zararın oluştuğunun kabulü doğru değildir.’
Geçici İş Göremezlik Tazminatı

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda geçici iş göremezlik zararı doğrudan sayılmamış ve tanımı yapılmamıştır. Ancak, kanunun genel hükümleri çerçevesinde, geçici iş göremezlik zararı kavramı bazı yargı kararları ve öğreti görüşleri tarafından yorumlanmıştır. Geçici iş göremezlik durumları, TBK sistematiğinde kazanç kaybı kapsamında değerlendirilir. Geçici iş göremezlik, kaza geçiren kişinin kalıcı bir sakatlık durumu olmaksızın, tedavi sürecinde çalışamaması ve bu nedenle bir süre iş ve kazanç kaybına uğraması durumunu ifade eder. Bu durumda, kazazedeye iş göremezlik süresince geçici iş göremezlik ödeneği verilir. Yargıtay, geçici iş göremezlik zararını, bir kişinin haksız fiil sonucu tedavi görmesi gerektiğinde, iyileşinceye kadar çalışamaması ve bu nedenle iş ve kazanç kaybına uğraması olarak tanımlamaktadır. Bu nedenle, geçici iş göremezlik zararı, kazazede veya hastanın, iyileşene kadar geçen sürede geçici olarak iş yapamamasından kaynaklanan ekonomik kayıpları ifade eder. Yargıtay, bu kayıpların, tedavi süreci boyunca gerçekleşen tıbbi giderlerin yanı sıra, kişinin kazancına ve işine zarar veren iş kaybı, kaybedilen iş fırsatları, yarım kalan işlerin tamamlanması için ek masraflar gibi diğer ekonomik kayıpların tazmini için talep edilebileceğini de belirtmektedir. Yargıtay, geçici iş göremezlik döneminde kişinin %100 iş gücü kaybına uğradığının kabulü ile hesaplama yapılması gerektiğine ilişkin bir karar vermiştir. Bu karar, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle geçici iş göremezlik sürecinde olan kişilerin maddi haklarının belirlenmesinde önemli bir etkiye sahiptir.

Yargıtay’ın bu kararı, geçici iş göremezlik sürecindeki kişilerin iş gücü kaybının yüzdesi ve süresi gibi faktörlere göre maddi tazminatlarının belirlenmesi konusunda bir referans noktası olarak kabul edilebilir. Ancak her vakada, kişinin iş gücü kaybı ve süresi gibi faktörler dikkate alınarak ayrıntılı bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Esasında tekrar edecek olursak; geçici iş göremezlik zararı, bir kişinin iş göremezliği nedeniyle, çalışamadığı süre boyunca maddi zarara uğramasıdır. Bu süre içinde kişi normal olarak gelir elde edememekte ve bu nedenle maddi kayıplar yaşayabilmektedir. Örneğin, bir işçinin hastalık nedeniyle işe gelememesi durumunda, çalışamadığı süre boyunca maaşını kaybetmesi geçici iş göremezlik zararına örnek olarak gösterilebilir. Öğretide görüş birliği olmamasına rağmen, yargı kararları geçici iş göremezlik zararının tazmini konusunda önemli bir yol gösterici olabilir.

Geçici iş göremezlik tazminatı, bir kişinin haksız bir fiilden zarar görmesi durumunda, tedavi ve iyileşme sürecindeki iş göremezlik nedeniyle uğradığı maddi kaybın tazmini için ödenen bir tür tazminattır. Bu tazminat, kişinin çalışamama süresi boyunca elde edeceği ücret kaybını karşılamak için ödenir ve genellikle sigorta şirketleri tarafından ödenir. Geçici iş göremezlik tazminatı, özellikle iş kazaları, trafik kazaları ve meslek hastalıkları gibi durumlarda ortaya çıkar. Bu tazminat, kişinin tedavi ve iyileşme sürecinde geçici olarak iş göremez hale gelmesi nedeniyle, işverenin ya da sigorta şirketinin ödemesi gereken bir tür tazminattır. Bu tazminatın miktarı, kişinin kazadan sonra kaç gün iş göremez olduğuna ve kişinin işindeki ücretine bağlı olarak değişebilir. Bu tazminatın hesaplanmasında kullanılan yöntemlerden biri de “fark teorisi” olarak adlandırılan yöntemdir.

Fark teorisi, çalışanın iş kazası veya meslek hastalığı öncesindeki çalışma gücü ile kazaya veya hastalığa bağlı olarak kaybettiği çalışma gücü arasındaki farkın tazmin edilmesini esas alır. Bu fark, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle çalışanın geçici olarak iş yapamaması süresince ödenmesi gereken tazminatı belirler.

Ancak, “fark teorisi” uyarınca geçici iş göremezlik tazminatının hesaplanması için, malvarlığı zarar görenin rızası dışında azalması gerektiği yönündeki ifade yanlıştır. Bu ifade hukuki açıdan doğru değildir.

Geçici iş göremezlik tazminatının hesaplanmasında, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu çalışanın geçici olarak iş yapamaması nedeniyle gelir kaybı yaşadığı kabul edilir. Dolayısıyla, zarar görenin rızası dışında bir gelir kaybının meydana gelmesi yeterlidir. Malvarlığı zarar görenin rızası dışında azalmak zorunda değildir.

Geçici iş göremezlik zararı her durumda farklılık gösterebilir. Geçici iş göremezlik zararı, bir kişinin geçici olarak iş yapamamasından dolayı kaybettiği geliri ifade eder. Ancak bu kayıp, kişinin mesleği, çalıştığı işyeri, işe geri dönüş süresi gibi faktörlere bağlı olarak değişebilir. Örneğin, bir ofis çalışanı ile bir inşaat işçisinin iş göremezlik zararı farklı olabilir çünkü bir ofis çalışanı genellikle masa başında çalışırken, bir inşaat işçisi ağır fiziksel iş yapar. Aynı şekilde, bir kişinin işe geri dönüş süresi de tedaviye ve iyileşme sürecine bağlı olarak değişebilir. Dolayısıyla, her durumda geçici iş göremezlik zararı farklı olabilir ve somut olaya göre değerlendirilmelidir. Geçici iş göremezlik zararının içeriği, her somut olaya göre farklılık gösterir ve üç farklı değerlendirme yapılabilir:

  1. Kazanç Kaybı: Geçici iş göremezlik nedeniyle, kişi normalde kazanacağı ücreti kaybedebilir. Bu durumda, geçici iş göremezlik zararı, kaybedilen ücretin miktarına eşit olacaktır.
  2. Ek Masraflar: Geçici iş göremezlik tedavisi, tıbbi tedavi, ilaçlar ve diğer tıbbi masraflar gibi ek masraflara neden olabilir. Bu masrafların toplamı da geçici iş göremezlik zararının bir parçası olacaktır.
  3. Kaybedilen Olası Kazanç Fırsatları: Geçici iş göremezlik nedeniyle, kişi potansiyel kazanç fırsatlarını da kaybedebilir. Örneğin, bir işe başvuruda bulunmayı planlamış olabilir veya yeni bir iş teklifi almış olabilir. Bu kaybedilen fırsatların kaybı da geçici iş göremezlik zararının bir parçası olacaktır.

Bu üç faktör, geçici iş göremezlik zararının içeriğini oluşturur ve somut olaya göre farklılık gösterir. Uygun değerlendirme, kişinin geçici iş göremezlik zararını doğru bir şekilde hesaplamasına yardımcı olacaktır.

-Geçici İş Göremezlik Tazminatından Sorumluluğun Şartları

Türk Borçlar Kanunu’nda geçici iş göremezlik tazminatının şartları doğrudan düzenlenmemiştir. Bu konuyla ilgili düzenlemeler Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yayınladığı yönetmeliklerde yer almaktadır.

1- İş yerlerinde zarar gören çalışanların geçici iş göremezlik hali bulunmalıdır.

2- Maddi bir zarar bulunmalıdır.

3- Uygun nedensellik bağı bulunmalıdır.

4- Davalının Sorumlu Olmasını Gerektiren Kusuru veya Bir Kusursuz Sorumluluk Hali Bulunmalıdır.

–  Bu tazminatın hesaplanması, işçinin çalışması karşılığı elde ettiği gelir ve varsa kusuru dikkate alınarak yapılır. Hesaplama yapılırken, geliri olanların elde ettikleri gelirler esas alınır. Bu gelirler, asgari ücretten az olmamak kaydıyla hesaplanır. Asgari ücret, her yıl belirlenen bir tutardır ve herhangi bir çalışanın en az bu kadar bir gelir elde etmesi gerekmektedir. Tazminatın hesaplanması için, çalışanın geliri, iş göremezlik süresi, tedavi süresi ve maluliyet oranı gibi faktörler de dikkate alınır.

Bu nedenle, davacının geliri yanı sıra, tedavi süresi ve iyileşme süresi de dikkate alınarak maluliyet oranının kesin olarak tespit edilmesi gerekmektedir. Bu faktörlerin doğru bir şekilde belirlenmesi, tazminatın adil ve doğru bir şekilde hesaplanmasını sağlayacaktır.

Dolayısıyla, geçici iş göremezlik tazminatı davalarında, davacının gelirinin yanı sıra, iyileşme süresi, tedavi süresi ve maluliyet oranı da dikkate alınarak tazminatın adil bir şekilde hesaplanması gerekmektedir. Son olarak; Yargıtay’ın uygulamasına göre, dava devam ederken davacının vefat etmesi halinde, davacının hakları mirasçılarına geçer ve davaya devam edilir. Geçici iş göremezlik zararı ve bakıcı gideri zararı, kaza tarihinden ölüm tarihine kadar belirlenerek, davacı murisin mirasçılarının miras payları oranında tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.

Sürekli iş göremezlik zararı ise, davacının vefatıyla birlikte sona erer ve bu zarar için tazminat talep edilemez. Ancak, ölüm nedeniyle meydana gelen diğer zararlar, örneğin maddi ve manevi zararlar için tazminat talep edilebilir.

Özetle, davacının vefatı durumunda, geçici iş göremezlik zararı ve bakıcı gideri zararı için tazminat talep edilebilir ve bu tazminat davacı murisin mirasçılarının miras payları oranında belirlenerek ödenir. Sürekli iş göremezlik zararı için ise tazminat talep edilemez.

Open chat
Whatsappdan mesaj at
Merhaba
Geçmiş Olsun.Size yardımcı olabiliriz.
Hemen Ara